kapat

SALI 05 MAYIS 1998

Bucak'tan itiraflar

Susurluk sanığı olarak ilk kez DGM'ye çıkan DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak, DEP milletvekillerinin kendisine Apo ile görüşmesini teklif ettiklerini bildirdi

VELİ SARIBOĞA-ERHAN DOĞAN (SHA)

DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak, dün Susurluk davası kapsamında ilk kez İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde hakim karşısına çıktı ve çarpıcı itiraflarda bulundu. Bucak, Apo ile görüşmesi için DEP'lilerden çok sayıda teklif aldığından, onlarla yaptığı tüm konuşmaları banta alıp devlet yetkililerine ulaştırdığına kadar pek çok konuyu anlattı.

İstanbul 6 No'lu DGM'deki Susurluk duruşması, saat 10.15'te hakkında ek iddianame düzenlenen tutuklu sanık Hoştan'ın tek olarak salona alınmasıyla başladı. Kimlik tespiti yapılan Ömer Lütfü Topal'ın iş ortağı Sami Hoştan'ın dosyası, daha sonra Susurluk ana davasıyla birleştirildi.

Hoştan'ın çıkartılmasından sonra salona bu kez, tutukluların getirildiği bölümden DYP Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar ile DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak alındı. Kimlik tespiti yapılan Ağar, "emekli vali ve 20'ni dönem milletvekili" olduğunu bildirdi. Sedat Edip Bucak ise mesleğini, "çiftçi ve 20'nci dönem milletvekili" olarak açıkladı.

Bucak'ın dosyası da 8'i özel timci 12 sanığın yargılandığı ana dava ile birleştirildi. Ağar'ın da dosyasının birleştirilmesi istemi ise, Ağar'ın suç tarihlerinde Emniyet Müdürü ve İçişleri Bakanı olması nedeniyle reddedildi ve "görevsizlik" kararı verildi.

Ana duruşmaya, Hoştan, Bucak, Özel Harekat Dairesi eski Başkanvekili İbrahim Şahin, Özel Timci polis memurları Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Oğuz Yorulmaz, Ziya Bandırmalıoğlu, Enver Ulu, Mustafa Altunok ve Ercan Ersoy, uyuşturucu kaçakçılığı suçundan halen tutuklu bulunan Yaşar Öz, Topal'ın iş ortağı Ali Fevzi Bir ve Bucak'ın şoförü Abdülgani Kızılkaya katıldı. Davanın tutuksuz sanığı MİT eski görevlisi Korkut Eken ise gelmedi.

Çatlı'yla tanışma

İlk sorgusu yapılan tutuklu sanık Sami Hoştan, Abdullah Çatlı'yı 1992'de avukatı Önder Aktosun'un yazıhanesinde tanıdığını, Çatlı'nın daha sonra Tarabya Oteli'nin gazinosunun açılışına katılmasıyla arkadaşlıklarının ilerlediğini söyledi.

Çatlı'nın Silivri'de yazlık kiralaması ve kendisinin de aynı yerde yazlığının bulunmasının ailece görüşmelerine neden olduğunu anlatan Hoştan, Çatlı'nın o dönemde tekstil işiyle uğraştığını kaydetti. Abdullah Çatlı'nın, Yenikapı'da dolaştıkları bir gün, polis çevirmesi sırasında üzerinde silah olmasına rağmen görevlilere bir kart gösterdiğini ve üst araması yapılmadan geçtiğini anlatan Hoştan, "O zamana kadar kendisini Abdullah olarak tanıyordum. O gece kartını bana torpido gözüne koymak için uzattığında, Mehmet Özbay ismini gördüm. Kartın altında uzman yazıyordu. O akşam ne olduğunu sormadım. Zaten fazla soru sorulmasından ve konuşmaktan hoşlanmazdı" dedi.

Daha sonraki günlerde aynı soruyu yönelttiği Çatlı'nın, "Abi karıştırma" dediğini anlatan Hoştan, "Ben de önemli bir görevi olduğunu düşündüm. Arkadaşlığımız devam etti. 3 Kasım'dan öncesine kadar gerçekte kim olduğunu bilmiyordum" diye konuştu.

