PAZARTESİ 05 OCAK 1998

SEDEF ŞENKAL (SHA)
Çoğunlukla hain bir pusu, genç yaşlı, evli bekar bir çok polisi sevdiklerinden ayırır, ayyıldızlı bayrakla örtünmüş tabutlar gözyaşları arasında toprağa verilir. Bazen de filmlerdeki gibi çatışmalar yaşanır gecenin sessizliğinde. İnsanlar sıcak yataklarında uyurken, suçluların peşinde koşanlar bir mermi parçasıyla oracıkta şehit düşerler. Meslek uğruna, yemin uğruna.
Bora Barış Güler, Fadıl Şişman, Ali Cevat Yılmaz, Tuncer Mustafaoğlu, Adil Gözalıcı. İşte bu beş polis de görevdeyken bir mermiyle hayatları son bulan kahramanlar. Hepsinin hikayesi kanla noktalanırken, umutları, yarım bıraktıkları görevleri çocuklarına kaldı. Zaman geçse de gözyaşı dinmiyor şehit ailelerinin evlerinde. Şehitler yaşıyor, yaşatılıyor hüzün çökmüş evlerde. Eşleri, evlatları "Şehit yakını, şehit çocuğu" olma özelliklerini, "Vatan sağolsun. Başka acılar yaşanmasın" cümlesiyle açıklıyor.
Türkiye genç komiser muavini Bora Barış Güler'in toplumu zehirleyen uyuşturucu satıcılarını yakalamak isterken şehit düşüşüne halen ağlıyor, üzülüyor. Emniyette ise acılara acılar ekleniyor, şehit formları bir bir artarken gözlerden yaşlar süzülüyor. Dünyası kararan şehit ailelerinde ise yaşam zor da olsa sürüp gidiyor.
"Ali Cevat o gün şehit olmasaydı intihar ederdi" diyor eşi Gülfer Yılmaz. Altı yıl geçmişti eşinin şehit oluşunun üzerinden. Onu o gün yolcu edişini hiçbir zaman unutmamış, göz pınarları hiç kurumamış. Onu hem içinde, hem evinin müze haline getirdiği bir köşesinde yaşatıyor acılı eş.
Tarih 2 Mayıs 1992. Yer Çağlayan'da bir kahvehane. İşte o yıl 40 yaşında olan Asayiş Şubesi'nde görevli 3 çocuk babası polis memuru Ali Cevat Yılmaz saat 08.20'de azraille randevulaşmıştı. Azrail ise teröristlerdi. O sabah son kez olduğunu bilmeden işe giderken eşiyle kucaklaştı ve mesai arkadaşlarıyla buluştu. Bir arkadaşlarının annesini otogarda karşılamak için yola çıkacaklardı. Ama daha önce bir bardak sıcak çay içmek için Çağlayan'da kendilerine mezar olan o kahvehaneye gittiler.
5 polistiler. 4'ü aynı masaya oturup çaylarını yudumlarken, Ali Cevat Yılmaz bir başka masada eline aldığı bir gazeteyi okuyordu. O sırada polislere pusu kuran teröristler daldıkları kahvehanede aynı masada oturan 4 polis memuruna mermi yağdırdılar. Diğer masada bulunan Ali Cevat Yılmaz belki masadan kalkmasaydı şimdi hayatta olacaktı. Ama gözlerinin önünde arkadaşları şehit olan Yılmaz, silahına davrandı ve teröristlere karşılık vermeye başladı. Ama karşısındaki terörist grubu çok kalabalıktı. O da arkadaşları gibi oracıkta şehit düştü. İşte "hayatta kalsaydı bile intihar ederdi" denilen Ali Cevat Yılmaz'ın öyküsü böyle. O arkadaşlarını yalnız bırakmadı. Yalnız bıraktığı eşi ve üç çocuğu oldu.
"Çok sevgi çok zarar veriyor" diyor yaralı eş Gülfer Yılmaz. Zamanının çoğunu eşinine ayırdığı köşede geçiriyor, onun vurulduğunda kolunda olan ve öldüğü anda duran saatini okşuyor, fotoğraflarına bakıyor. "Bayram için aldığı ayakkabılarını giymek nasip olmadı" derken köşede duran bir çift ayakkabı yine gözlerinden yaşların süzülmesine neden oluyor. Ve şöyle anlatıyor eşini:
"Onu çok sevmiştim. Şimdi çok zarar gördüm. Artık çocuklarıma bile çok sevgi vermekten kaçınıyorum. O kadar mükemmel bir insandı ki. Eğer o gün şehit olmamış olsaydı zaten o acıyla yaşayamaz ihtihar ederdi. Şimdi halen onun sesi kulaklarımda ve beni yalnız bırakmıyor. Bu evde halen onunla birlikte yaşıyorum."
Hacı, Muzaffer ve Fatma Şişman. Bu üç kardeş babalarını 7 ay önce bir çatışmada yitirdiler. Onların babaları Özel Tim'deydi. Amacı sadece vatana hizmetti. Mesaisinden artan kısacık vakitlerde ise çocukları ve eşinden başkasını gözü görmezdi. İşte Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli iken Esenyurt'ta bir örgüt evi baskınında teröristle girdiği çatışmada şehit olan Fadıl Şişman'ın 3 çocuğu geleceğin polis adayı olmuş bile.
Fadıl Şişman'ın eşi Hatice Şişman, o gece eşini ölüme yolcu ederken içinde her zaman hissettiği ve artık alışmış olduğu korkuyu yaşamış. Uzun yıllar Güneydoğu'da görev yapan eşinin, "Dağlarda tehlikenin nereden geleceği bellidir. Ama İstanbul'da belli olmaz" lafını anımsarken, "Onu her yolcu edişimde ölüme uğurluyordum. Çünkü onun görevi buydu" diyor.
Fadıl Şişman 22 Mayıs 1997'de ihbar üzerine ekip arkadaşlarıyla birlikte Esenyurt'ta tespit edilen bir hücre eve gitti. Her yer didik didik arandı ancak teröristin izine rastlanmadı. İşi bitirmeyi kafasına koyan Fadıl Şişman, artık ekiplerin geri çekilmeye başladığı anda, şüphelerinin yoğunlaştığı bir eve girmeyi kafasına koydu. İçeriye teslim ol çağrısında bulundu, yanıt alamadı. Son kontrolü yapmak için kapıyı kırıp içeriye girdiğinde teröristle burun buruna geldi. Silahını çeken teröriste o da silahıyla karşılık verdi. Terörist ölü ele geçirilmişti. Fadıl Şişman ise işi başarmanın gururu içindeydi. Operasyonu başarı ile tamamladığı evden çıkmış soluklanmak için merdivenlerde oturmuştu. Ancak aradan epey bir zaman geçtiğinde yaralandığının farkına vardı. Yarayı kolunda zanneden başarılı polis kolunu bağladı ve sendelemeden, yere düşmeden arkadaşlarının yardımıyla çağrılan ambulansa kadar yürüdü. Ancak ne kendisi ne de arkadaşları kurşunun kalbine çok yakın bir yere saplandığını farkedememişti. Hastaneye kaldırılmak istenen Fadıl Şişman, yolda şehit olmuştu.
Şimdi Fadıl Şişman'ın çocuklarından Hacı, Polis Akademisi'nde okuyor. İlkokulda okuyan Muzaffer ile 10 yaşındaki Fatma da babalarının izinde yürümeye kararlı. Onlar da babalarının yarım bıraktığı işleri bitirme arzusuyla polis olmak istiyorlar. İçlerinde günden güne artan baba özlemi, yine adeta resim sergisini andıran evin bir köşesinde giderilmeye çalışılıyor.
Çocuklarına şu anda hem annelik, hem de babalık yapan Hatice Şişman ise, "Onun mücadelesi vatan ve millet içindi. Şimdi benim de mücadelem aynı. Vatana millete hayırlı evlatlar yetiştireceğim. Eşimin şehit oluşu bize gurur verdi. Çünkü o da Allah nasip ederse şehitlik nasip etsin derdi. Onun izinde yürümeye devam edeceğiz" diyor.
Pendik'e yolu düşenler, merkezde bulunan Şehit Adil Gözalıcı Karakolu'nu da görürler. Pendikliler'in yakından tanıdığı polis memuru Adil Gözalıcı da teröristlerin bombalı ve silahlı saldırısı sonucu şehit olan, 5 çocuk babası bir polisti. Üstelik onun yaşantısı diğerlerinden çok daha farklıydı. Biri doğuştan kolsuz bacakları sakat olan 5 çocuğun babasıydı. Topselvi'de bir gecekonduda yaşıyorlardı. O gün gecekondularına bir kamyon girmiş evleri viraneye dönmüştü. Gece 5 çocuklarını koyunlarına alarak üşümemek için birbirlerine sarılarak yatmışlardı. Sabah kalktıklarında ise Adil Gözalıcı, bir yıl önce dünyaya gelen ikizleri Gürkan ile sakat olan Görkem'i kucaklamış, onları okşamıştı. Özellikle kolları olmayan oğluna fazlaca vakit ayırmış, "Hayatımı sana adayacağım. Ötekilerin elleri ayakları var" demişti. Ama gittiği yerden geri dönemeyeceğini bilemezdi. 22 Aralık 1995 günü sabah saatlerinde mıntıkasındaki önemli binaları arkadaşlarıyla kontrol edecekti. Ancak aracın benzini bitince, Adil Gözalıcı arkadaşlarına, "Siz burada bekleyin. Ben DYP binasına bakıp geleyim" dedi. Orada azralin kucağına düştü. Pusuyu kuran teröristler beş çocuk babası polisi, üzerine bomba atarak şehit ettiler. Adil Gözalıcı, ölümüyle dört arkadaşının hayatını kurtardı. Ama geride boynu bükük bir eş ve 5 tane çocuk bıraktı.
Şehit Adil Gözalıcı geride beş çocuk bıraktı. Beş kardeş emniyette açılan kampanyayla kendilerine alınan bir apartman dairesinde artık. En büyüğü 15 yaşındaki Pınar, yardımlarla bir özel okulda okuyor. Amacı, babası gibi polis olmak. 10 yaşındaki Derya ile 9 yaşındaki Hakan ilkokulda okuyor. Ailenin en küçükleri ise 3 yaşındaki ikizler Gürkan ile Görkem. Gürkan evde koşup oynarken ikizi Görkem üzüntülü gözlerle ona bakıyor. Şehit babası belki de en çok Görkem'e lazımdı. Çünkü onun ne kolları ne de sağlam bacakları vardı. Omzundan çıkan iki küçük elle, belki de asla yere basamayacak sakat iki bacak. Kendisi bir yaşındayken şehit olan babasını fotoğraflardan tanıyor talihsiz Görkem. Fotoğrafları severken gözlerinin içi gülüyor. "Ben okula gidicem. Bana çanta alın" derken kendisini diğer kardeşlerinden farklı görmüyor. Ama anne Ayşe Gözalıcı'nın içi yanıyor.
"Babamız sağ olsaydı daha metanetli olurdum. Ama ben de onun gibi kendimi artık Görkem'e adadım. Diğerleri nasıl olsa ayakta. Şimdi tek amacım Görkem'i yürütebilmek. Eşimin şehit oluşunun ardından beni ayakta tutan Görkem oldu. Çünkü eşimin ölümüyle birlikte onun tedavisine başladım. İki yıldır hemen hemen tüm günüm hastanede geçiyor. Bir umut yavrum yürüyebilir" diyor. Gözalıcılar'ın evinde hüzün çocuk seslerine karışırken, umut yine de kendini gösteriyor.
Adları binlere ulaşan şehitler ve geride kalanları. Gerçek acılar onlar için. Topluma düşen ise onları bağrına basmak, her şehit çocuğunun okuması için, her şehit ailesinin acısını biraz olsun azaltmak için, görmedikleri günleri onlara yaşatmak için bir el atmak. Şehitlerin yarım kalan hayatlarında yapacaklarını, geride kalanlarına yapabilmek, küçük Görkem'i ayağa kaldırabilmek.
Çocuklarımızın geleceği için şehit olan Bora Barış Güler'in eşine maddi destek için narkotikçilerin Vakıfları Bankası Vatan Şubesi'nde 3858001 numaralı bir hesap açtırdılar. Şehit oğlu 3 yaşındaki Görkem'in tedavisi için ise İstanbul Emniyet Müdürlüğü Sosyal Hizmetler Birimi'ne ulaşmak yeter.