kapat

PAZAR 19 NİSAN 1998

Can Ataklı (e-posta:ataklic@sabah.com.tr )

Ahmet Vardar başımıza İnternet'çi kesildi

Şu işe bakın. Kim derdi Ahmet Vardar bilgisayarın karşısına oturacak, İnternet'i açacak ve taa Amerika ile bağlantı kuracak ve en sevdiği varlığını ekranda görecek. Bir yıl önce söyleselerde kesin inanmazdım. Sadece ben mi, bütün arkadaşlar böyle düşünürdük.

nedenine gelince; Ahmet ağabey yaşça hepimizden büyük. Bu nedenle iş sırasında kendisine saygımız çok büyük. Onun sözünden çıkmak mümkün değil.

Ancak yazılarından "çok sert" olarak tanıdığınız Ahmet Ağabey kendi yaşamında o kadar sakin, o kadar yumuşaktır ki anlatamam.

Hele engin hoşgörüsü hepimize örnek olur. Onun gibi şaka kaldıran, ama aynı ağırlıkta da cevap vermesini bilen, kırmadan dökmeden taşı gediğine koyan insana az rastlanır.

Biz de, yanında "parmak kadar kaldığımızı" iddia ederek başkasına yapamayacağımız tüm sözlü şakaları ona yaparız.

İşte yazının başındaki "Ahmet Vardar- bilgisayar" bağlantısı bize gösterdiği sevgi ve hoşgörünün bir örneği.

SABAH biliyorsunuz Türk basınında devrimler yaratan bir gazete. bilgisayar teknolojisini Türkiye ile tanıştıran gazete. SABAH bilgisayarla yayın hayatına geçtiğinde, anlı şanlı çok büyük kuruluş daha bilgisayarla tanışmamıştı.

Bizlerse SABAH kuruluncaya kadar diğer gazetelerde, o dönemin çok revaçta olan Ofset tekniği ile çalışıyorduk. bilgisayarı SABAH'ta gördük.

Ahmet Ağabey de bizimle birlikte tanıştı bilgisayarla. Ancak ilk başlarda pek sevemedi. Oturup yine daktilosuyla yazı yazdı. Bizim "Ahmet Vardar ayrıcalığımız" olmadığı için öğrenmek zorundaydık.

Ama Ahmet Ağabey'in bilgisayara ilgisizliği de aramızda hep şaka konusu oldu.

Örneğin şöyle espriler üretmiştik: Eğer Ahmet Ağabey bilgisayar kullansa, işi bitince nasıl kapatır? Cevap kolay: Fişini çeker. Ya da şöyle: Ahmet Ağabey evine bilgisayar almış. Bir de muhasebeci tutmuş, bilgisayar bilgileri doğru sayıyor mu diye.

İşte bu ve buna benzer esprilerimizi kaldırdı bugüne dek.

Derken "dede" oldu. Torunu "Ahmet Vardar" Amerika'da biliyorsunuz. Zaman zaman postadan gelen fotoğrafları elden ele gezdirir.

Geçenlerde bir baktım Ahmet Ağabey bilgisayarın başına geçmiş, durmadan birşeyler yapıyor. Merak ettim, bir de ne göreyim, torununun fotoğraflarına bakıyor.

Meğer Ahmet Ağabey de çağa ayak uydurmuş ve İnternet aracılığı ile fotoğraf geçildiği farketmiş. Hemen oğluna bir talimat: "Her hafta torunumun bir fotoğrafını istiyorum."

Onlar da her hafta çektikleri fotoğrafları İnternet aracılığı ile Ahmet Ağabey'e gönderiyorlar. Ahmet Ağabey de geçiyor ekranın başına tek tek inceliyor fotoğrafları.

Böyledir bu işler. Çağ geliştikçe önce biraz direnirsiniz. Sonra bir bakarsınız o gelişme size çok şey sağlıyor. Ahmet ağabey de böyle. İnanır mısınız torun hasreti nedeniyle İnternet'i pekçoğumuzdan daha iyi kullanmaya başladı. bilgisayarı açıyor, İnternet'e giriyor, fotoğrafları inceliyor, gerekirse "E-mail" gönderiyor. İşi bitince İnternet'ten çıkıp bilgisayarı kapatıyor. Kesinlikle fişini çekmiyor.

Topçu'nun durumu kara mizahtır

Yaşar Topçu DYP-SHP döneminin Ulaştırma bakanıydı. Özal'a müthiş muhalifti. tıpkı o sıradaki Genel Başkanı ve Başbakanı Demirel gibi, Özal'ın Cumhurbaşkanı seçilmesine öfke duyuyor ve "Oradan indireceğiz" temposuna alkış tutuyordu. Gerçi Özal'ı Çankaya'dan indirememişti ama, bakanlığına bağlı kurumlarda bunu bir parça tatmin edebilmişti. Çünkü Topçu havaalanlarında asılı duran "Cumhurbaşkanı Turgut Özal" fotoğraflarını "mevzuatta yeri yok" gerekçesiyle indirtmişti.

Aradan birkaç yıl geçti. Yaşar Topçu DYP'de yapamayacağını anladı ve Özal'ın eski partisi ANAP'a transfer oldu. Sadece transfer olmakla kalmadı, parti içinde hızla yükseldi, tekrar bakanlık koltuğuna kadar çıktı. O güne kadar en ağır eleştirilerde bulunduğu ANAP artık onun partisiydi.

Ve Yaşar Topçu önceki gün Turgut Özal'ı anma ve Anıt Mezarın açılışı törenine katıldı. Törende "hükümet adına" söz aldı. Hem Özal'ı övdü, hem de anıtı yetiştirmek için nasıl gece gündüz çalıştığını anlattı. Bu Türkiye'ye özgü bir kara mizah değildir de nedir?

Ankara'daki otelde hacı olan gazeteci

Olayımız yıllar öncesinde geçiyor. Şimdi yayınlanmayan, ama bir zamanlar "kartal" olan bu gazete her Hac mevsiminde olduğu gibi yine bir muhabirini kutsal topraklara göndermeye karar veriyor.

Bu konuda deneyimli muhabirlerden biri görevlendiriliyor. Muhabir vize ve diğer işlemler için İstanbul'dan kalkıp Ankara'ya geliyor. Hemen herşey tamamlanıyor. Sadece seyahat için gerekli olan döviz eksik.

Gazetenin yazıişleri nasıl olsa Hac'ca gidileceği için birkaç gün önceden anonslar yayınlamaya başlıyor. Muhabirin adı verilerek "Gazeteniz Kutsal Topraklar'dan en taze haberleri size ulaştıracak" anonsları iki üç gün yayınlanıyor.

Bu arada uçak için rezervasyon yapılıyor, durum İstanbul'a da bildiriliyor.

İşte "aksilik" o andan itibaren başlıyor. Gazetenin muhasebe servisi "ekonomik durumlarının iyi olmadığını, kasada döviz bulunmadığı gibi Türk parasının da temin edilemediğini" bildiriyor. Bu yüzden uçak bileti parası ödenmiyor, ayrıca otel ve yiyecek harcamaları için gerekli para da Suudi Arabistan'a havale edilemiyor.

Ancak İstanbul'daki yazıişlerinin bundan haberi yok. İstihbarat müdürü elindeki programa bakarak, muhabirlerinin Suudi Arabistan'a uçtuğunu varsayıyor ve ertesi gün gazetenin birinci sayfasında kocaman bir haber yayınlanıyor: "Arkadaşımız, falanca, Kutsal Topraklar'da. İşte ilk haber."

Tabii haber çeşitli ajanslardan derlenmiş, klasik bir haber, ama imza olarak muhabirin adı konmuş.

Oysa muhabir Ankara'da ve para olmadığı için gitmesi mümkün değil. Tabii gazete yayınlandıktan sonra durum İstanbul'a bildiriliyor. Kıyamet kopuyor.

İyi de, bu durumda ne yapılacak? Çare bulunuyor. İstanbul'dan giden muhabir Ankara'daki bir otele yerleşiyor. Kendisine "Hac bitinceye kadar buradan çıkmayacaksın, kimseye görünmeyeceksin" deniyor. Gazete eski fotoğraflardan yararlanarak, sanki muhabiri Mekke'deymiş gibi, ajanslardan toplanan haberlerle duru idare ediyor.

Şimdi o arkadaşımıza "Kaçıncı kez Hacca gittin?" diye sorulduğunda "Üç kere gittim, bir kez de Ankara'da Hacı oldum" cevabını veriyor.


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr