kapat

PAZARTESİ 11 MAYIS 1998

Demirel'den Hafız Esat'a rest

Demirel, 19-20 Ocak 1993 tarihlerinde Şam'a yaptığı resmi ziyarette, Suriye yöneticilerine, PKK örgütünün başı Abdullah Öcalan'ı, ülkelerinde niçin barındırdıklarını soruyordu...Suriye Devlet Başkanı Hafız Esat ise bu konuda bilgisi olmadığını söylüyor, Türkiye Başbakanı bunun üzerine Apo'nun adresi ve telefon numarası yazılı bir kartı kendisine uzatıyordu...

Suriye'nin Başkenti Şam'da "Çift Yıldızlı Saray" olarak adlandırılan istihbarat binası, 19 Ocak 1993 Salı gününün öğle saatlerinde Türkiye Başbakanı Süleyman Demirel'le, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esat'ın "çok önemli" bir görüşmesine sahne oluyordu.

Konuk Başbakan, Suriye'ye çantalar dolusu dosyalarla gelmişti. Ev sahibi Devlet Başkanı ise, bu ziyarete büyük önem veriyordu. Demirel, Şam Havaalanı'nda özel uçaktan iner inmez doğruca Hafız Esat'ı ziyarete gidiyor, Suriye Başbakanlık Binası'nın karşısında bulunan özel sarayda dosyalarını açıyordu.

Demirel'in ilk dosyası, güvenlik sorunlarını kapsayan, "PKK Dosyası" idi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ayrılışçı PKK örgütünün başı Abdullah Öcalan'ın, Suriye'de barındırıldığını biliyordu. Şam'daki yetkililer ise, bu konuda duyarsızdı.

Gazeteci ordusu...

50. Hükümet'in Başbakanı Süleyman Demirel, bu iki günlük resmi gezisinde kalabalık bir devlet kadrosu ve gazeteci ordusu ile gidiyordu. Heyette, Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, devlet bakanları Cavit Çağlar ve Mehmet Batallı ile Tarım ve Köyişleri Bakanı Necmettin Cevheri de vardı.

Demirel, Hafız Esat'la yaptığı görüşmelerin ilkinde, iki ülke arasında mazisi beş asra yaklaşan birliktelik ve komşuluktan bahsediyor, fakat son yıllarda Türkiye'nin doğrudan güvenliğini ilgilendiren bir konuya öncelik veriyordu.

Hafız Esat, Demirel'in ziyaretini iyi şekilde değerlendirmek istiyordu. Bunu, konuğunu saray kapısında karşılayarak gösteriyor iki gün boyunca da misafirperverliğini fazlasıyla sürdürüyordu.

Demirel ve Hafız Esat yan yana sedef kakmalı koltuklara oturmuşlardı. Suriye yapımı elişi koltuklar, bu tarihi görüşmenin tüm yükünü adeta üzerinde taşıyordu.

Öcalan, Suriye'de

Türkiye Başbakanı Demirel, Suriye Devlet Başkanı'na bir ara serzenişte bulunuyor, "Dost ve komşu iki ülkeyiz" diyordu. Türkiye'nin güvenliğini hedef alan faaliyetleri ile bölgede terör saçan PKK örgütünün, Suriye'de yuvalanmasının nedenlerini soruyordu.

Esat, konuğu olan Başbakan'ı sükunetle dinliyor, ardından da, Abdullah Öcalan'ın, ülkesinde olmadığını ileri sürüyordu.

Demirel, Esat'ı dinledikten sonra bir adım daha ileri gitmek gereğini duyacak ve konuşmasın şöyle sürdürecekti:

"Sayın Başkan, siz, sözünü ettiğim şahsın, ülkenizde olmadığını söylüyorsunuz ama, bizim gazetecilerimiz ülkenize geliyor, röportaj yapıyor, görüşmelerde bulunuyor, daha sonra gazetelerinde bunu yazıyorlar.

Gazetecilerimizin geldiği ülke, ülkeniz. Abdullah Öcalan'la görüştükleri şehir ise Başkentiniz Şam. Elimizdeki bilgilere göre bu zat, Lazkiye şehrinin Kardaha bölgesinde barındırılıyormuş.

Kendisi ile yapılan röportajlar, gazetelerimizde yayınlanınca, Türk kamuoyu bundan rahatsızlık duyuyor"

Suriye'den karşı atak

Esat, Demirel'le yaptığı ilk görüşmede, Türkiye Başbakanı'nın elindeki "Kürt Kartı"nı görmüştü. Bu ziyaret süresince, cevap vermek gerekir, diye düşünmüş olacaklar ki; Suriye Devlet yetkilileri, Türk Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin'e bir karşı dosya iletiliyorlardı.

Dönemin Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, Şam Sheraton Oteli'nin lobisinde karşılaştığı Gazeteci Selahattin Sadıkoğlu'na şunları söylüyordu:

"Selahattin, yazmaman kaydıyla sana şu bilgiyi veriyorum. Sayın Başbakanımız, Suriyeliler'e, Apo konusunu açtı. Onlar, inkar ediyorlar. Bu arada bize mukabil bir dosya verdiler.

Onların iddiasına göre, üç gün önce Hatay'dan, Suriye'ye geçen bir şahsı Halep'te yakalayıp, sorgulamışlar. O şahıs sözde Müslüman Kardeşler Teşkilatı mensubu imiş. Bu kişinin sorgulanması sırasında, yine Türkiye'den giriş yapan dört örgüt mensubu daha yakalanmış.

Bize, karşı kart gösterdiler. Rejimimizle oynuyorsunuz, dediler. Biz, Apo konusunun üstüne gidince, onlar da böyle bir dosya hazırlamışlar. Tetkik edeceğiz."

Suriye yetkilileri, Türkiye'nin, PKK kampları ve Abdullah Öcalan'ın barındırılması konusundaki sistemkâr tavrını kırmak için siyasi bir atağa geçme ihtiyacını duyuyordu. Onlar da, ülkelerinin güvenlik sorununu ileri sürüp, rejim aleyhtarı "Müslüman Kardeşler Teşkilatı"nın, adeta Türkiye'den destek gördüğünü belgelemeye çalışıyorlardı.

O güne kadar adı, özellikle Mısır ve Suriye'de duyulmuş bu örgütle Türkiye'yi ilişkilendirme ilk defa oluyordu. Bu, nasıl bir örgüttü?

Müslüman Kardeşler Teşkilatı

Suriye Baas Partisi 8 Mart 1963'te bir askeri darbe sonucu ülke yönetimine el koyuyor, 17 Kasım 1970'te ise Savunma Bakanı Hafız Esat, ikinci bir iç darbe ile kendisini "Devlet Başkanı" ilan ediyordu. Hafız Esat'la birlikte, ülke nüfusunun yüzde 12'sini teşkil eden ve "Aleviler" olarak isimlendirilen "Nusayriler" ülke yönetimini ele geçirirken, nüfusun yüzde 70'ini oluşturan "Sünniler" ise adeta azınlıkta bırakılıyordu.

Nusayriler'e karşı örgütlenen Sünniler, mücadelelerini "Müslüman Kardeşler Teşkilatı" çatısı altında vermeye başlıyor, kısa bir süre sonra bunların lideri konumundaki kişilerden bazıları öldürülürken, bir kısmı da Irak'a sığınıyordu.

İşte Suriye'nin "Karşı Kart" olarak ileri sürdüğü örgüt buydu. Şam yönetimi, bu tavrı ile Apo'nun, ülkelerinde barındırıldığını dolayısıyle kabulleniyor, "... Ama siz de bizim düşmanlarımızı koruyorsunuz" demeye getiriyordu.

Demirel, Şam'da kaldığı yaklaşık 30 saat içinde Devlet Başkanı Hafız Esat'la üç defa görüştü. Resmi programda ise sadece bir defalık protokol ziyaretinden bahsediliyordu.

Esat, Türk heyetine, beklenenin dışında ilgi gösteriyor, ikili görüşmelerde de Suriye heyetine başkanlık ediyordu. Demirel, Şam'da geçirdiği bu yaklaşık 30 saatinin, 10 saatinde Hafız Esat'la birlikte oluyordu.

"Kasr-ul Şaab"daki ziyafet

Demirel ve beraberindeki heyet 19 Ocak akşamı Şam'ın hakim bir tepesine yapılmış olan "Kasr-ul Şab"da ağırlanıyordu. Türkçe karşılığı "Halk Sarayı" olan "Kasr-ul Şaab"da ağırlanıyordu. Türkçe karşılığı "Halk Sarayı" olan görkemli yapı, mimari bir şaheser olarak çatısı altındaki konukların adeta gözünü kamaştırıyordu.

Türk heyeti mensupları topluca saraya geliyor, futbol sahası büyüklüğündeki salonun bir köşesinde beklemeye koyuluyorlardı. Bir süre sonra Suriye Devlet yetkilileri gelecek, iki ülke yöneticileri kısa zamanda kaynaşacaklardı.

Suriyeli yöneticilerin çoğu Türkçe biliyor, ayrıca hemen hepsi Türkiye'yi gördüklerini söylüyorlardı. Suriyeli bakanlar, milletvekilleri, yüksek bürokratlar ve generaller Türkiye'den gelen konuklarla sohbeti koyulttukça, her iki taraf, özel yaşantılarından bazı kesitleri de orta yerde anlatıyorlardı.

Halk Sarayı konukları

İçlerinde Türk asıllılar, Çerkezler vardı. Her biri en üst düzey yönetici ve komutan olmuştu. Suriye topraklarında eski Osmanlı canlandırılıyordu. Bunlar, Türkiye'den yayın yapan özel TV kanallarını ilgi ile izlediklerini, özellikle gece 24'ten sonra "kırmızı nokta" filmlere rağbet ettiklerini söylüyorlardı. Saatler ilerledikçe sohbetler derinleşiyor, ama konuk Başbakan Demirel'le, ev sahibi Devlet Başkanı Hafız Esat salona gelmekte gecikiyorlardı.

Mir'aç Kandili'nin idrak edildiği gece, Türk heyetinde bulunan gazeteciler ise sohbet ortamında çok ilginç haberler elde ediyordu.

En pahalı mermerlerle süslenmiş muhteşem Halk Sarayı'nın konukları, ilerleyen saatlerde fil derisi koltuklarda yorgunluk atarken, Suriyeliler'le Türkler yarı şaka, yarı ciddi anılara kadar uzanan sohbetin rehavetinde güzel bir dostluk oluşturuyorlardı.

Kasr-ul Şaab'daki ilginç köşelerden birisini, gazetece Yalçın Doğan'la, Suriye İçişleri Bakanı Dr. Muhammed Harba'nın sohbet ortamı oluşturuyordu. Doğan, Suriye İçişleri Bakanı'nı tesadüfen yanında bulunca, Abdullah Öcalan'ı, ülkelerinde niçin barındırdıklarını soruyor, Dr. Harba ise, Apo'nun ülkelerinde olmadığı cevabını veriyordu.

Yalçın Doğan, diplomatik kuralları bir yana bırakıp, kendi tabiri ile "tam cepheden" şu soruyu soruyordu:

Güvenlik Anlaşması

"Ama Sayın Bakan, başka bir gazeteci arkadaşımdan değil, size kendimden bir örnek vereyim. Ben geçen yıl, 20-21 Mart 1992 günleri Apo ile burada, Şam'da görüştüm: İsterseniz, birlikte gidebiliriz, görüştüğümüz yere, sizi götürebilirim."

Dr. Harba belli ki talihsiz bir sohbet ortamına düşmüştü. Türk gazeteci Doğan, sorularını birbiri ardı sıra yöneltiyor, Suriye İçişleri Bakanı ise bunları cevaplandırmakta güçlük çekiyordu. Öteki Türk gazetecileri de bu ilginç sahneyi merak ve heyecanla izlerken, Suriyeli Bakan, son sözlerini söylüyordu:

"Bakınız, Türkiye ile Suriye arasında bir süre önce Güvenlik Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma çok iyi yürüyor. Siz şikayetçisiniz ama, İçişleri Bakanınız İsmet Sezgin, bu anlaşmadan çok memnun.

Sizin sınırınız çok uzun. Her noktasını kontrol edemeyiz. Yalnız unutmayın ki; sınırı korumak, bizim kadar, sizin de sorumluluğunuzdadır."

Suriye İçişleri Bakanı, Abdullah Öcalan'ın, ülkelerinde barındırılma konusundaki soruyu, hedef saptırarak geçiştiriyor, kısacası cevapsız bırakıyordu.

Apo'nun, Suriye'deki adresi

Konuk Türkler ve ev sahibi Suriyeliler Kasr-ul Şaab'da iki saate yakın bir sohbet ortamı yakalamışlardı ki; o muhteşem salonun baş tarafında bulunan heybetli kapı açılıyor, Demirel ve Esat, bir günün yorgunluk ve ağır sorumluluğunu omuzlarından taşırcasına içeri giriyordu.

Sohbetler kesilmiş, gruplar dağılmıştı. Salonda bulunan yaklaşık yüzelli kişi, kendilerine çekidüzen veriyorlardı. Herkes, bir anda hareketlenmiş; bu sefer yan taraftaki kapılar açılmış, heyet mensupları ikinci bir salona doğru yavaş yavaş ilerlemeye başlamışladı.

O, görkemli dediğimiz, futbol sahası büyüklüğündeki salonun ikizine geçmiştik. Burası, yemek masalarıyla donatılmıştı. Her masada Türkler ve Suriyeliler, ortaklaşa oturuyorlardı. Şeref Masası ise, salonun hakim bir noktasına kurulmuştu.

Klasik sazlar, Şark müziği icra ediyor, nefis Suriye Mutfağı'nın ürünleri bir bir sunuluyordu. Bu arada altın çatal kaşıkla yenen yemekler, tüm konukların damak zevklerini kamçılıyor, gözler ise Demirel ve Esat'ın koyu sohbetine tanık oluyordu.

Sofra başında da olsa, konu dönüp dolaşıp ortak sorunlara gelecekti. Gündüz saatlerindeki görüşmelerde Türkiye Başbakanı Demirel, PKK örgütünün başı Abdullah Öcalan'ın, Suriye'de barındırılmasından dolayı duyduğu endişeyi Hafız Esat'a aktarmış, ev sahibi ise, bundan haberi olmadığını söylemişti.

Demirel, Esat'la belki bir daha görüşemem düşüncesi ile, bu defa yemeğe tedbirli geliyordu. Kasr-ul Şaab'daki gerçekten görkemli ziyafetin orta yerinde cebinden çıkardığı bir kağıdı, Suriye Devlet Başkanı'na uzatıyor, hemen aralarında, geri plandaki bir sandalyenin üzerine ilişmiş bulunan tercüman aracılığıyla şunları söylüyordu:

Adres ve telefon numarası

"Sayın Başkan, gündüz size bahsettiğim Abdullah Öcalan'ın Suriye'deki adres ve telefon numarasını şimdi iletiyorum. Şu numarayı çevirince, telefona bizzat kendisi çıkıyormuş. Bu konuyu tetkik ettirmenizi rica edeceğiz..."

Hafız Esat, Demirel'den aldığı not kağıdını her zamanki soğukkanlı tavrı içinde cebine koyuyor ve Türkiye Başbakanı'na "Bakacağım, araştıracağım" diyordu. Demirel, ertesi gün yurda dönerken uçakta bulunan gazetecilere "Hafız Esat'a verdiğim kartta Apo'nun adresi ve telefon numarası var. Aldı, katladı ve cebine koydu. Cebinden çıkarması kendi zararına olur" diyordu.

Saatler 23'ü gösteriyordu ki; müzik şöleni sunan sazlar susmuş, Şam tatlılar yenmişti. Kısacası, vedalaşma vakti gelmişti. Demirel ve Esat ağır ağır salonu terk ediyorlardı. Türkiye Başbakanı, ev sahibi ile vedalaşmak istiyor, o ise bu "Önemli Konuğu" ile birlikte kapıya doğru yönelmekte ısrar ediyordu.

Evet, Hafız Esat, Demirel ve beraberindeki tüm konuklarını Kasr-ul Şaab'ın kapısında tek tek ellerini sıkarak yolcu edecek, konuk Başbakan'la ise ertesi gün tekrar bir araya gelecekti.

Şam, uykya çekilmiş

Hafız Esat'ın, "Halk Sarayı"nda verdiği ziyafetin bitiminde bir koşuşturmadır başlıyordu. Şam'a hükmeden tepeden süzülen otomobil konvoyu kuyruklu yıldız gibi şehrin içlerine doğru akarken, Emevi İmparatorluğu'nun başkenti, ertesi günü diri bir biçimde karşılamak için uyuyordu.

Selahattin Eyyubi de orada uyuyordu. Ünlü İslam Mutasavvıfı Muhittin-i Arabi ve Hz. Ali'nin eşi Hz. Zeynep de. Hatta hatta, son Osmanlı Padişahı Vahdettin de...

Gizem dolu Suriye başkenti kimbilir yorganının altında başka hangi isimleri barındırıyor, uyutuyordu. Cebel Kaysun'a sırtını dayamış bu üçbin yaşındaki kent, Barada Nehri'nin sessizliğinde, etrafdaki çöllere nispet yaparcasına uyuyordu...

Pilotluktan başkanlığa

Suriye Devlet Başkanı Hafız Esat, Lazkiye kentinin Jeble ilçesine bağlı Kardaha köyünde 1928 yılında doğmuş.

1948 yılında Baas Partisi'ne, 1952'de de Hava Harp Okulu'na girmiş. 1958'de Suriye'nin Mısır'la birleşmesi üzerine üç yıl Mısır'da kalmış, 1961'de ise bu birliğin bozulması üzerine ordudan uzaklaştırılmış.

8 Mart 1963'teki Baas Devrim Hareketi'nden sonra tekrar orduya alınmış, "yarbay" rütbesi ile Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcılığı'na getirilmiş.

1964'te "general"liğe terfi ettirilen Hafız Esat, aynı anda Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na getirilmiş. Bu arada Savunma Bakanlığı görevini de üstlenip, 23 Şubat 1966 tarihinde General Salah Cedid'le birlikte Hükümet Darbesi yapmış.

17 Kasım 1970'te ise bir yeni darbe ile Salah Cedid'i tasfiye edip, ülke yönetimini ele geçirmiş. Her 7 yılda bir cumhurbaşkanlığını referandumla yenileten Hafız Esat, Müslüman ve "Nusayri" mezhebine mensup.

Suriye'nin kimlik kartı

Devletin adı: Suriye Arap Cumhuriyeti.

Yüzölçümü: 185.170 km2.

Nüfusu: 13 milyon.

Başkenti: Şam (3.5 milyon.)

Başlıca kentleri: Halep (3 milyon) Lazkiye (880 bin) Hums (1.4 milyon) Hama (1.2 milyon) Tartus (720 bin.)

Fert başına GSMH: 1200 dolar (1993 verileri.)

Dini ve etnik yapı: Sünniler yüzde 70, Aleviler yüzde 12 Hıristiyanlar yüzde 10, Dürziler yüzde 3 Öteki azınlıklar (İsmaili, Yezidi, Şii, Yahudi) yüzde 3.

Konuşulan diller: Arapça, Kürtçe, Ermenice, Fransızca, Türkçe

Türkiye ile sınırı: 877 km.


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr