PAZARTESİ 09 MART 1998

NURHAN FIRATLI-CEM ESER YOLA
Rabia, Sevda, Hasne... Rabia 22, Sevda 17, Hasne 19 yaşında idi. İdi, çünkü artık üçü de yaşamıyor. Onlar ailelerinin kafa kafaya verip aldıkları bir kararla öldürüldüler. Rabia sevdiği ile kaçtığı, Hasne gayrımeşru hamile kaldığı, Sevda da gezip tozduğu için. Ölüm biçimi de inceden inceye hesaplanmıştı. Bir de Gönül var. O ölmedi ama ölünceye kadar unutamayacağı bir vahşeti yaşadı. Ve onların hepsi Urfalı'ydı...
Medyaya yansıyan perde 1994 yılında açıldı. İlk olarak Urfa'ya üç-beş kilometre uzaklıktaki Kısas Beldesi'nde yaşanan bir olay çekti medyanın dikkatini. Kısas'ta 22 yaşındaki Rabia Oğuz uzun süredir kendisini ailesinden isteyen sevdiği ile kaçmıştı. Sonra ailesinden kaçmayı içine sindirememiş jandarmaya teslim olmuştu. Jandarma onu ailesini teslim etti. Sonra aile oturup karar verdi. Rabia aileyi lekelemişti ve ölmeliydi. Öyle bir ölmeli idi ki herkese de, bundan sonraki kız evlatlara da bu olay ders olmalıydı. Kısas'ın ana caddesinde oturuyorlardı. Kapının önüne çıktılar.
Akrabalar ellerine silahları alıp çevredekileri uzaklaştırma görevini üstlendiler. Sonra birileri Rabia'yı getirip traktörün tekerleğinin altına doğru fırlattı. Can havliyle kaçtı Rabia. İki kez ellerinden kurtulmayı başardı ama yeniden yakalayıp uzattılar boylu boyunca. Kimse müdahele etmedi. Etmek isteyenleri de silahlar engelledi. Rabia oracıkta öldürüldü vahşice. Uzun süre kimsenin haberi olmadı bu olaydan. Ve bir gün basın mensupları, Urfa'daki savcılar ve diğer yetkililer masalarında, bu olayı tüm ayrıntılarıyla anlatan bir mektup buldular. Bir Kısaslı tanık olduğu bu vahşeti içine sindirememiş ve sesini duyurmanın yolunu böyle bulmuştu.
Kısas Belediye Başkanı Ali Özhan bu olaydan sonra sanıkların yargılandığını ve 50 yıl hapse mahkum olduklarını anlatıyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor; "Aile dile düşmemek için Rabia'yı öldürdü ama sonra onlar da çok acı çekti. Vicdan azabı çektiler mi bilmem ama Kısaslılar onları çok kınadı. Barınamadılar burada. Bütün aile uzaklara taşındı."
Aradan dört yıl geçmesine rağmen Kısaslılar hiç unutmamış bu olayı. Hasne Teyze 20'li yaşlarda yaşadığı duyguları çoktan unutmuş, "İt kudurdu başına bunu etti" diye yorumluyor olayı. Yani Rabia cezasını bildiği suçu işlemiş.
Liseden mezun olduktan sonra çoluk çocuk sahibi olan ve küçük kızı Sevcan'ı kucağından indirmeyen Asiye ise hiç tanımadığı Rabia'nın öldürülüş biçimine hâlâ öfkeli. "Ben" diyor, "Kızımın sevdiğini tutup eve kendim getireceğim."
Ve başka Kısas'lı kadınlar Saliha, Sakine... Saliha, "Okiyler, ayıliyler" diye özetliyor Asiye'nin geldiği noktayı. Sorunun kökeninde eğitimsizliğin yattığını, törelerin hâlâ insanların üzerinde baskı unsuru olmasının eğitimsizlikten kaynaklandığını anlatıyor. "Ne kadar çok okursak o kadar çabuk sıyrılırız yalan yanlış törelerden" diyor. Kendisi de okumamış ama töre infazlarını gerçekleştirenleri, "Anlayışları kıt, okumamışlar ki" diye kınıyor.
Kısas'taki bu olayın üzerinden bir yıl geçmeden bu kez 17 yaşındaki Sevda amcasının oğlu tarafından, "Çok gezip tozduğu" gerekçesiyle Urfa'nın en kalabalık meydanlarından birinde öldürüldü. M.T. onu kolundan tutup bir yandan bıçaklayarak sürükleye sürükleye meydana getiriyor ve diz çökertip boğazını kesiyor. Ve yine çevreden en küçük bir müdahale yok. Urfa ve çevresindeki aile infazlarını böylesi tüyler ürpertici kılan nedenlerden biri de bu.
Urfa Vali Vekili Şeref Kayacan'ın söylediği gibi, sessiz, elle tutulamayan, gözle görülemeyen bir konsensus sağlanıyor töre infazlarında. Töre baskısı vicdanlara kilit vuruyor. Ve Vali Vekili de Kısas'taki kadınla aynı düşüncede buluşuyor. Bütün bunları çözecek olan eğitimdir, ekonomik özgürlüktür. Kayacan'ın umudu GAP projesi. GAP'ın ekonomik kalkınma ile birlikte yaratacağı değişimin törelere de yansıyacağını düşünüyor.
Şanlıurfa Belediye Başkanı Ahmet Bahçıvan ise töre infazlarını, "Psikolojik bir yenilginin ifadesi" diye tanımlıyor. Eski Refahlı yeni Fazilet Partili Bahçıvan, olaya inanç cephesinden bakıldığında daha dramatikleştiğini anlatıyor. "İnancımızın hiçbir safhasında böyle bir cezalandırma biçimi yok" diyen Bahçıvan, "Bu tür ilişkiler olumsuz karşılansa bile inancımız gereği gayrı meşru olayı meşru zemine çekme çabası içine girilir. Kınama bunun içindir. Bir insanı katletmek ise inancımızda yoktur. Bütün bunlar eğitim, bilgi ve kültürle aşılır. İnsan olmanın gereği yapılan yanlışlar vardır. Bunların çözümü öldürmek değildir" diye konuşuyor.
Gönül Aslan olayı ise ucuz atlatılmış. Ailesi tarafından zorla evlendirildiği kocası tarafından boğazı eşarpla sıkıldıktan sonra Fırat Nehri'ne atılan Gönül Aslan şimdi yalnızca emniyet görevlilerinin bildiği bir yerlerde başından geçen olayın şokunu atlatmaya çalışıyor. Gönül 19 yaşında, Antalya'da büyümüş. Duygularına hiç gem vurmamış. Ta ki "beşik kertmesi" gereği zorla halasının oğlu ile evlendirilinceye kadar.
Evliliğe, 2 ay dayanabilmiş ve kaçıp gitmiş koca evinden. Antalya'da sevgilisi Nihat Türk ile buluşup kaçmış ama genç adamın amcası Recai Türk bu olayı konuşarak halletmeleri gerektiğine ikna edip Gönül'ü babasına teslim etmiş. Ama eski hala oğlu, yeni koca Sakıp artık istemiyordu Gönül'ü. Gönül'ün babası Ali Aslan'ın çağrısı üzerine toplanan aile meclisi kararı çabuk verdi. Ölmeli.
Sakıp Aslan amcaları Abdullah ve Mahmut, Gönül'ü Antalya'da arabaya bindirip Urfa'ya doğru yola çıktı. Birecik girişinde Sakıp Aslan'ın yüreğindeki kin artık kontrolden çıkmıştı. Aslan iki aylık eşinin boynundaki eşarbı çekip aldı ve genç kadının boğazına sardı. Sıktı sıktı. Genç kadın hareketsiz kaldığında arabayı kenara çekip genç kızı dışarı çıkardılar her biri bir yerinden tutarak. Ve fırlatıp attılar Fırat Nehri'ne. Ama "kanlı", "zalim" diye adına türküler yakılan Fırat'ın soğuk suyu bu kez genç kızın kurtarıcısı oldu. Dondurucu soğuğun etkisiyle kendine gelen genç kız, can havliyle boynundaki eşarbı sıyırdı ve kendini kıyıya attı. O şanslıydı. Törenin kanlı kuralları onun canını almayı başaramamıştı.
Son örnek ise Urfa'ya yüz kilometre uzaklıktaki Bakışlar Köyü'nde babası ve ağabeyleri tarafından traktörün altında ezilerek öldürülen Hasne Şemsek.
Hasne adını kimselere söylemediği birinden hamile kalmış. Aile bunu öğrenince onu uzun zamandır isteyen dayısının oğlu ile evlendirmiş. İki ayda 7 aylık hamileliği ortaya çıkan eşini kolundan tutup evine götüren dayı oğlu, neler olduğunu sormuş. Sonra da Hasne'yi törelere kurban vermemek için Adana'ya, iskenderun'a gitmiş. Gittiği her doktora bebeği almaları için yalvarmış. Ama doktorlar bu kadar gelişmiş bir hamileliğe müdahale edemeyeceklerini söyleyince çaresiz köye dönmüşler ve Hasne'yi babasına teslim etmiş. Sonrası son hızla giden bir traktörün altında ezilmiş, parçalanmış gencecik bir beden.
Urfa'daki 15 bin nüfuslu Türkmen Aşireti'nin kadın ağası olan Servet Aydın olayı ,"Töreleri erkekler uygular, cezasını kadınlar çeker" diye özetliyor. Bir kadın olarak aşiret içinde büyük mücadele verdiğini ve kurtlar sofrasında en baş köşeyi elde etmeyi başardığını anlatan Servet Aydın, "Ama ben şanslıydım" diyor. Babasının aydın bir insan olduğunu, bu nedenle okuduğunu, hem de çok okuduğunu ve beyniyle hey şeyi aştığını anlatan Aydın, "Kurtlar sofrasında hak verilmez alınır. Ben aldım" diye konuşuyor. Aydın, "Ben şu anda aşiretimde bin kişinin geçimini üstlenebilirim. Buna gücüm var. Ama bu önemli değil. Önemli olan onlara başkasının eline bakmadan geçinmenin yolunu öğretmek, eğitmek, kültür sahibi yapmak" diye tamamlıyor sözlerini.
Sokaktaki Urfalılar ise olaya değişik açılardan bakıyor. Kimi "Doğu'da para kazanmak zor. Zorlukla kazandığımız parayla kadınımızı başımızın üstünde tutuyoruz. Nankörlük yapınca da öfkemize hakim olamıyoruz" derken kimi de üç beş olayın tüm Urfa'ya mal edilemiyeceğini söylüyor. "Bu münferit bir olaydır" diyerek olayı küçümseyenler ise azımsanmayacak kadar fazla.
Kim ne derse desin Şanlıurfa Türkiye gündemine bu töre infazlarıyla geliyor. Şanlıurfa töreleri aşamıyor. Şanlıurfa bu lekeyi üzerinden atamıyor.