PAZARTESİ 11 MAYIS 1998
Çarşamba günü CarrefourSA Mağaza Müdürü Francis Wagner gazeteye ziyarete geldi. Nedenini her halde bu köşenin okurları tahmin edecektir. Hafta başında yazmaya çalıştığım bir yazıda, CarrefourSA'ya giden bir müşterinin güvenlik görevlilerinden "kafa" yediğini anlatmıştım.
Francis Wagner, olayın doğru, ancak bazı eksik taraflarının olduğunu belirerek "6 yıldır Türkiye'deyim, ilk kez böyle bir olay meydana geldi, nasıl üzgün olduğumu anlatamam" dedi.
6 yıl önce CarrefourSA'nın müdürü olarak İstanbul'a yerleşen Wagner çok iyi Türkçe öğrenmiş. "Zaten başka yolu yok, Türk müşterilere hizmet veriyoruz, o halde müşterinin dilini bilmek zorundayız" diyor.
Wagner olay gecesini şöyle anlattı: "Saat 21.30 sıralarında Hakan Erman bey eşiyle birlikte mağazamıza gelmiş. Her zaman olduğu gibi güvenlik görevlileri çantaları kontrol etmek istemiş. Ancak Hakan Bey 'Eşimi arayacaksanız kadın görevli gelsin' demiş. Bizim her kapımızda mutlaka bir erkek bir de bayan güvenlik görevlisi durur. ne şansızlık ki, Hakan Bey'in geldiği kapıdaki görevli bayan 21.30 çay molası için 5 dakikalığına buradan ayrılmış. Güvenlikçi arkadaşımız o anda bayan görevlinin olmadığını, ancak eğer dilerse diğer kapıdan girmesini önermiş. Buna karşın Hakan Bey çok öfkelenmiş, ufak bir itiş kakış olmuş, Hakan bey arkadaşımızı itmiş o da herhalde boş bulunduğundan olacak yere düşmüş. Bu durumu gören diğer güvenlikçi arkadaşlar oraya koşmuşlar. haliyle biraz kalabalık olmuşlar. Hakan Bey daha da sinirli davranınca güvenlikçilerden biri maalesef kafa atmış. Ben durumu öğrenince hemen aşağı koştum. İki taraf da birbirinden şikayetçi olacağını söyleyince mecburen polis çağırdık. Hakan Bey karakolda fazla sert davrandığını kabul ederek özür dilemiş. Sonunda el sıkışmışlar ve şikayetlerini geri almışlar. tabii bu olayla ilgili bir bahane ileri sürmek istemiyorum, bu bir hatadır, bir daha da olmayacaktır."
Francis Wagner'i dinledikten sonra güvenlik üzerine uzun bir sohbet yaptık. Kendisine Avrupa ve Amerika'da bu tür kapı görevlileri olmadığını, ama onların çok daha dikkatli bir kontrol yaptıklarını anlatmaya çalıştım. Wagner buna hak verdi ancak "Bu konuda haklısınız ama biz burayı açtığımızda diğer bütün büyük mağazalarda bu tür güvenlik uygulanıyordu, biz de buna uyduk" dedi.
Wagner daha sonra CarrefourSA'nın özelliklerinden söz etti. Çok ilginç rakam ve bilgiler verdi, ancak sanıyorum bugün bunları sığdırmak zor. Söz, yakında bu bilgileri de sizlere aktaracağım.
Cumartesi gecesi Muazzez Abacı uzun bir aradan sonra Günay'da ilk kez sahneye çıktı. Sahnede geçirdiği bir rahatsızlık sonucu herkesi "Galiba kaybediyoruz" diye korkutan Muazzez Abacı, doktorların yoğun çabası ve inanılmaz azmi ile yeniden hayata döndü ve dönmekle kalmayıp sahnedeki yerini aldı. Bu ilk gecede doktorlarına ve kendisini sevenlere duygu dolu sözlerle teşekkür eden Abacı herkesin gözlerini yaşarttı. Ama Muazzez Abacı asıl sürprizini programının sonuna doğru yaptı. Abacı "Şimdi lütfen dikkatli olun" dedikten sonra sahne ışıkları hafif karardı ve bir ses yükseldi. Bu Zeki Müren'in sesiydi. Günay'ı dolduran yüzlerce kişi bir anda dondu kaldı. Zeki Müren unutulmaz bestesi "Biz Ayrılamayız"ı söylüyordu. Az sonra Zeki Müren'e Muazzez Abacı da katıldı. Gözyaşlarını tutamayan Muazzez Abacı, Türkiye'de bir ilke imza atıyordu aslında. Abacı tıpkı Nat King Coole'un "Unforgetible" parçasına kızının yaptığı "Miks kaydını" Zeki Müren'le yapmıştı. Böylelikle Türk Sanat Müziği tutkunları biri aramızda olmayan iki ünlü devi aynı parçada birlikte dinleme şansına kavuştu. Projenin fikir babası Cüneyt Ortan "Zeki Müren, Muazzez Abacı" ikilisinin birlikte söylediği "Biz Ayrılamayız"ın haziran ayında piyasaya çıkacağını söyledi.
Günay'daki gecenin diğer yıldızı ise Nükhet Duru'ydu. Ünlü sanatçı konuk ettiği annesine söylediği "Canım Annem" şarkısıyla seyircilere duygulu anlar yaşattı.
Kutulu içeceklerin kapakları neden içeri doğru (2)
Bir süre önce kutulu içeceklerin açılmasını sağlayan parçaların içeri doğru açıldığını ve bu nedenle kapak üzerindeki pisliklerin içeri girdiğini yazmaya çalışmıştım. Bu konuda meşrubat firmalarından hiç ses seda çıkmadı. Sadece bendeki bir bilgiyi aktarmıştım o yazıda. Eskiden bu kapaklar dışa doğru çekilir ve çıkarılıp atılırdı. Amerika'daki doğaseverler bu küçük teneke parçalarının çevreye zarar verdiğini belirtmişler, firmalar da içeri açılma yöntemini bulmuştu. Geçenlerde bir mesaj aldım ve kutu kapaklarının dağoya bir zararını daha öğrendim. Şimdi, bu kapakların başında yuvarlar bir pim var ya, bunlar yere atıldığında kuşlar gelip bunlarla oynuyormuş, sonra bazı kuşların gagaları bu pime takılmış ve kuşlar ölmüş. Bunun üzerine ağaya kalkan doğacılar firmalara baskı yapmışlar. Görüyorsunuz, dünya nelerle uğraşıyor, ama herhalde bizim uğraştıklarımızdan daha ciddi ve önemli.