PAZAR 19 NİSAN 1998
Yıllardan sonra Türkiye'nin nisbeten ciddi bir hükümetle yönetilmesinin ekonomiye olumlu etkileri ortaya çıkmaya başladı. Yanlış anlaşılmasın. Yılmaz hükümetini methetmek gibi bir amacımız yok.
Ancak, şunu kabul etmek gerekiyor. Yılmaz hükümeti, daha önceki Çiller ve Erbakan hükümetlerinden çok daha iyi. Daha ciddi. Daha sorumlu davranıyor. Daha az ucuz popülizm yapıyor.
Çiller'le birlikte kamu yönetiminde hızlı bir bozulma yaşadık. REFAHYOL bu gidişe tuz biber ekti. Dolayısı ile, yakın geçmişle karşılaştırınca, ANASOL-D hükümetinin uyguladığı politikalar ekonominin yönetiminde önemli bir düzelmeye tekabül ediyor.
İktisat politikalarına biraz ciddiyet gelince, kısa sürede olumlu sonuçlar beliriyor. Bu sütunda sık sık tekrarladığımız gibi, Türkiye'nin reel ekonomisi çok güçlü ve dinamik.
Devlet daha az gölge edince, potansiyelini daha iyi kullanabiliyor. Bu arada, dış konjonktür de korkulduğu kadar olumsuz etki yapmadı. Asya krizinin ham petrol fiyatlarında yol açtığı düşüş diğer olumsuz etkilerini telafi etti.
Ekonominin bu ilkbahardan itibaren yavaşlaması ihtimalini hala çok yüksek görüyoruz. Vergi gelirleri hakkında yayınlanan geçici ve kısmi sayılar bu beklentimizi güçlendiriyor.
Hatırlatalım. Özelleştirme gelirleri hariç, bütçe 2 katrilyon TL, biz ise 1 katrilyon TL faiz öncesi fazla öngörmüştük. Şimdi bu sayının 3 katrilyon TL olarak gerçekleşeceği söyleniyor. 12 milyar dolar ya da GSMH'nin yüzde 6'sı eder.
Maliye politikasının bu çapta kısılmasının büyümeyi en az 3 puan aşağı çekmesi kaçınılmazdır.
Hükümetin müstesna bir fırsat yakaladığı kanısındayım. Üç yıldır hızlı büyüyen ekonomi kamu gelirlerinde önemli bir artışa olanak tanıdı. Kamu harcamalarında ise daha tutumlu davranıldı.
Maliye Bakanı Temizel'in hakkını vermek lazım. Kendisini faizlerin vergilendirilmesi konusunda çok eleştirdik. Hala eleştiriyoruz. Fakat, paralelinde bütçenin harcama kalemlerine önemli bir disiplin getirdiğini memnuniyetle izliyoruz.
Temizel'in gayreti ile, Maliye'nin vergi kaçağının üstüne gitmeye başlaması da çok olumlu bir gelişme. Hükümetin vergi reformunu Meclis'e getirmekteki kararlılığı da bence vergi kaçağının azalmasına katkı yapıyor.
Neticede, uzun süredir ilk defa Türkiye'nin enflasyonla mücadelede başarılı olma ihtimali beliriyor. Hükümetle CHP arasında uzlaşmanın tesis edilmesi ve seçimlerin 1999'a kalması da başarı şansını yükseltiyor.
Bundan sonra hata yapılmazsa, enflasyonda kalıcı bir düşüşün mümkün olduğunu düşünüyorum.
Bir başka tartışmaya değinmek istiyorum. Enflasyonla mücadele konusunda kamuoyunda katılmadığım bir görüş var. Pek çok kişi, enflasyonun netice itibariyle maliye ve para politikalarından kaynaklandığını kabul etmekte zorlanıyor.
Bu görüşü savunanlar, enflasyonu "yapısal" olarak niteliyorlar. Dolayısı ile, yapısal reformlar yapılmadığı sürece enflasyonun düşürülemeyeceğini öneriyorlar. Listeyi hepimiz ezberledik. Sosyal güvenlik reformu, vergi reformu, Merkez Bankası'nın bağımsızlığı, özelleştirme, vs...
Bu görüşe katılmıyoruz. Arjantin'in hiperenflasyonunu alteden Maliye Bakanı Cavallo Ocak ayında İstanbul'da yaptığı konuşmada durumu çok iyi özetlemişti. Ne dedi Cavallo?
Yapısal reformlar enflasyonla mücadelenin önkoşulu olamaz. Tam tersine, enflasyonun uluslararası düzeylere düşürülmesi yapısal reformların gerçekleşmesini kolaylaştırır.
Şunu çok iyi anlamamız gerekiyor. Nedensellik yapısal reformlardan düşük enflasyona gitmez. Düşük enflasyondan yapısal reformlara gider. Türkiye ekonomisinde yapılabilecek en önemli yapısal reform zaten enflasyonun düşürülmesidir.
Kamuoyu Yılmaz hükümetine enflasyonla mücadele çabasında destek olmalıdır.