PERŞEMBE 16 NİSAN 1998
Bilgisayar ve iletişim teknolojisindeki gelişmeleri hepimiz epey hayretle, biraz kıskançlıkla izliyoruz. Internet'in başına geçip bütün dünya ile anında iletişim kurmanın mucizevi bir boyutu var.
Internet'i düzenli şekilde kullananlardanım. Her seferinde, elimde olmadan küçük de olsa şaşırıyorum. Dünyanın öbür ucunda bir yere ulaşmak için bilgisayar klavyesinin tuşlarına basarken, acaba cevap gelecek mi diye tereddüt ediyorum. Ve cevap geliyor.
Bu arada, internet öncesinde hayal etmekte zorlandığımız sorunlar da ortaya çıkmaya başladı. Geçen yıl, İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin makinasına dışarıdan bir korsan girdi. Kim olduğunu bile bilmiyoruz.
Bizim sayfalarımızı bozdu. Yerine kendi korsan sayfasını koydu. Bilgi işlem merkezi sorumlulularının günlerce uğraşıp sayfaları yenilemeleri gerekti. Bu yıl, tersine bir olayla karşılaştık.
Öğrencilerin kullandığı bilgisayar laboratuarından aynı işlem bir başka kuruma yapılmış. Şikayet ettiler. Yapanı araştırdık ama bulmak mümkün olmadı. Belli ki korsanlık yapmayı seven İBU öğrencilerinden biri. Ama hangisi?
Tedbir almak gerekti. Internet'e bağlanan "server" adı verilen bilgisayarları bu tür korsanlıklara karşı korumak için geliştirilmiş bir program satın aldık. Bayağı yüksek bir para ödedik.
Programın adı "firewall ya da "ateşduvarı". Bilgisayarı ziyaret edenlerin içeride dolaşmalarını engelliyor. Böylece korsanların zarar vermesini olanaksız hale getiriyor.
Kim üretiyor böyle programları diye çok merak etmiştim. Geçen hafta, Le Nouvel Observateur adlı haftalık Fransız dergisinden öğrendim. İlgimi çekti. Okuyucularımla paylaşmak istedim.
Marius Nacht, 36 yaşında bir İsrailli. Romanya'da doğmuş ve çocukken ailesi ile İsrail'e göç etmişler. Askerliğini pilot olarak yapmış. Sonra Shlomo Kramer ve Gil Shwed adlı, biri 34 diğeri 30 yaşındaki iki arkadaşı ile bir şirket kurmuşlar: " Check Point Software Tachnologies Ltd."
Internet'teki baş döndürücü gelişmeye rağmen kimsenin "server" bilgisayarları korsanlara ve virüslere karşı korumadığını farketmişler. Internet geliştikçe, bu yönde ciddi bir ihtiyacın oluşacağına karar vermişler.
Gerisi nispeten kolay. Oturup gerekli programı yazmışlar. Piyasaya çıkınca, gerçekten talebin çok büyük olduğu anlaşılmış. İlk önce onlar girdiği için, kısa sürede piyasayı ele geçirmişler.
Rakipler gelmiş. Ama o arada piyasa payları yüzde 40'larda istikrar bulmuş. 1995'te 5 milyon dolar ciro yapmışlar. 1997'de ciroları 83 milyon dolara yükselmiş. Şimdi sıkı durun. Şirketin 1997 kârı 40 milyon dolar. Yani, cironun yarısı kadar kâr elde etmişler.
Bu büyümenin doğal sonucu olarak üç arkadaşın serveti çığ gibi artıyor. Şu anda şirketin değeri 300 milyon dolar olarak tahmin ediliyor. Ortak başına 100 milyon dolar düşüyor.
Bu gerçek hikayeden çıkartılacak çok sayıda ders olduğunu düşünüyorum. En önemlisi, küreselleşme ve yeni teknolojilerin yeni gelişen ülkelere çok büyük ufuklar açabildiğini gösteriyor.
Marius Nacht ve ortakları ABD vatandaşı olsa, ya da Amerika'da otursa, normal karşılardık. Ama değiller. İsrail'de yaşıyorlar. Şirketlerini orada kurmuşlar. Programı orada yazmışlar.
Internet sonrası dünyanın en belirgin farklarından biri burada. Coğrafya ile ekonomi arasındaki bağ kopuyor. Son model bir bilgisayarınız ve modeminiz varsa, nerede ikamet ettiğinizin hiç bir önemi kalmıyor.
Ateşduvarını bir vatandaşımız da örebilirdi. Çünkü Türkiye'de internet omurgasının içinde yer alıyor. Nacht'ın ulaştığı tüm sisteme bizler de ulaşabiliyoruz. Teknik altyapı, vs. bahaneler bulmak mümkün değil.
Türkiye'nin büyük bir teşebbüs gücü olduğu kesinlikle doğru. Ancak, bunun daha çok geleneksel sektörlerde yoğunlaştığı da bir gerçek. İnşaatta, tekstilde, hizmetlerdeki dinamizmi ileri teknolojilerde göremiyoruz.
Neden acaba? Ezbercilik üstüne inşa edilen eğitim sisteminin bunda büyük payı olduğunu düşünüyorum.