ÇARŞAMBA 22 NİSAN 1998

MÜRSEL ACAY (SHA)
Savcı Yaman, mütalaasında, Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasında Selçuklu Sultanı Alpaslan'ın konuşmasından örnekler verdiğini belirtti.
Savcı Abdurrahman Yaman şunları kaydetti:
"Davanın açılmasına sebep olduğunu düşündüğümüz ilk nokta, Hıristiyanlık'ın İslam'ı yeryüzünden silmeye yönelik düşüncesine şiirsel olarak Sultan Alpaslan'ın vermiş olduğu cevaptır. Müminlerin asker, kubbelerin miğfer, camilerin kışla, minarelerin süngü şeklinde sembolleştirilerek verilen bu cevap, Müslümanlar'ı gelebilecek tehlikelere karşı uyanık olmaya çağıran, İslam düşmanlarına karşı caydırıcı nitelik taşıyan bir cevaptır. Türkler'in İslam'ı kabul edip Batı'ya doğru yayılmaya başlamasından itibaren var olan Hıristiyanlık-Müslümanlık çatışması günümüzde de eski devirlerdeki yoğunlukta olmasa da devam etmekte oluşu karşısında silah ve teknolojiye karşı imanı, vatan sevgisini, milleti ve vatanı korumaktaki kararlı tutumu sergileyen bir cevap niteliğindedir. Siyasi bir mitingde böyle bir cevabın yeri var mıdır diye düşünülebilir. Batı'nın ve Hıristiyanlık alemi, İslamiyet ve Müslümanlar için potansiyel bir tehlike olarak algılandığı sürece bu veya buna benzer cevaplar verilmesinde kanaatimizce hiçbir sakıncanın olmaması gerekir."
Savcı, Erdoğan'ın "Refaransım İslam" bölümünü yorumlarken de şunları söyledi:
"Bilindiği gibi İslamiyet doğruluğu, dürüstlüğü, sosyal adaleti, ahlakı, çalışkanlığı, insanlığa zarar verebilecek her türlü davranıştan kaçınmayı ve bunlar gibi birçok güzel hasletleri tavsiye eden bir dindir. İnsanlık bu tavsiyeleri dikkate almalı, özellikle İslam mensupları davranışlarında, ilişkilerinde, eylem ve işlemlerinde manevi sorumluluklarını her an her zaman teamül etmelidirler. O zaman toplumdaki birçok mesele kendiliğinden ortadan kalkacak, konsensus sağlanabilecek, toplumlardan karşılıklı sevgi, insanların birbirlerinin hak, menfaat ve hürriyetlerine saygılı olma sözkonusu olabilecektir. Sanık referansının İslam olduğunu söylemekle, söylenilen bilgenin özelliği de dikkat alındığında sevgiye ve saygıya dayalı bir toplum özlemi içinde olduğu izlenimini vermektedir, böyle bir özlemin de suç olmadığı açıktır."
İnsanları laik-antilaik olarak ayırmanın hiçbir faydası olmadığını da kaydeden Savcı Abdurrahim Yaman sözlerini şöyle sürdürdü:
"Laik olanlarla laik olmadığını söyleyenler birlikte yaşamayı öğrenmelidirler. Hangi düşünce olursa olsun, insanlarımız birbirlerine saygı duymayı öğrenmelidir. Yanlış olduğuna inandığı fikirlere karşı, fikir üretip cevap verirken, toplumda gerginlik yaratacak davranışlardan kaçınmalı. İslam ve Demokrasi bağdaşır, birbirlerine ters düşen müesseseler olmadığını devlet vatandaşına izah etmeli, vatandaş da devletine itaatin, dinen de bir mecburiyet olduğunu bilmelidir."
Sanık Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasının bir bütün olarak ele alındığında tahrik unsuru taşımadığını ifade eden Savcı Abdurrahim Yaman, mütalaasını şöyle tamamladı:
"İddianamede hangi sınıf ve hangi din mensuplarının tahrik edildiği konusunda herhangi bir sarahat (açık belge) mevcut değildir, kimlerin tahrik edildiği belirlenememiştir. Söylenen şiir itibariyle Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında tahrik yaratabileceği düşünülürse de kanunda böyle bir suçun da tarifi yapılmamıştır. Ana teması itibariyle İslam dininin de verdiği önemden atfedilerek insanları birlik ve beraberliğe çağıran, davaya esas teşkil eden konuşmada, netice itibariyle herhangi bir suç unsuruna tesadüf olunamamıştır. Bilimsel mütalaalarda da açıklandığı gibi dava konusu konuşma, herhangi bir suç unsurunu içermemektedir. Bu sebeplerle sanık Recep Tayyip Erdoğan'ın müsnet suçtan beraatine karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur."