kapat

PAZAR 19 NİSAN 1998

Hıncal Uluç (e-posta:uluch@sabah.com.tr )

Bir konyak macerası..

Biz kanyak diye öğrendik.. Evde ikram için bulunurdu. Babam sevmezdi. Sonra öğrendik ki, aslı Fransızmış.. Bizim Tekel, telif hakları yüzünden Konyak diyemediği için Kanyak diye yapmış, kopyasını.. Ne kadar yapmışsa..

Yani bu ülkede marka korsanlığına ilk başlayan devletin kendisi.. Şimdi Lacoste'u Lakoste diye yapanların peşine düşen devlet..

Konyağı ilk Kışlalı'da gördük. M. Ali Kışlalı'da.. Yabancı içkiyi mi severdi, yoksa yabancı içki ile konuklarına hava atmasını mı bilmem.. O zamanlar bu ülkede yabancı içki sadece elçilik kokteyllerinde içilir, bizim ünlü gazeteciler de bu kokteylleri kaçırmayıp zom olurlardı.. Böyle bir kokteylde çok ama çok ünlü ve çok saygın bir ağabeyin ayakta duramayacak kadar sarhoş, yalpalayarak yanıma geldiğini hatırlıyorum.. Dediklerini hiç unutmam.. İçkiden uzak durmamda çok rolü olmuştur.

"Şu ilerdeki fıstığı görüyor musun? Ev sahibesi.. Büyükelçinin eşi.. Deminden beri yanından geçerken kalçasını çimdikliyorum. Diplomatik skandal olmasın diye sesini çıkaramıyor. Hadi sen de git çimdikle.."

Şişede durduğu gibi durmuyor işte..

Kışlalı her yurtdışına gidişinde freeshoptan en ünlü marka içkileri alır gelirdi..

M. Ali Ağabey'den yalvar yakar boş şişelerini alırdık o dünyaca ünlü konyakların.. Sonra içine yerli kanyak koyardık ve hafta sonu parti yapıp konuklara ikram ederdik, Ahmet'le (Taner Kışlalı).. Onların "İşte konyak bu" birader deyişlerine de kıs kıs gülerdik..

M. Ali Ağabey hakiki konyağına bir gün kıydı.. Bakın nasıl kıydı?..

Ankara'da sıkı yönetim gece yasağı koymuş.. 24.00'ten beşe.. Bir Fransız Buz Revüsünü'nün fıstık gibi kızları ile röportaj yapmışım, kızları cumartesi şovdan sonra Ahmetler'e davet etmişim.. Onbirde gelecekler. Gece yasağı başlayacak. Sabaha kadar beraberiz mecburen.. Yaş 18... Kadın diye bildiğimiz tek şey Marylin Monroe'nun çıplak resmi.. En büyük çapkınlığımız da Kuğulu Park'ta el ele oturmak.. O devirler.. Düşünebiliyor musunuz?..

Sabah biraz kırık kalktım. Akşam üzeri Ahmetler'de hazırlık yapıyoruz. Durumum kötüleşti. Bir derece koyduk 39!.. Kısmete bak..

Üzüntüden öleceğim, hastalıktan değil..

M. Ali Ağabey geldi.. Bir elinde bir Martell!.. En kıymetli konyağı.. Öbüründe bir çay bardağı.. Ağzına kadar doldurdu bardağı.. "Bunu bir nefeste iç" dedi.. "Fon dip!.."

Bir nefeste içtim.. Konyak mı içtim, yoksa bir alev makinesini içime mi püskürttüler bilmem.. İçimde bir yangın var..

Beni Ahmet'in yatağına yatırdılar. Üzerime de bir yorgan örttüler.. Terlemiyorum, binlerce delikli bir fıskiye ile yatağı suluyorum adeta.. Önce sırılsıklam oldum. Bir saat sonra, yeniden derece koydular.. 36.5!..

Hurraaa..

Çalsın sazlar, oynasın kızlar!..

Durup dururken aklıma gelmedi bu konyak macerası tabii.. Geçen perşembe akşamı Sevgili dostum La Casa Del Habano Ünal beni aldı bir "Konyak Tatma" gecesine götürdü..

