SALI 07 NİSAN 1998

İlker Dörter lisede okurken Aczmendiler'e katıldı. 4 yıl onlarla yaşadı, hapis yattı, yargılandı, ceza aldı. "Kandırıldığını" anlayınca onlardan ayrılıp yeni bir yaşama başladı
ERSİN BAL
Ankara- İlker Dörter 21 yaşında. Ankara DGM'de, 123 sanıklık Aczmendi davasında yargılandı ve 3 yıl hapis cezası aldı. Bir zamanlar sarıklı, cüppeli ve asalı bir Aczmendi olan İlker Dörter, geçen hafta Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesi'nde yapılan temyiz duruşmasına, sakalı kesilmiş bir halde ve çağdaş kıyafetlerle gelince herkesi şaşırttı. "Hayal kırıklığına uğradım" diyen Dörter, Aczmendiler'e veda ettiğini, yaşamında yeni bir sayfa açmak istediğini söyledi. Aczmendiler arasında, "imam" ve "zakir" (zikir yöneticisi) seviyesine kadar yükselen İlker Dörter, ailesinin tek çocuğu. Genç adam, lise sıralarından tarikat rahlesine, oradan da cezaevine kadar uzanan ibret dolu öyküsünü SABAH'a anlattı. Yaşamının, tarikatlarla ilişkide bulunduğu son 4 yıllık bölümünü "bir gençlik hatası" olarak tanımlayan İlker Dörter'in ağzından "Kabus dolu günleri"nin öyküsü şöyle:
"Orta direk diye tanımlanan sosyaldemokrat bir ailenin tek çocuğuyum. Tarikat gerçeği ile lise ikinci sınıfta olduğum 1994'te tanıştım. Y.Ö. adlı kişi aracılığıyla, Nur cemaatine girdim. Katıldığım sohbet toplantılarında mantıklı bulmadığım, beni tatmin etmeyen konuşmalar yapılıyor, ancak soru sormama izin verilmiyordu. Tarikatların temel felsefesi 'Soru sorma itaat et' prensibiydi. Çağdaş görüntüler sergileyen tarikatların ve cemaatlerin birçoğunun Aczmendiler'den farkı yok. Tümünün ortak amacı şeriatı yaşamak. Bu amaçlarına ulaşmak için de takiye yapıyorlar. Rejime, laikliğe bağlı olduklarını ifade eden bu gruplar, özel toplantılarda cüppe giyip sarık takıyor ve laiklik karşıtı konuşmalar yaparak şerita özlemlerini dile getiriyorlar.
Aczmendiler'in kıyafetleri, uzun saç ve sakalları ile ellerindeki asalar beni etkilemeye başlamıştı. Kocatepe Camii'nde Aczmendiler'in Ankara sorumlusu olan A.A. ile tanıştım. Beni tarikatın Demetevler'deki dergahına götürdü. Bana Arapça 'zor' anlamına gelen 'Musab' adını taktılar. Tarikatta herkesin bir kod adı vardı. Soru sormaya kalktığım zaman engelleniyor ve 'Beyninin değil kalbinin sesini dinle' cevabıyla karşılaşıyordum. Benden düşünmemem isteniyordu. Din kitaplarında okuduğum İslamiyet'le Aczmendi dergahında anlatılan İslamiyet arasında dağlar kadar fark vardı.
Sarık takmaya, cüppe ve şalvar giymeye başlamıştım. Uzun saç ve sakallarımla gittiğim her yerde ilgi çekiyordum. Benden çok etkilenen S.M. adlı bir kızla imam nikahı kıyarak evlendim. Ancak bu evlilik daha sonra yürümedi. Ailemle ilişkilerim kopma noktasına gelmişti. Aczmendiler'in birçoğu günlerce yıkanmıyordu. Dergah pislik içinde yüzüyor. Onlarca kişi aynı kaptan yemek yiyorduk. Bu durumu dile getirmek ise mümkün değildi. Dergahta geçerli olan tek ilke İmam'a itaat etmekti.
Müslüm Gündüz'le ilk karşılaşmam Ankara'da oldu. Demetevler'deki dergaha gelen Müslüm Gündüz'e adeta bir peygamber gibi davranıldığını gördüm. Onunla zikir törenine katıldım ve kol kola zikir yaptık. Dergahta hiyerarşi ve disiplin geçerliydi. Müslüm Gündüz'le konuşmamız bile mümkün değildi. Yemekte ise sadece imamın konuşmasına izin veriliyordu. Sohbetler sırasında, yemek anında ya da imamların karşısında sürekli dizüstü oturuyorduk. Saatlerce dizüstü oturmak acı veriyordu. Dizüstü oturarak yemek yemenin ya da imamı dinlemenin İslam diniyle uzaktan yakından alakası yoktu. Bu saçmalıkları dile getirmek istediğimizde ise susturuluyorduk. İmama danışmadan hiçbir şey yapamazdık. Tarikat şeyhleri izin vermediği için ticaret yapamayan kişileri bile tanıdım. Şeyhlere danışılan en önemli konulardan birisi de evlilik konusuydu.
Aczmendiler'in dine bakışları namaz kılıp zikir yapmakla sınırlıydı. Ramazan ayında oruç tutmayan Aczmendiler bile tanıdım. Çift kişilikli bir insan olmaya başlamıştım. Ben de imamlık mertebesine yükselmiştim. Daha sonra gözaltına alınıp tutuklandım ve Eskişehir Cezaevi'ne gönderildim. Dinle alakası olmayan ibadet ve yaşam anlayışı beni iyice rahatsız ediyordu. Artık düşüncelerimi yüksek sesle dile getirmeye başlamıştım. Anlamsız sohbetlerin ortasında kalkıp gidiyor, yalnız kalmak istiyordum. Aczmendiliğin İslamiyet'le alakası olmadığını söylüyordum. İslamiyet'in yeniiliklere kapalı olmadığını çeşitli konuşmalarla ima etmeye çalıştım. Tabii ki ön yargılarından dolayı beni anlamak ve dinlemek istemediler.
Artık bu saçmalıklara dayanamaz hale gelmiştim. Namaz kılmıyor, zikir törenlerine katılmıyordum. Bu durum tarikattakı birçok kişiyi rahatsız etmeye başlamıştı. Sonunda tarikattan ayrılmaya karar verdim. Ancak bu kararımı mahkemeye çıkartılacağımız güne kadar gizledim. Duruşma günü ise takkemi, cüppemi çıkartarak duruşmaya katıldım ve mahkemece tahliye edildim. 4 ay süren cezaevi hayatından sonra evime döndüğüm zaman ilk iş olarak sakallarımdan kurtuldum. Yaşama dört elle sarılma kararı verdim. Bu yıl üniversite sınavlarına katıldım. Artık çağdaş bir insan olarak yaşamak ve ülkeme faydalı olmak istiyorum. Arkadaş çevremi tümüyle değiştirdim.
Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde okuyan, demokrat bir kız arkadaşım var. Kendisiyle çok iyi anlaşıyorum. Geçmişimi ona da anlattım. Beni anlayışla karşıladı ve yeni yaşantımda bana destek olacağını söyledi. Artık, şiir yazıyor, resim yapıyor, klasik müzik dinliyor ve sporla uğraşıyorum. Kız arkadaşımla birlikte gelecekteki güzel günlerin planlarını yapıyoruz.
3 yıl hapis cezasına mahkum olduğum dava Yargıtay'da temyiz aşamasında. Yargıtay mahkumiyet kararını bozarsa, geleceğe yönelik tüm planlarımı gerçekleştirmek için yaşama dört elle sarılacağım.
Anlattığım bu gerçeklerin başta Aczmendiler olmak üzere birçok tarikatı rahatsız edeceğini ve bana tepki göstermelerine sebep olacağını biliyorum. Ama başka gençlerin benim yaşadıklarımı yaşamamaları için konuşmaya karar verdim. Benimle aynı duyguları paylaşan ancak konuşmaya cesaret edemeyen birçok arkadaşımın, benim anlattıklarımdan cesaret alarak konuşacaklarını sanıyorum."
İlker Dörter'in fırın işçiliğinden emekli olan 69 yaşındaki babası İlhan Dörter ile ev hanımı olan 50 yaşındaki annesi Sabahat Dörter ise uçurumun eşiğinden kurtardıkları çocuklarına yeniden kavuşmanın mutluluğunu yaşıyorlar.
İlker'i tarikat çengelinden kurtarmak için pes etmeden mücadele verdiklerini belirten baba Dörter, o günleri şöyle anlatıyor:
"Gözümüz gibi koruyup kolladığımız biricik oğlumuzun, elimizden gitmesine seyirci kalamazdık. Eşimi karşıma aldım ve 'Bu çocuğu tarikatlara kurban etmeyeceğiz' dedim. Gerçekten de İlker'le aramızda şiddetli çatışmalar yaşandı. İlker önce düşüncelerini sonra da kılık kıyafetini değiştirdi. Bizleri de namaz kılmaya zorluyordu. Annesinden başını örtmesini istiyordu. Ancak umudumuzu yitirmeden mücadeleye devam ettik. Sonunda kendisi de gerçeği görüp hatadan döndü. Cezaevinden çıkıp eve geldiği gün, üzerindeki kıyafetleri bir poşete doldurup birlikte çöpe attık."