PAZAR 07 ARALIK 1997

NEBÝL ÖZGENTÜRK
Üç yýl önceydi sanýrým...
Bir Tunceli seyahati sýrasýnda kenti dolaþýrken Atatürk meydanýnda bir heykel dikkatimi çekmiþti...
Otomobille hareket halinde olduðum için uzun uzadýya inceleyememiþtim ama heykelin eteðindeki Seyit Hüseyin adýný bir çýrpýda notlarýmýn arasýna kaydetmiþtim.. Yanýmda bulunan Tuncelili bir gazeteci dosta, "Kim bu Seyit Hüseyin?" diye sorduðumda, "Sorma, bu bölgenin en ünlü delisiydi ama halk tarafýndan çok sevilirdi, öldürüldükten (!) sonra heykelini diktiler!" dedi..
O gün, çok þaþýrmýþ ve kulak kabartmýþtým ama sadece buncaðýz bir sohbetle kala kalmýþtýk... Heykel ve Seyit Hüseyin'in "öðrenemediðim" yaþam öyküsü, çoktan ardýmýzda kalmýþtý..
Doðrusu, memleketimizin mutena bölgelerinde o güne kadar "Heykeli dikilen pek sivil kahraman" duymamýþtým. Üstüne üstlük deli olduðu da söyleniyordu bu kahramýnýzýn!
Ama belki tembellik, belki de unutkanlýktan, Seyit Hüseyin, sadece notlarýmýn arasýnda, isim ve soyadý olarak üç yýl boyunca öylece durdu. Bir daha da Tunceli'ye gitme fýrsatý olmadý.
Ve aradan yýllar geçti..
Seyit Hüseyin bir kez daha karþýma çýktý!
Ama bir çizgi bant olarak..
Deðerli dost, Ender Özkahraman'ýn çizgi bandýnýn finalinde yine "Seyit Hüseyin'in malžm heykeli" vardý...
Ender'le biraz sohbet, biraz daha bilgi, derken, yýllar önce "öðrenemediðim" öykü hayat bulmuþtu artýk.. Sýra, sizlerle paylaþmaya gelmiþti þimdi..
Bu arada, her gün onbinlerce kiþinin önünden geçtiði Taksim Anýtý'ndaki Mustafa Kemal'in hemen yanýndaki iki Rus generaline ait heykelin hikayesi de sayfamýza taþýndý bu vesileyle... Çetin Altan Usta'nýn Atatürk'ün Sosyal Görüþleri isimli kitabý, bu iki Rus generalinin hikayesine rehber teþkil etti.
Evet, þimdi önce Seyit Hüseyin'i anlatalým, sonra da 1910'lu yýllarýn sonunda Rus Ordusu'na komutanlýk yapmýþ iki generalin heykelinin Taksim'e nasýl ve ne zaman dikildiðine geçeriz.
(Diyeceksiniz ki, Tunceli'deki heykel'le Ýstanbul Taksim'deki bir heykelin ortak yaný var mý? Bence var, çünkü, her ikisinin de öyküsü var!)
Evet, "Heykelini diken Tunceli halký" ona, kýsaca Seyuþen diye seslenirmiþ. Tabii asýl adý Seyit Hüseyin Tatar..
Derler ki, Ýkinci Dünya Savaþý öncesinde, 38'lerde falan canýný sýkmýþlar (!) hem de çok sýkmýþlar ve bir sabah delirmiþ. Akrabalarý, yakýnlarý, dostlarý kýrýlýp gitmiþ yýllar önce, iþte buna çok içerleyip aklýný kaybetmiþ (!) ve sokaklarda yatýp kalkmaya baþlamýþ..
Hem de kar kýþ, çamur yaðmur demeden.
Ama ilginçtir, Anadolu'nun pek çok bölgesinde olduðu gibi Tunceli'de de "deliler" hem kutsal sayýlýp hem de çok sevildiðinden, Seyuþen de yýllar boyu hiç zarar görmemiþ, kimseye zarar vermediði gibi.
Hatta, iyiliksever Tunceli halký, hep yedirip içirirmiþ ve barýnsýn diye de zorla evlerine almaya kalkarlarmýþ Seyuþen'i.
Ama "nuh deyip peygamber demeyen" Seyit Hüseyin, hiç sokaktan ayrýlmamýþ onca ýsrara raðmen..
Ve sokakta dolaþýrken her gün bir baþkasý oluyormuþ.
Mesela bir gün, zalim, astýðý astýk bir komutan olup emirler yaðdýrýyor, bir baþka gün de dayaktan, iþkenceden, falakadan geçirilen biri.. Hem de bir duvara yaslanýyor ve "Yapmayýn, etmeyin" diye yalvarýyormuþ..
Bir diðer gün ise, oðlunu þefkatle seven bir baba..
Yanýndan gelip geçenler de o gün, Seyuþen'in hangi "role" soyunduðunu bir çýrpýda anlýyorlarmýþ..
Ama bir gün (70'lerin baþýnda) sokaða çýkma yasaðý ilan ediliyor tüm yurtta ve tabii ki Tunceli'de de..
Seyuþen, sabah kalkýyor ki, sokaklarda kimsecikler yok.
"Nerdesiniz ulaa" diye baðýrmaya baþlýyor. Ve hiçbir þey anlamýyor, ne sokaða çýkma yasaðýný ne de bomboþ sokaklarý..
Ve doðruca amirliðe gidiyor..
Eline geçirdiði taþlarý birer birer merkezin camlarýna fýrlatýyor. Bir yandan da baðýrýp çaðýrýyormuþ
"Halka ne yaptýnýz ulaan. Niye öldürdünüz lan onlarý!"
Amirler, komutanlar pencereden seslenmiþler Seyuþen'e..
"Dur yapma Seyuþen, kimseye bir þey olmadý, bugün nüfus sayýmý var, herkes evinde merak etme!"
Ama yine ikna olmamýþ Seyit Hüseyin..
Ve sonunda rahatlamýþ, inanmýþ Seyuþen..
Ancak yýllar sonra bir gün, (1980'lerin baþýnda) yine karda kýþta, kýyamette, karlarý kendisine yorgan ettiði bir sýrada uyurken, bir baþka deli yanaþmýþ yanýna.
Ve Seyuþen uykudayken, kafasýna et keseriyle vurarak öldürmüþ onu.
Sabah erkenden "sokaða çýkanlar" Seyuþen'in kanlar içindeki bedenini bulmuþlar. Ve tüm ahali gözyaþýna boðulmuþ tabii..
Sevip saydýklarý, hiç zarar görmedikleri ve oldukça akýllý diye bildikleri Seyuþen'e muazzam bir cenaze töreni düzenlemiþler, yetinmeyip birkaç ay sonra da heykelini dikmiþler Seyit Hüseyin Tatar'ýn..
Þimdi, Tunceli'de, Atatürk heykelinin tam karþýsýnda bir de Seyuþen'in heykeli vardýr. Heykel de olsa, "cansýz" da olsa, her daim, muzip muzip bakmaktadýr çevresine Seyuþen, biraz da yan gözle!
Evet, gelelim Taksim Meydaný'ndaki Rus generaller Voroþilof ve Frunze'nin gerçek öyküsüne..
Mustafa Kemal, 14 Aðustos 1920'de Meclis'te bir konuþma yapar..
"Arkadaþlar, cümlenizin malumudur ki, Birinci Dünya Savaþý'nýn son yýllarýnda Rusya içinde patlayan devrim, insanlarýn mutlak çoðunluðunu temsil eden fakir halk içinde, bilhassa bu halkýn en çok eza, cefa ve ýstýraba maruz kalmýþ olan iþçi sýnýfý içinde eskiden mevcut olan gerçek amaç olan sosyalistliði ilan etti. Batý emperyalistleri de bütün vasýtalarýný kendi aleyhlerinde kullandýklarý halde, Rusya halký, yaptýklarý devrim hareketlerini bugüne kadar olgun bir baþarýyla yaþatmaya muktedir oldu."
Aradan uzun bir süre geçer, 20 Aralýk 1921'de, Ukrayna Büyükelçisi General Frunze itimat mektubunu verirken Mustafa Kemal konuðuna hitaben bir konuþma daha yapar.
Büyükelçi Frunze, Sovyet Ordusu'nda uzun yýllar komutan olarak görev yapmýþ ve Kurtuluþ Savaþýmýz sýrasýnda ülkesi adýna Mustafa Kemal'in ordusuna ciddi yardýmlarda bulunmuþ pek çok generalden biridir..
"Elçi hazretleri" diye baþladýðý konuþmasýnda, Frunze'nin generalliðini över, kahraman olarak niteler ve "fevkalade elçi" sýfatý kullanýr onun için..
Ve der ki;
"Dost Ukrayna milletini birçok defalar muzafaretiyete sevkeden kýymetli askerlerinizi sizin þahsýnýzda selamlarýz. Hürriyetini, istiklalini ve hayat hakkýný zulme karþý savunan Sovyet Ukrayna'nýn, kutsal ve haklý davamýz sýrasýnda gösterdiði ilgi ve sevgiden dolayý Türkiye halký adýna sizlere teþekkür ederim. Her iki memleketin menfaatlerinin birbirinin ayný olduðunu bizim için pek hayati bir öneme haiz olan böyle bir anda teyid ederek Türkiye'yle Ukrayna milletleri arasýndaki dayanýþmanýn parlak bir gösterisini ortaya koyduðunuzdan dolayý size bilhassa müteþekkirim."
Evet, özetle konuþmalardan da anlaþýldýðý üzere, askeri yardým aldýðý, dostluk yaptýðý Sovyetler Birliði'nin, sonra biri Türkiye'de elçi olan iki Rus generaline Mustafa Kemal'in bir jesti olur..
1928 yýlýnda, Ýtalyan mimar Pietro Canonica'ya yaptýrýlan Taksim Anýtý içinde Mustafa Kemal'le birlikte pekçok asker ve iki de Rus general Frunze ve Voroþilof'un da heykeli yapýlýr...(Bakýnýz fotoðraf, ayrýca o günün gazetelerinde haber de yapýlýr).
Mustafa Kemal istemiþtir bunu devrin Ýstanbul yöneticilerinden, yani Taksim Anýtý'ný düþününlerden..
Ama aradan yýllar hem de uzun yýllar geçer, Türkiye'de, pek kimse bilmez orada iki Rus generalinin de heykeli bulunduðunu.
Oradan, her gün gelinip geçilse de...
Melodram filmlerinin unutulmaz senaristi olduðunu biliyordum...
Yýlda dörtyüz filmin çekildiði dönemde, kendi payýna haftada üç senaryo düþtüðünü de ...Ve þu "klasik film sözcükleri"nin birkaç yaratýcýsýndan biri olduðunu da..
"Vücuduma sahip olabilirsin ama ruhuma asla!"..
"Senin annen bir melekti yavrum!"
"Hani bir zamanlar kapýsýndan kovduðunuz bir genç vardý ya, iþte o benim!"
"O senin baban yavrum!"
"Hayýr, olamaz!"
Ama kendi yaþam öyküsünün, yazdýðý senaryolara kaynak teþkil ettiðini bilmiyordum... Ali Hakan'a anlattý, herkes gibi ben de bu nevi þahsýna münhasýr senaryo yazarýnýn bu durumunu öðrendim.
Evet, Bülent Oran'dan sözediyorum..
Senaryo fabrikatöru Bülent Oran'dan..
Geçen hafta Prima TV'de yayýnlanan Ali Hakan'la Sinema Sohbeti programýnda izledim onu. Ve Ali'nin bir sorusu sýrasýnda güzel güzel anlattý kendi yaþam öyküsünü...
Meðer, Yeþilçam filmlerindeki "fakir kýz-zengin genç" ikileminin bir benzerini gençliðinde Bülent Oran da yaþamýþ..
Çok zengin ve aristokrat bir ailenin çocuðuymuþ Bülent Oran.. Ýyi mekteplerde okumuþ, dadýlarla büyümüþ ama bir gün bir iþçi kýza aþýk olmuþ.
Ama heyhat..
Ailesi karþý çýkmýþ..
Ve o da ailesine karþý çýkmýþ ve aþkýný özgürce yaþamýþ..
Ailesinden kesilen para ve desteðin ardýndan deyim yerindeyse yapmadýk iþ býrakmamýþ..
Fabrika iþçiliðinden, hamallýða kadar..
Gecekonduda oturmuþ, aç kalmýþ, parasýzlýktan okulu yarým býrakmýþ.. Ve bir biçimde minik oyunculuklar üstlendiði sinema camiasýna bir girmiþ pir girmiþ..
Ve yaþadýklarý filmlere senaryo olmuþ.
Özetle bunca yýl eski kuþaðýn seyrettiði Türk filmlerinin pek çok ilginç senaryo ve hikayelerinin çýkýþ noktasý Bülent Oran'ýn gençlik yýllarýnda baþýna gelenler.
Zaten Ali Hakan'a program sýrasýnda açýk açýk da söyledi durumunu;
"Kendi hayat hikayemden çok yararlandým ama kimse inanmadý."
Doðrusu saygý duydum Bülent Oran'a, çok seyircili o dönemde þu veya bu biçimde bu denli üretken olmak herkese nasip olmazdý..
Toplam bin senaryoya imza attýðýný ve tümünün de filme çekildiðini, haftada üç ya da dört senaryo yazdýðý gibi ayný anda dört senaryo üzerinde çalýþtýðýný da, Türkiye'de senaryo yazarý yetiþmediðini öðrendik o güzel sohbette..
Bu arada insaný hüzünlendiren bir þey daha..
Son birkaç yýldýr pek çok senaryo yazdýðýný ama hiçbirinin filme çekilmediðini de...
Sen hiç üzülme Bülent Usta, yazdýklarýnla gönlümüzdesin..