Onu yazacaktım size aslında, giriş yapalım derken gevezelikten yerim kalmadı..

Konyak dediğimiz şey meğerse şarabın turşusu imiş.. Onu öğrendim de anlatacaktım..

Salıya artık!..

Pazar Neşesi

Pazar Neşemiz Uğur Pembecioğlu'ndan gene.. Bir de not yazmış.. Kısa devre askere gidiyormuş.. Umutlar şimdi Kazım'da..

Efendim öykümüz eski Sovyetler Birliği'nde geçiyor.. Hani Damdaki Kemancı'nın Yahudi köylerinden birinde..

KGB karargahındaki telefon çalmış..

"Alo?.."

"Komşum Salamon bir devlet düşmanı.. Odunluğunda deklare edilmemiş elmaslar saklıyor."

"Not edildi, merak etmeyin."

Ertesi gün KGB Salamon'un evini basmış. Odunluğa dalmışlar. Tüm odunları kırmışlar, içlerine bakmışlar. Bir tek elmas bile bulamamışlar. Salamon'a sövmüşler gitmişler.

Akşam üzeri Salamon'un telefonu çalmış..

"Alo?.."

"Ben Moşe.. KGB geldi mi?.."

"Geldi.."

"Kışlık odunları kırdı mı?.."

"Kırdı.."

"O zaman telefon etme sırası sende.. Sebze tarlamın ekim için çapalanması gerek.."

Yatak Odaları!..

2 bin yılının genç kızının yatak odası hayli değişik.. O kıza benzemek istiyorsanız eğer..

- Yumuşak ve türlü bebekleri azaltın. Bir ya da iki tane iyi.. Fazlası geri zekalı olduğunuzu düşündürebilir.

- Yağdan parlayan adaleli vücutlu erkek posterlerini indirin.

- Fırfırlı, dantelli, gereksiz süslü çarşaf ve perdeler yerine sade, düz desenler kullanın.

- Gereğinden fazla aile resimlerini ortadan kaldırın.

- Egzersiz aletleri ve video kasetleri erkeği yatağın baş ucuna asılı kelepçe kadar korkutur. Ortada görünmesinler.

- Telefon odanın en görünür yerinde olmasın ve her çalışında ille cevaplandırılmasın.

- Kokulu mumlar, duygusal bir ortam yaratır.

- Çiçekler kadının kendine itina ettiğini gösterir. Kendine itina eden kadın erkeğine de eder.

Yatak Odaları

2 bin yılının genç erkeğinin yatak odası hayli değişik. Ona benzemek istiyorsanız eğer..

- Futbolcuların ve kadınların posterlerini indirin. Sanat değeri olan tablolar veya baskılar asın.

- İç ve dış giyim eşyalarınızı koymak için, odanızın halısını değil, gardrobu, etajeri ve çamaşır sepetini kullanın.

- Eski kız arkadaşınızın resimlerini ve hediyelerini ortadan yok edin.

- Bir şezlong alın.

- Zevkli yatak çarşafları ve yastıkları kullanın ve bunları temiz tutun.

- Bir büyük ayna koyun.

- Odanın ana unsuru yatak olsun. Kompüter veya televizyon değil.

- Kokulu mumlar iyi ambiyans yaratır.

- Pencereleri açın!..

Bizim Duvar

Anlayana sivrisinek saz. Anlamayana kumar yasağı az.

Ümit/Utku

Sevdiğim Laflar

"Görmeye geliyorlar; kendileri görülebilsin diye geliyorlar."

Ovid

Kader!..

Tesadüfler, Kader mi, Şans mı adlı kitaptan..

Adam daha önce ünlü yıldız Jean Harlow'a ait evi satın almıştı. O akşam satın aldığı evin yatak odasında, yıllar önce Harlow'un henüz 2 haftalık kocasının intihar ettiğini öğrendi.

O gece o odada kalmak istemedi. Az ilerde yakın arkadaşı bir Hollywood yıldızının evi vardı. Geceyi geçirmek için ona gitti.

Gece yarısı Charles Manson çetesi evi bastı. Ev sahibesi Sharon Tate ve gece yatısına gelen konuğu dahil beş kişiyi öldürdüler.


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr