PAZARTESİ 11 MAYIS 1998
Esen Ünür kırk yılın radyo televizyon yayıncısı ve gazetecisi. Uzun süreden beri de mesleğini Washington'da sürdürüyor. İşte geçtiği son haber:
- Amerika, uzaya en çok giden ülke, köprüsü, yeşili, ineği, otomobili, TV vericisi, TV alıcısı, suçu ve suçlusu en çok olan ülke... Ama, bu "en çok"lar ülkesinde en az, hatta hiç olmayan bir şey var: Hiçbir TV'nin yayınında ölen, intihar eden, boğulan insan veya hayvan görüntüsüne rastlamak mümkün değil. Ama geçenlerde yerel bir TV kanalında polisin ayağından vurduğu bir soyguncunun kanlı görüntüleri yayınlandı. Bunun üzerine herkes ayağa kalktı. Ve o TV kanalı, tam 24 saat boyunca her saat başı izleyicilerden özür diledi: "Bir insanın vuruluşunu sizlere izlettik. Bizi bağışlayın. Bir daha böyle bir hatayı yapmayacağız!"
Parçalanmış vücut, kanlı ceset, cinsel saldırı teşhir etme konusunda birbirleriyle yarış eden bizim TV kanallarımız ise belli ki bizim halkı özür dilenmeye değer bulmuyor. Aksine halkımızın bu görüntülerden zevk aldığını varsaymaya devam ediyorlar.
Bu durumu eleştirenlere ise, o nesebi meçhul "reyting" rakamlarını sallayarak onları, haber alma özgürlüğüne ve serbet yayıncılık ilkelerine müdahale etmekle suçluyorlar.
Birçok TV'nin ana haber bülteni kavga gürültüden, kan revandan, düzeysizlikten ve çığırtkanlıktan geçilmiyor, seçilmiyor.
Türk Ceza Yasası yeniden düzenlendi. Ama maalesef yasaya Halka sadist veya eşek muamelesi yapmak diye bir madde eklenmesi yine unutuldu. Belli ki yerli medyamızın bir bölümü, bu boşluktan yararlanmayı sürdürecek.
Bir de sözde sistem tartışması açanlara, yeni oluşum girişimi başlatanlara, daha üç yıl, üç ay, hatta üç hafta önce söylediklerine, yaptıklarına bakmadan, onlara mikrofon ve kamera tahsis eden TV'lerimiz var.
Bunlar sabah akşam demokratikleşmenin önündeki engellerden, lider sultasına, birlik ve beraberlik ruhundan, her türlü yapısal ve sistemsel değişiklik incilerine mikrofon tutmayı sürdürüyorlar.
Hem de bu incilerle halkın gündelik gerçekleri arasında herhangi bir bağlantı ricasında bulunmadan:
- Afedersiniz, İstanbul'da iki ayda 10 binin üzerinde aşırı alkollü araç sürücüsü direksiyon başında yakalandı. Bu kentimizde hafta sonlarında geceleri kafayı çekip direksiyona geçmek artık bir yaşam biçimine dönüştü. Bu toplumsal cinnetin sizin açıkladığınız hedeflerle, lider sultasıyla, sağda ve solda birleşmeyle ilişkisini bir kurar mısınız?
Ya da şöyle bir istirham:
- İstanbul'da Boğaz köprüleri, Ankara'da ise Akay Kavşağı her gün üç beş saat boyunca yüzbinlerce yurttaşımızın ömrünü törpülüyor, gırtlağını sıkıyor. Mesala, Meclis'in dış görüntüsü bozulur diye üst geçit yapımına liderler mi engel oluyor, yoksa Batı Çalışma Grubu mu? Başkent'i ikiye bölen o tıkanıklıkla rejimdeki tıkanıklık arasındaki bağı nasıl çözeceksiniz?
Söz gelimi Yalım Bey'in böyle bir soruya vereceği yanıt reyting rekorlarına yol açabilir. O da kendisine, solu neyse de, merkez sağı birleştirmeye niçin, TÜSİAD ile Odalar Birliği'ni birleştirmekten başlamadığı sorusuna vereceği yanıttan kurtulur.
Bu arada da TV'lerimiz de kırk tane kolu kopmuş ceset, otuz yedi baltalı sopalı kavga görüntüsü yayınlamış kadar olur.
Denemesi bedava.