PAZAR 19 NİSAN 1998
Babası girişimciydi... Kocası girişimciydi... Kendisi girişimciydi... Tafrasıyla edası da girişimciydi...
Zengin gönüllü...
Zengin duruşlu...
Zengin gülüşlü idi...
Kendisi zaten zengindi...
Ve tarihin nazik ikramı olarak bizim zengin sınıf, kendi yetiştirip büyüttüğü, kendi içinden, kendi özünden, kendi kanından ilk kez bir Başbakan çıkartmış, Tansu Çiller başa geçmişti. Süleyman Demirel'in değil aslında TÜSİAD'ın kızı Tansu Çiller, farklı bir dalga boyuyla geliyor gibiydi.
Halk da gönlünü açmıştı...
Çiller'i sevmeye hazırdı...
Ak sütten çıkmış...
Ak kaşık değildi...
Fakat halk artık insanların politikaya nefesi kokan, cebi boş biri olarak değil kesesini doldurmuş, yalısını yapmış ve fakat nefsini terbiye etmiş olarak gelmesinden yana görünüyordu.
İnsanlar, eski politikacı tipinin bitmesinden yanaydılar. Halk kendisini yönetecek Başbakan değil, kendisine hizmet edecek Başbakan istiyordu. Hizmet vermeye bilgili olarak gelen ve bütün bilgisini halkla paylaşmaya hazır Başbakan imajına da Tansu Çiller uyuyordu.
Ve babası zengin...
Ve kocası zengin...
Ve kendisi zengin...
Ve zengin Amerika eğitimli...
Ve zengin TÜSİAD destekli...
Ve zengin duruşlu...
Ve zengin gülüşlü...
Kadın Çiller'i, silme bıyıklı ve sünnetli erkekler partisi DYP'nin olağanüstü Genel Kurulu'ndan Başbakan olarak çıkartan tarihi zorunluluk buydu.
Başbakan oldu...
Zor sınavdan geçecekti...
En küçük bir yalanı çıkarsa...
Eskilerin yaptığını yaparsa...
Eskiyi dirilten hatalara saparsa...
Eski ucuz cinliklere girerse...
Eskimiş uygulamalara sarılırsa...
Halk sevgisini ondan alacaktı.
Zor sınavdan geçemedi...
Yalan söyledi...
Yeniyim dedi eskiyi geçemedi...
Zengin olarak var olmayla mal oburu olarak kalmayı birbirinden ayıramadı.
Politik olarak öldü...
Yeniden dirilebilir mi?
Bilgisi aslında yok muydu, yoksa vardı da halkın hizmetine sunmakta sıkıntıya mı düştü? Burası o kadar önemli değil, önemli olan yeniyim deyip eskinin içinde kalması...
Demirel'in Şener'i vardı...
Özal'ın oğlu, kızı, karısı...
Erbakan'ın Mercümek'i...
Mesut'un kardeşi...
Onun da Özer'i oldu...
Özer'i rüzgar bakışlı, yakışıklı bir koca gibi tutacaktı. Tutamadı. Belki de tutmak istemedi. Belki de Özer'i mala-mülke o tahrik etti. Kaybetti. Yeniyim dedi, eskinin içinde eridi.
Politik olarak öldü...
Selanikli Mustafa Kemal, Malatyalı İsmet İnönü, Aydınlı Adnan Menderes, Ispartalı Süleyman Demirel, Malatyalı Turgut Özal, özünde memur sınıfından gelmelerine rağmen gerçekte, halkın da desteğini arkalarına alarak, Türkiye'yi zengin sınıfın dinamo olacağı bir düzene götürmeye uğraşıp durdular.
Zengin İstanbul kızı Çiller...
Bu çizginin son halkasıydı...
Son halka, zengin sınıf için de halk için de tüm güvenini yitirdi. Ona oy vermiş kitleler, özellikle kadınlar şimdi Çiller'e için için kızıyor.
Politik olarak öldü...
Dirilmesi mucize olur...
Yüce Divan'da yargılanacak olan Çiller'in dün gazetelerde bir demeci yayınlandı: Diyor ki; "Canım pahasına da olsa beni siyasetten silemeyecekler. Sonuna kadar mücadele edip direneceğim. Bu can bu tende oldukça, ne buna izin veririm ne de soruşturmalardan korkarım. Gerekirse yargılana yargılana kır atın bayrağını iktidar burcuna dikerim..."
Direniyor...
Dirilebilir mi?
Siyasette ölüler bile dirilir...
Dirilirse...
Mesut Yılmaz kalpten gider...