kapat

ÇARŞAMBA 24 EYLÜL 1997

'Bizi aşk bu hale getirdi'

Ahmet Utlu'dan dün resmen boşanan Sezen Aksu, ayrılık nedenini şu sözlerle anlatıyor: "Öyle kavgalar, gürültüler, ses yükseltmeler yok. Birbirine çok düşkün iki insansınız ama görüşemiyorsunuz. Aylarca görüşemedik. Onun seyahatleri, benim yoğun tempom... İstanbul'da dahi üç ay görüşemedik."

Şengül Balıksırtı

1993 yılının Mart ayında evlenmişti Sezen Aksu ile Ahmet Utlu... 23 Eylül Salı günü, yani dün boşandılar... Aksu'nun avukatının hazırladığı dava dilekçesinde, çiftin arasında "şiddetli geçimsizlik" olduğu ve uzun zamandır evlilik birliğini yerine getiremedikleri belirtiliyordu.

Şiddetli geçimsizlik...

İnceliklerin bunca yoksun olduğu yaşamımızda, inceliklerin kadını Sezen Aksu, kanlı-bıçaklı mı olmuştu sevdiği Ahmet'ine... Onunla avaz avaz bağırıp, birbirlerini incitmişler miydi?

Onun için mi şiddetli geçimsizlik yazılmıştı dava dilekçesine?

Yo, hayır...

Daha avukatı ile ilk konuşmasında bu tür standartların dışında kalmanın yolunu sormuştu oysa... Ama böyle olması gerekiyordu...

Dün... Yeni bir güne uyanırken dünya, Sezen Aksu'nun yanındayım. Uykusuz geçen bir gece... Gazetelerde çıkan, "Bugün şu mahkemede, şu saatte boşanma davası var" haberleri onu şaşırtmış. Oysa o mahkeme bittikten sonra, gazetelere gereken açıklamayı göndermeyi düşünüyormuş.

"Şiddetli geçimsizlik"i bir kenara bırakalım. Ve sevgiyi korumak adına, aşkı korumak adına, birbirlerini tüketmemek adına yaşanan bir ayrılığı konuşalım.

"Bizi aşk bu hale getirdi" diyor Sezen Aksu.

Öyle kavgalar, gürültüler, ses yükseltmeler yok.

"Ayrılık için çok sade bir sebebimiz var gerçekten. Fizik şartlar bunu getirdi. Hayatı paylaşamaz bir noktaya geldik. Birbirine çok düşkün iki insansınız ama görüşemiyorsunuz. Yıpranıyorsunuz. Aylarca görüşemedik. Onun seyahatleri, benim yoğun tempom... İstanbul'da dahi üç ay görüşemedik."

"Bu kararı almak, üstelik aşk da varken, sizi; yüreğinizi acıtmadı mı?" diyorum...

"Bu da insanı acıtan bir şey" diyor ve devam ediyor:

Çok özel bir insan

"İnsanız ve böyle acıttığı zaman daha kötü. Çünkü sertleşebiliriz. Deneyimlerimiz açısından biliyoruz bunu. Bu inanılmaz bir şey olurdu. İşte o zamanlamayı, o ses yükseltmeleri beklemeyecek kadar deneyim sahibiyiz ikimizde. Sakin kafa ile düşününce, 'bütün aşklar bitmeli mi?' diyor insan kendi kendine... Aşk bitmeden de, aşkı korumak adına alınan bir karar bu... Ben arkadaşlarım da dahil kimseden ayrılmadım. Dolayısıyla Ahmet'in yaşamımdan çıkıp gitmesi de söz konusu değil. O çok özel bir insan. Güven veren, dost... Hayatı paylaşma noktasında birine yaslanmanın farkına vardım. Bu anlamda çok şey borçluyum ona. Aşık oldum... Sevdiğim adamdan söz ediyoruz... Gerilme noktalarına taşımamak gerekir olayı..."

"Belki bir süre sonra belki yeniden flört etmeye başlayabilirsiniz" diyorum.

Pek çok kişi aynı sözü söylemiş Sezen Aksu'ya...

Hüzünden sıyrılıp, bir gülümseme yayılıyor yüzüne:

"Bilmiyorum aslında... Bu Ahmet'i kesmeyi düşünüyorum. Çünkü son olarak Avustralya projesi vardı. Türki Cumhuriyetleri'ne gidecekti. Bir de Bering Boğazı lafı çıkınca, dedim ki, 'Tamammmm.. git.. git.. sonu yok.. dağları, çölleri aş..' Ama onu o kadar iyi anlıyorum ki... Ben onun bu kedi gibi özgür ruhunu çok seviyorum. Ahmet'i, Ahmet yapan bu. Birbirimize çok benziyoruz aslında. Onun için belki o kadar iyi anlıyorum. Bir de birbirimizin karşısına dikilmekten de ayrı bir tat mı alıyoruz, bilemiyorum ki... İnsan öyle karışık bir varlık ki... 'Ayrılmak için ne sebep var?' diyorlar. Ayrılmak için insan olmak yetiyor zaten..."

"Garanti için evleniliyor."

Evet, yorumlar ve ayrılık öyküsünün çekilip götürüleceği yerler... Bunları biliyor Sezen Aksu. Ama elinde güçlü bir silah oluduğunu da biliyor: Müzik.. Eskilerde, bir on-onbeş yılı çırpınışla geçmiş. Bedellerin korkusuyla.. Şimdi ne dediler, ne diyecekler, eyvah annem babam ne diyecek korkuları.

Ama şimdi...

'Daha avantajlıyım'

"Bu uzun yıllardan sonra fark ettim ki, benim elimde kendimi ifade etmek için çok güçlü bir şey var. Ses var, müzik var. Lisanlar üstü bir durum yani. Ben daha avantajlıyım. Ve onun için beni izleyen kitlenin doğru hissedeceğinden eminim. Aslında evlilik denilen hikaye de palavranın teki aslında... Garantiye almak için yapılan bir şey. Biz de evlendik. Ailelerimizi düşündük. Bir toplum içinde yaşıyorduk, insanların gözüne gözüne kuralları zorlamak yerine, onların koyduğu kurallara uygun davranalım dedik. Yoksa, ben böyle garantiler altında yaşanan bir ilişki modelini ciddiye almıyorum ki... Hiçbir zaman da birbirimizi o anlamda emniyette hissetmedik zaten. Zaten insan kendini çok emniyette hissettiği andan itibaren aşk tükenip gidiyor. O benim her an 'gidebilirim'i biliyordu, ben de onun gidebileceğini biliyordum."

'Hep flört ettik'

"Hayatı paylaşamaz noktaya geldiğinizde, evlilik kurumunun getirdiği karılık-kocalık durumundan yararlanabilirsiniz. Ben kendime böyle bir şey yapmaya izin vermedim. Yani bu durum şuna kadar gelebilir; 'Ben senin kaç senelik karınım.. çocuğunun annesiyim' gibi... Doğurmasaydın yani... Sonuçta, kendimizi kuralların, kaidelerin arasından çıkarıp, böyle bir karar aldık. Yeniden gözden geçirmek olacak belki de bu süreç. Biçimsel bir şey bu. Bitmiş gibi gelmiyor açıkçası bana. Bir de zaten ayrı iki mekanımız hep oldu. Çok dip dibe yaşamadık aslında. Hep flört ettik. Ahmet benim sevgilimdi. Kocam olmadı. Ben de onun karısı olmadım zaten. Ona söylüyordum, 'benden eş olmaz, çok iyi sevgili olur, arkadaş olur' diyordum. Yani bunu biliyorduk ikimiz de. O yüzden de çok renkliydi beraberliğimiz. Ama ipin ucu kaçtı ve gerçekten görüşemez olduk. Ve sonuçta ona değil, kendime de değil ama bir şeylere sinirlenmeye başladım."

'Ahmet çok özel'

Sezen Aksu, bu ayrılıkla birlikte çeşitli yorumların yapılacağını da biliyor. Fazla değil, tek bir sözcük söylüyor bu konuda: "Bu çok özel bir şey. Ahmet bir yana dünya bir yana... O kadar özel yani. Tabii payımıza ne düşüyorsa onları da yaşayacağız. Ama birbirimizin yaşamımızdan tamamen çıkmamız söz konusu değil. Bir takım spekülasyonlar oluyor, olacak. Normal karşılıyorum. Düzeyleri de değişik tabii."

Sezen Aksu'nun oğlu Mithat Can, 'arkadaşı' Ahmet'in yaşamlarında açacağı boşluğu düşünmüş önce. Ve annesine, "Hayatımızda bir boşluk olacak anne... Ama onun yerini de kimse dolduramaz" demiş.

"Ben de hiç öyle bir şey istemiyorum zaten" diyor Aksu.

...

"Ölürüm yoluna, ölürüm de yine boyun eğmem, yakarım dünyayı uğruna ama sana eğilmem, öyle sınırsız, öyle derin, öyle çok severim ki; korkarsın, kuruyup çöle dönsem de, pare pare olsam da yenilmem..."

YETER Kİ ONURSUZ OLMASIN AŞK...

Tıpkı şarkıdaki gibi...

Havada hüzün asılı

"Kendimizi birbirimize karşı dik tutmayı marifet sandık. Ama bütün bunlar da hoş şeyler. Bunları hissetmek, insanın kendini serbest bırakmaması, hatta zaman zaman burnundan kıl aldırmamaya çalışması ve bunun saçmalığını bilmesi... Birbirini seven, derinden seven insanların ilişkisinde bunların bile çok kıymeti var. Açıkçası şu anda ne yapmış olduğumuzun ben bile tam farkında değilim."

Bir Eylül sabahı... Havada hüzün asılı.. Ne rüzgar, ne sıcak. Ne yaz, ne kış.. Bir garip hava. Sıkıyor insanı.

Bir pencere var Sezen Aksu'nun bahçesinde. Perdesiyle... Safranbolu'dan getirmiş. "Arkadaşlarım bunun için 'Sezen'in hayata açılan penceresi' derler" diyor.

Onun hayata açılan pencereleri hiç kapalı değil.

Gördükleri ve yaşadıkları, yakında şarkılarla bize ulaşır zaten...


© COPYRIGHT 1997 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr