PERŞEMBE 16 NİSAN 1998
Türkiye'yi, "sıkıntınıza" gem vurarak izlemeye tahammül edebilirseniz, bu asrın başındaki bir filmi izler gibi oluyorsunuz.
Konusu bayatlamış, senaryosu gevşemiş, film hileleri anlamsızlaşmış bir eski film...
Örneğin, 5 Kasım 1927 tarihinde İsmet İnönü Meclis'te "hükümet programını" okurken, çok alışkın olduğumuz bir üslupla şunları söylemekteydi:
"Şark vilayetlerimizin bazı mıntıkalarında büyük irticai hareketlerin kati akametinden sonra, bazı meyusane şakavetler devam etti. Bu şakavetleri cumhuriyetin nimet ve ıslahatında hususi menfaatlerini haleldar görenlerin son gayretleri addetmekten ve geniş hudutları iltica ve avdet için istifade edilebilir zannetmekten mütevellit addedebiliriz.
Bir taraftan hudutları beynelmilel kavaidin icabatı dahilinde bertaraf için mahalli sükun olmayacak bir amil haline getirmek için sarf ettiğimiz ciddi ve müstekimane gayretlerin semereler ümit ettirmesi diğer taraftan halkın cumhuriyetin nimetlerini idrak ederek bizzat tahrikata mukavemet eylemesi ve aynı zamanda cumhuriyetin maddi kuvvetinin maddeten dahi tezelzül ettirilemeyeceğinin mükerrer tecrübelerle anlaşılması şakavetten ümit besleyenlerin bütün aksamı vatandaki huzur ve nizama ram olacaklarına şüphe bırakmamaktadır.
İlave etmeliyim ki, bu eşkıyayı takip için mahalli zabıta kuvvetlerinden ve mahalli garnizonlardan başka kuvvet istismaline mecbur olmadık.
Şark vilayetlerimizin bazı menatiki dediğimiz zaman bunun vasi bir mıntıka manasında alınmamasını tasrih etmek isterim.
Bu, Genç, Lice, Palu, Hınıs gibi dört beş kazaya münhasır olan bir sahadır. Şark vilayetlerimiz bütün mamureleri ve bütün sahaları huzur ve asayiş içindedirler."
71 yıl sonra sanki İsmet İnönü'nün konuşmasını ve o konuşmada söz ettiği sorunların "tıpkı basımını" izler gibiyiz..
Toplumsal şartlar ve ülkeyi yöneten zihniyet değişmedikçe de, bugün kimler ne yazarsa yazsın, ne hava basılırsa basılsın inanın ki İsmet İnönü'nün konuşması her dem taze kalacak.
Bir ülke için ne büyük talihsizlik...
1923'de de irtica gündemdeydi, bugün de öyle...
1923'de de Kürt sorunu gündemdeydi, bugün de öyle...
Peki, 75 yıllık cumhuriyet o zaman neyi çözdü?
Sorunları "temelden" çözmeyip, "görüntüyü" kurtarmaya yönelik makyajlamayla daha kaç kuşak tüketeceğiz?
71 yıl önceki konuşmaların aynısını daha kaç yıl dinleyip, bu tek filmli sinemayı kaç yıl daha izleyeceğiz?
Devlet İstatistik Enstitüsü geçen gün Ekim 1997 tarihi itibariyle "Türkiye'deki İstihdam" yapısını açıkladı.
Türkiye'de 20 milyon 815 bin kişi çalışır gözüküyor.
Bunların 4 milyon 581 bini "aile yanında ücretsiz çalışan"lar... Yani gizli işsizler...
Kendi hesabına çalışır olarak gözüken 6 milyon 500 bin kişinin, 3 milyon 396 bini tarımda... Çoğu da verimsiz işletmelerde ancak kendilerine yetecek bir ürün ile yaşam tüketmekte...
Yeryüzünde köylülük biterken, 75 yıllık cumhuriyetin yarı çalışanı tarımda... Bunun yarısı da gizli işsiz...
Bu tablodan sağlıklı bir çözüm çıkar mı?..
Sadece palavra nutuklar çıkar...
İngiliz Başbakanı Tony Blair'in son barış girişimi nedense buralarda "büyük bir heyecan" yaratmadı.
Çünkü onunki, sorunu "son kez" çözmek üzerine radikal bir adımdı. Ülkenin bünyesindeki sorunları siyasi kanallara akıtarak demokratik bir şekilde çözüme götürmekten korkup "sopa" ile çözmeye uğraştıkça, İsmet İnönü'nün 71 yıllık konuşmasını da ara sıra tekrarlamak için bir kenarınızda tutun.
Cumhuriyetin başlangıcındaki köylü nüfustan çok daha fazla bir köylü nüfus var...
"İrtica ya da bölünme" tehditlerini kesinkes defetmek istiyorsanız, bu ülkeyi hem zenginleştirin, hem özgürleştirin ya da aynı film ile bizi kandırıp durmayın. Bugün söylenmiş gibi duran 70 yıllık nutuklar çok sıktı artık...
"Hükümetleri" ya da cumhurbaşkanlarını "ağzı gevşek" bulan atanmışların egemenliği hep aynı ama, ne yoksulluk bitiyor, ne bu halk derdini siyasete özgürce yansıtabiliyor.
Bir İsmet Paşa metni ile yıllarca durumu idare edenler, ahali kırılıp dursa da gül gibi yaşayıp gidiyor.