PAZAR 19 NİSAN 1998
Turgut Özal'ın, 5. ölüm yıldönümünde, önceki gün "Anıt Mezar"ı İstanbul'daki törenle açıldı. Dünkü gazetelerin büyük bölümü, töreni, "izdiham" diye niteledi. Bir gazete, söz konusu "izdiham"ı, "Hürriyet özlemi" başlığı ile haber haline getirmişti...
İşte, Turgut Özal budur! En kestirme ifadesiyle "hürriyet özlemi"!..
Ve, kabrin üzerine bırakılan bir çelengin üzerinde çiçeklerle yazılan şu sözcükler: "Özal'lı özgür günler özlüyoruz"!..
Ölümünün 5. yıldönümünde, önceden ilân edilmediği ve devletin tantanalı gayretleri olmadığı halde, eğer kabri başında bir "izdiham" söz konusuysa, Turgut Özal üzerinde düşünmek gerekir.
Ölümünün 5. yıldönümünde "izdiham", cenaze töreni ise Cumhuriyet tarihinin gördüğü ve 20. Yüzyıl'ın sonuna kadar bir daha göremeyeceği bir "mahşer” kalabalık". Yani, millet!
Türkiye'nin Cumhuriyet'in ilânından sonra doğan ilk Devlet Başkanı, şahsında, "devlet" ile "millet"i buluşturup, barışık bir uyum haline sokmuştu. Bugün, bu iki kavram arasındaki mesafenin açılması, Türkiye'nin bütün sorunlarının kaynağıdır.
Kendisini çok yakından tanıma onuruna sahip olduğum merhum Cumhurbaşkanı'nın "Anıt Mezar"ının açılışında, Ankara'da onunla ilgili bir anma toplantısına katıldığım için bulunamadım. "Anıt Mezar"ı açan Başbakan Mesut Yılmaz'ın sözlerini basından izledim.
Başbakan, bazı köşe yazarlarının Özal ile ilgili yaptıkları haksız eleştiriler için, "vefasızlık örneği" nitelemesinde bulunmuş, "Anıt Mezar"ın masraflarının ANAP tarafından karşılanması için MKYK'ya teklif götüreceğini açıklayarak şöyle devam etmiş: "Cumhuriyet tarihinde Türkiye'nin yetiştirdiği iki insan vardır. Biri büyük Atatürk'tür, diğeri rahmetli Özal'dır. Kadirbilmezliğin bu boyutlara ulaşabileceğini tahmin edemezdim."
Bu sözlere kelimesi kelimesine bizlerin Özal'a ilişkin değerlendirmesini ve bugünkü duruma ilişkin duygularını ve görüşlerini yansıtıyor. Eğer, bunlar, Mesut Yılmaz'ın ve ANAP'ın Özal hakkında kendi yanlışlıklarından U dönüşü ve dolayısıyla bir özeleştirisini ve kendi "kadirbilmezliği"nin idrakinde olarak bir "günah çıkartması"nı ifade ediyorsa, diyecek bir şey yok.
Zira, Turgut Özal daha hayattayken, fotoğraflarını ANAP binalarından indiren bugünkü ANAP yönetimi idi ve ölümünden 48 saat önce Orta Asya gezisinden dönüşünde, Ankara'da kendisini karşılamaya gelmeyi reddeden de ve bunu ilân eden de Mesut Yılmaz'ın kendisiydi.
İnsanlar ve kurumlar hata yapabilir. Hata dönmek, pek tabiidir ki, bir erdemdir. Ancak, Mesut Yılmaz ve ANAP'ın Turgut Özal'a karşı "kadirbilmezlik"ten vazgeçmeleri, "Anıt Mezar" masraflarını üstlenmek ve bu güzel sözleri sarfetmekten öteye geçmek zorundadır.
Başbakan Yılmaz, söz konusu törende "Ankara'daki siyasi ortama göndermeler yapan" bir metni okumuş ve "Özal'ın farklılıklara hoşgörü gösteren ve uzlaşma gayreti içinde olan bir siyasi anlayışı uyguladığını" vurguladıktan sonra, onun "din ve vicdan özgürlüğü, düşünce özgürlüğü ve teşebbüs özgürlüğü" için attığı adımlara değinmiş ve "Bunlar, günümüzün evrensel değerleridir" demiş...
İstanbul'da böyle bir konuşma yapmak gayet güzel. Ancak, "Ankara'daki ortam", Mesut Yılmaz hükümetinin sorumlu olduğu ve özellikle "din ve vicdan özgürlüğü, düşünce özgürlüğü ve teşebbüs özgürlüğü" üzerindeki baskıların, Türkiye'nin üzerine bir karabasan gibi çöktüğü bir ortam. Bunların ne olduğunu anlamak için, ANAP'ın hazırladığı yasa tasarılarına bakmak yeter. Mesut Yılmaz ve ANAP, Turgut Özal'a karşı borçlarını eda etmek istiyorlarsa, önce kendilerini düzeltmeleri gerekiyor.
Yapmazlarsa?
Turgut Özal açısından farketmez. O, milletin vicdanında yerini zaten almıştır. İspatı, onun cenazesinden başlayarak ölüm yıldönümlerindeki "izdiham"dır!