"Mehmet Özbey, işadamıdır"

Abdullah Çatlı'nın, Ömer Lütfü Topal ile tanıştığını ve Sheraton Oteli'nin kumarhanesine gelip gittiğini de ifade eden Sami Hoştan, Topal'ın, kumarhane müdürlerine "Çatlı'ya saygılı davranılması, ancak kumar oynamasına izin verilmemesi" yolunda emir verdiğini bildirdi.

Topal'ın öldürüldüğü gün kendisinin Marmaris'te yazlıkta olduğunu belirten Hoştan, hatta İstanbul'dan 27 Temmuz 1996 günü ayrıldıklarında otellerde yer bulamadığı için Mehmet Özbey'in devreye girerek kendisine yer ayarladığını söyledi.

Bunun üzerine mahkeme heyetinin "Mehmet Özbay ile Mehmet Özbey'in aynı kişiler olup olmadığı ve birbirlerini tanıyıp tanımadıkları" yolunda soru yönelttiği Hoştan, "Bir kez ikisini konuşurken görmüştüm. Aynı kişi değiller. Mehmet Özbey, işadamıdır" dedi.

Topal'ın öldürüldüğünü televizyonlardan geçen alt yazılardan öğrendiğini kaydeden Hoştan, bunun üzerine hemen gaziyoyu aradığını ve Ali Fevzi Bir ile Arzu Top'un birlikte dışarı çıktıklarını ve gazinonun kapatılmasını söylediklerini öğrendiğini ileri sürdü. Olayın duyulmasından sonra başsağlığı telefonları aldığını kaydeden Hoştan, ilk uçakla İstanbul'a döndüğünü ve doğrudan Topal'ın cesedinin bulunduğu morga gittiğini bildirdi.

535 bin dolarlık ödeme

Topal'ın toprağa verilmesinin ardından oğlu Murat'ın gazinonun kapatılmaması için kendisinden yardım istediğini belirten Hoştan, "Her yardım istediklerinde onlara yardım ettim. Yalnız onlar, Hilal ile servet kavgasına girdiler. O aralık Murat Topal'ın 500 bin dolara ihtiyacı oldu. Ben de geri istenmesinde problem çıkmasın diye, Mehmet Özbay'dan borç almış gibi gösterip parayı verdim. Çeki de Mehmet Özbay adına düzenlettim. Çek, her zaman bende duruyordu. Çekin ödenmesi 3 ay gecikince, 35 bin dolar daha istedim. Bunun üzerine ödeme tarihine 2 gün kala Murat Topal, 535 bin doları bana ödedi" diye konuştu.

Topal'ın ölümünden en çok zarar gören kişilerden biri olduğunu savunan Hoştan, Topal ile 30 yıl önce Fındıkzade'de barbut oynattığı dönemde tanıştıklarını, kendisinin de Haseki'de aynı işi yaptığını ve ortaklık teklif edince bunu kabul ettiğini bildirdi.

Ömer Lütfü Topal'ın kumarhaneye 15 günde bir, kendisinin 3 günde bir, Ali Fevzi Bir'in ise her gün gittiğini ve işlerle Bir'in ilgilendiğini anlatan Hoştan, Topal'ın geçmişi karanlık kişilerle ortaklık yapmayacağını öne sürdü.

Telefon görüşmeleri

Topal'ın öldürüldüğü gün yapılan telefon görüşmeleriyle ilgili soruları da yanıtlayan Hoştan, olay günü Abdullah Çatlı'nın kendisini gündüz saatlerinde aradığını, ancak bölgedeki orman yangını nedeniyle görüşme yapamadıklarını söyledi. Hoştan, onun dışındaki telefon görüşmelerini ise hatırlamadığını ifade etti.

Aldığı silahın ruhsat muamelesinin çok kısa sürmesinin bir nedeni olup olmadığı da sorulan Sami Hoştan, kendisinin daha önce ruhsatlı bir silaha sahip olduğunu, ancak bunun çalındığını belirterek, "Nihat Yasak diye bir arkadaşım, görevli bir arkadaşının silahını satmak istediğini söyledi. Ankara'ya gittik. 'İşler fazla uzamasın' dedim. O kişi de bana 'İşlerin uzamaması için biraz paraya ihtiyacımız var' dedi. Hatta o yüzden 75 milyon lira fazla para verdim kendisine. O nasıl hallettiyse halletti, yaptı getirdi. Adres olarak kızımın Ankara'daki adresini verdik" dedi.

Hoştan, dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'ın bu konuda herhangi bir etkisi olup olmadığının sorulması üzerine, Mehmet Ağar'ı tanımadığını söyledi.

Sanıklarla tanışıklığı

Mahkeme heyetinin tek tek diğer sanıkları tanıyıp tanımadığını sorduğu Hoştan, İbrahim Şahin ile maçta tanıştıklarını, Ayhan Çarkın'ı Abdullah Çatlı'nın yanında gördüğünü, Ercan Ersoy ve Oğuz Yorulmaz'ı da Siverek'te Sedat Bucak'ın yanında tanıdığını anlattı.

Korkut Eken'i de tanıdığını, ancak samimiyeti olmadığını belirten Hoştan, Sedat Bucak'la da tanıştıklarını, hatta daveti üzerine Siverek'e gittiğini söyledi. Hoştan, Bucak'ın yanından ayrılacağı gün aynı yere Abdullah Çatlı da gelince, bir gün daha Siverek'te kaldığını sözlerine ekledi.

Cep telefonlarının neden kendisi üzerine kayıtlı olmadığı da sorulan Hoştan, muamelelerle uğraşmak yerine zamandan faydalandığını söyledi.

Neden sahte nüfus cüzdanı düzenlendiği yolundaki soru üzerine de Hoştan, Topal'ın öldürülmesi ve Susurluk davası kapsamında sanık olarak arandığı için, rahat gezebilmek amacıyla bu nüfus cüzdanını almaya çalıştığını, ancak nüfus kağıdının eline geçmediğini söyledi.

Mahkeme heyetinin eldeki bant kayıtlarında "İşler iyi merak etme. Bunlar da geçecek" gibi konuşmaların bulunduğu ve bu bant kaydının kime ait olduğu sorusunu yönelttiği Hoştan, bu konuda bilgisinin olmadığını savundu.

Bucak anlatıyor

Hoştan'ın sorgusunun ardından verilen aradan sonra, DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak'ın sorgusuna geçildi.

Bucak ifadesinde ilginç konulara değindi. Kendisi DYP'den milletvekili seçildikten sonra DEP milletvekillerinin kendisine yanaşmak istediğini belirten Bucak "Leyla Zana dahil hepsi bana Abdullah Öcalan'la konuşmamı teklif etti. Ben bu lafı aldım MGK'ya gittim" dedi.

Daha sonra olanları dönemin başbakanı Süleyman Demirel'e de götürdüğünü belirten Bucak şöyle devam etti: "Süleyman Bey'le 15 dakika konuştuk. Olayları anlattım. Beni Ankara'ya gönderdi. Ben yalnız o zaman başbakana bir şey söyledim. Şu anda Cumhurbaşkanı. Dedim ki, 'Sayın başbakanım ne isterseniz ben yaparım. Yalnız sonra beni ortada bırakırsanız, başka bir şeyler olursa, bana eğer destek olursanız, siz yap diyorsanız ben yapayım. 'Bana bak' dedi. 'Senin hem baban, hem amcan benim' dedi. Ve gittik."

Bucak ifadesine şöyle devam etti: "DEP'in kapatılması için o zamanlar dahil, devlet bilgisi dahilinde ben tüm konuşmalarımı kasete kaydettim. Kasetler devletin arşivlerinde. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde mevcut. Devlet bana kanunlar ve hukuk çerçevesinde silah vermiştir. Ben belgeyi almışım."

Köylüleri ikna turu

Abdullah Çatlı'yı Mehmet Özbay olarak tanıdığını belirten Bucak, "Belki bizim ne yaptığımızı kontrol etmek için devlet görev vermiştir. Onu da bilmiyorum. Ama eğer devlette bu düşünce olursa en çok buna üzülürüm. Ben Bucaklar'ın dışında tüm aileleri köyleri gezerek 'PKK gelirse biz zarar görürüz. Bizler ölürüz. Bizim çocuklarımız ölür' diyerek ikna etmeye çalıştım. Devlet bir insanı korucu yaptıysa kendi isteği ile yapmıştır. Bize silah verdiyse devlet vermiştir. Benim böyle bir yetkim yok. Ben yardım ettim. Burada birçok konuyu daha sizinle konuşabilirim ama maalesef bugün medya kaç defa öksürdüğümü bile yazacak."


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr