PAZAR 19 NİSAN 1998
Kısa süreli bir istikrar döneminin yarattığı iyimserlik havası, ülkeye yaptıkları kötülükleri anlamaları için siyasetçilere fırsattır.
Bir ay öncesiyle kıyaslanmayacak bir tablo yaşanıyor ülkede.
"Batıyoruz" endişesinin kol gezdiği bu ülkeye ne oldu da umudun çiçekleri açıverdi?
Doğru dürüst hiç bir şey olmadı.
Bugün ümitlenmemizi sağlayan rakamsal veriler dün de çok farklı değildi. Ülkeyi yine bir azınlık hükümeti yönetiyordu.
Ama bu hükümet, bugün-yarın indirilmesi beklenen bir hükümetti ve Türkiye, siyasal açmazını koyulaştıracağı belli olan bir erken seçimin girdabında sürükleniyordu.
Hak edilmeyen bir cezaydı bu.
Başbakan, CHP'nin lideri ile bir araya geldi, seçimin 1999 Mart'ında yapılması konusunda bir görüş oluştu ve bir yıllık istikrar dönemi açıldığının kredisi sayesinde umutlar kanatlandı.
Partiler ve liderleri, ülkenin kaderini etkilemekteki güçlerini bu tecrübeyle görmeli ve güçlerini olumlu yönde kullanmanın sorumluluğunu artık taşımalıdır.
Güzel Anadolu..
Ankara'da iktidar kavgasına sıkışan siyaset, ülke kalkınmasını yöneten değil, köstekleyen bir kurum haline geldi.
Artık bu, tartışmasız bir gerçektir.
Ankara'da devleti yağmalayarak zenginleşen bir avuç dalkavuğun körüklediği iktidar kavgaları şükür ki ülke ekonomisinin büyümesini artık durduramıyor.
Anadolu'da liberal ekonominin olanakları ile kaynağını yaratıp üretebilen, mallarını büyük pazarlara taşıyabilen sınır tanımaz bir teşebbüs gücü kuruldu.
Ankara'ya tiksinerek bakan bu insanlar Türkiye'yi siyasetçilerin yarattığı krizlere rağmen taşımayı başarmıştır.
Refah kapatıldığı halde Fazilet aynı kitlesel gücü koruyor.. Düzen partileri ve hipermetrop liderleri için önümüzdeki bir yıl son şanstır.
Liderler, tekelci tutkuları ile kendilerini ve rejimi uçuruma sürüklediklerini görmelidir.
İktidar, uzlaşma kültürünün sağladığı ufukları son tecrübe ile umarız farketmiştir.
Seçim baskısından arınmış dönemi, toplumdaki iyimserliği destekleyecek icraatla değerlendirmelidir.
Bunun şartı çok çalışmak, kararlarını ve ilişkilerini yolsuzluk şüpheleri uyandırmayacak bir duyarlılık içinde oluşturmaktır.
Siyasetin ikinci gündemi, istikrarı kurumlaştıracak sistem değişikliklerinde uzlaşma aramak, mümkün olamıyorsa partilerin bu konudaki projelerini kamuoyuna sunmaktır.
Siyaset de, ekonomi de tekelci zihniyetten artık kurtarılmalıdır. Küçük ve orta boy işletmelerin yarattığı mucize, ekonomik modelin istikametini gösteriyor.
Siyasetteki tekelciliği de halk çökertecektir.
Yeter ki ona imkân tanınsın..
Merkez partilerdeki bölünmüşlük, halkın yüzde 80'inin "tehlike" gördüğü dinci partiyi iktidar yaptı. Liderlerin kişisel çıkar hesaplarına öyle geldiği için Türkiye yeni seçime yine aynı sistemle mi gidecek?
Gitmemeli.. Onlar birleşmiyorsa, izin verilsin millet onları sandıkta birleştirsin.
İki turlu seçime Türkiye geçmelidir!