PAZARTESİ 11 MAYIS 1998
Kulak ki yalnız işitir ve görmez ve koklayamaz ve tadamaz. Göz ki yalnız görür ve işitemez ve dokunamaz. Burun ki göremez, dudak ki koklayamaz... Tek duyulu ne garip araççıklardır bunlar.
Hiç bir konserin zevkine varamadı burun; ve el güzelim gülleri koklayamadı. Kulak bütün tablolardan habersiz. Bunlar tamamlar da birbirini bir keman sesinden yaşlanır gözlerimiz. Baharın menekşeleri dolar içimize ve seyrederiz bazen gamlı, bazen bilinmez dünyaları görür gibi batan güneşi...
Ayaklar yürür, yürür götürür. Çıtırdar dizkapakları. Kirpikler, kapanınca göz kapakları, değiverir birbirine...
Bütün bunlar ötesinde bir de düşünce vardır. İmbiklerden çekilmiş sesler, bir hastane yatağında özlenen anason kokulu rakı, Fromentin'in resmi ve romanı ve bütün yaşanmış günlerden arta kalmış olanlar, ordadır.
Düşünce örer biriktirdiklerini; örer örer de, örgülerde hiç görülmemiş biçimler bulur. Yıldızlar iner karanfil saksısına, kahkahalar uçar denizdeki sandaldan, tıpış tıpış yürür devler kolları göğe doğru. Bir de hesap makinesi çalışır. Kârı ne, ziyanı ne?.. Çıkarı ne, çıkardığı ne?.. Yalanlar, preste ezilmesi gibi havucun, geçince makineden biraz su ve posa kalır. Ve iyise makine, havuçtan hiçbir parça kaçamaz ezilmeden. Ama kötüyse makine, ezemezse havucu, nah diş diş, lokma lokma, bazen de kol gibi öteki tarafa geçirir yalan havuçlarını... Suyunu ve posasını ayıramadan...
Arada sırada bakmak gerekir makineye.. İyi eziyor mu, iyi ayırıyor mu? Bozulmuşsa azıcık, o birbirini tamamlayan garip araççıkları teker teker kurcalamalı... Göz memnun mu gördüklerinden, kulak memnun mu işittiklerinden, burun memnun mu kokladıklarından, dudak memnun mu tattıklarından, el memnun mu yokladıklarından... Ve nasıl birbirikim yapıyorlar düşüncede. Ve bu birikim nasıl örüyor örgülerini, nasıl çalıştırıyor hesap makinesini... Kârı ne, ziyanı ne; çıkarı ne, çıkardığı ne?..
Mutlaka iyi çalışmalıdır makine... Ezmelidir yalan havuçlarını...
Makine çalışmazsa göz görse de anlamaz, kulak duysa da anlamaz, burun koklasa da anlamaz.. Ve onlar anlamadıkça makine çalışmaz.. İçinden çıkılmaz bir ahmaklık çemberi başlar dönmeye...
Bulutlar niye güzel beyaz beyazken?.. Niçin viyolanseller hıçkırıyor karanlıkta, neden öksüz ve gurbette gibidir gönül?.. Yudumlayınca bunları, düşünce de yüceleşmeli, çalıştırmalı zaman zaman hesap makinesini.
Hayatı yaşamak ancak anlamak ile mümkündür. Anlamak, duymak ve düşünmekle mümkündür. Duymak ve düşünmek de anlamak ile mümkündür. Bir parça çaba.. Bir milim duyuş, bir milim düşünce derkeeen efendim, bir milim anlayış ve bir milim duyuş daha.. Bir de bakmışsın kırılmış, çıkılmaz ahmaklık çemberi...
Dünya pırıl pırıl, yıldızlar karanfil saksısında, kahkahalar sandalda...
Göz, kulak, burun, dudak, el, ayak ve beyin...
Hepsi de tamamlar birbirini ve çalıştırır makineyi.. Kârı ne, ziyanı ne; çıkarı ne, çıkardığı ne?.. Ezilir ezilir gider yalan havuçları... Ortada sadece posa ve gerçeğin özü kalır...
Not: 22 yıl önce yazılmış bir yazı...
özel koleksiyondan...