kapat

CUMA 23 OCAK 1998

Şöhret ayrılık getirdi

4 yıllık eşi Harun Özakıncı'dan dün boşanan Yonca Evcimik, "Harun, önce eşi, sonra sanatçı olmamı istiyordu. Suçum şöhret olmak ve para kazanmak" dedi

ŞENGÜL BALIKSIRTI

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in de şahitliğinde, 23 Ocak 1994'te Harun Özakıncı ile dünyaevine giren şarkıcı Yonca Evcimik, tam 4 yıl sonra tek celsede boşandı. "Şiddetli geçimsizlik" nedeniyle ayrılan Evcimik ve Özakıncı, birbirlerinden nafaka ve tazminat talep etmediler.

Yonca Evcimik şimdi büyük aşkının ardından neleri kazanıp neleri kaybettiğinin muhasebesini yapıyor. Zaman içinde birbirlerini yaralamaya başladıklarını hissedince, zor da olsa ayrılma kararını almışlar Yonca ile Harun. Oysa Yonca'nın mücadelesinin en başından itibaren ne çok yol kat etmişlerdi birlikte... Neler olmuştu, hangi noktada Harun taşıyamamıştı acaba Yonca'yı...

Önce eş, sonra sanatçı

İşte bu sorun sıradan kadın Yonca ile sanatçı kadın Yonca'nın ikilemini de ortaya koyuyor. Çünkü Harun Özakıncı bir süre sonra, eşinin önce eşi, sonra sanatçı olarak anılmasını istiyor. Yonca kendi ifadesiyle o kadını Harun'a yaşatmak için büyük çaba sarf ediyor. Dizi çekimlerinden koşa koşa eve gelip, eşine masalar hazırlıyor... Ama bir süre sonra o koşturmanın içinde kendi sesini, kendi yüreğinin sesini hiç dinlemediğini fark ediyor. Yonca koşuyor ama nereye, kime, niçin koşuyor. İçindeki kadın koştukça Yonca gerilerde kalıyor... Yonca koştukça, içindeki kadın, Harun'un görmek istediği kadın unutuluyor. İşte bu ikilemin içinde boşanma olayının gündeme gelmesi Yonca'nın deyimi ile patlama noktası oluyor.

Yonca Evcimik yok olmuş

"Farkına vardım ki, ben bugüne kadar kendim dışındaki herkesi mutlu etmeye çalışmışım. Herkesin sorumluluklarını elinden almışım. Bu da farkında olmadan beni çok yormuş. Ben bundan dolayı yorulmaya başladığımı anladığımda olaylar da patlak vermeye başladı. Ufak ufak tartışmalar çıkmaya başladı... 'Ben ne olacağım? Peki benim mutluluğum ne olacak?' sorularını sormaya başladım kendime. Bu soruları sorana kadar savaşmışım ben. Sadece Harun ile ilgili değil, her şey için savaşmışım. İyi olsun, kimse üzülmesin, her şey mükemmel olsun diyerek boğuşmuşum. Ama bir süre sonra anladım ki, bu savaşı verirken bir süre sonra ben yok olmuşum. Yonca Evcimik yok olmuş..."

Yonca şimdi kendini arayıp bulma savaşında. "Gelgitler arasında yaşıyorum. Beynim hiç susmuyor. Geceleri vücut uyuyor ama beynim uyumuyor. Vücudum bitkin düşüyor, uykuya teslim oluyor. Ama beynim susmuyor. Doğruyu bulabilmek için harıl harıl düşünüyorum. Her şeyi bir kalemde silip atmak çok zor" diyor.

Yıllar içinde değişen dengeler de etkilemiş onları. Mücadelerinin ilk yıllarında Harun, Yonca'ya maddi açıdan destek olurken, sonrası grafik değişmiş. Bu kez Yonca'nın yükselişi başlamış. Ve tabii Yonca'nın yaşamına o yükselişle birlikte para da gelmiş. "Bir erkek hiçbir zaman eşinin kazandığı paraya 'bizim paramız' diyemiyor mu?" diye soruyorum Yonca'ya...

"Diyemiyor herhalde. Ben kendi adıma böyle bir şeyi hissettirmemek için türlü dolaplar çevirdim. Aklımı kullandım, kadınlığımı kullandım. Ama kabullenilemiyor. Sadece bu benimle de ilgili bir şey değil. Eğer kadın iş alanında başarılıysa ve sosyal güvencesi varsa, erkek ondan daha pasif pozisyondaysa o zaman sorunlar çıkıyor."

"Bir şey değişmedi"

Yonca dışarılarda, yani hayata ve insanların arasına karıştığında son derece keyifli ve neşeli... Ama geri dönüşlerde gerçekle yüzleşiyor: Evinin kapısını açıp yalnızlığı ile buluşmaya hazırlanırken neler mi hissediyor?

"Bir an hiçbir şey değişmemiş gibi geliyor. Zaten değişmedi... Harun'un resimleri, eşyaları... Hepsi yerinde... Hem bitti gibi geliyor, hem gelmiyor. Her şeyi bir arada yaşıyorum. Aslında El Nino benim beynimin içinde... Bu evin kapısını açıp girerken içimde büyük bir hüzün var. Özlüyorum, üzülüyorum. Ama birbirimizi üzmeye, acıtmaya başladığımız anları hatırladıkça da doğru karar verdik galiba diyorum."

Ayrılığın ardından tabii yeni aşk dedikoduları üretilmeye başladı. Bunlara hazırlıklıydı Yonca.. Ama yüreği yeni bir sevgiye, sevdaya hiç hazır değil...

"Gezmeyi, tozmayı çok seviyorum. Kendimi gezmeye vuracağımı çok iyi biliyordum. Bunların arkasından da böyle haberler çıkacağını tahmin edemedim. Bu nedenle üzüldüm. Çünkü ortada hiçbir şey yokken, neredeyse yanımdan geçen insanla birlikteymişim haline geldi olay. Başıma geleceğini hiç düşünmezdim ama oluyormuş, bu işin kuralı buymuş demek ki... Her şey insanlar için. Ama kalbimde ve beynimde böyle bir yara varken böyle bir şey düşünmek mümkün değil. Ben acılarımla büyüyorum ve bu acıları sarmadan, doğru dürüst ayaklarımın üzerinde durmadan böyle şeyleri düşünecek durumda değilim. Mümkün değil."

Ve özlem... Kolay mı onca yılın sevdasından, alışkanlığından kopmak...

"Yatağıma yattığım zaman ayağımı kaldıramayacak hale gelinceye kadar bir şeylerle meşgul olmaya çalışıyorum. Ama onu özlüyorum. Orası en saf ve en kendi kendinle kaldığın yer. Ona dokunmayı, onunla konuşmayı özlüyorum. Her şeyi özlüyorum. En büyük alışkanlığım onun hayatımda olmasıymış zaten..."


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr