kapat

PAZARTESİ 11 AĞUSTOS 1997

Doğuştan kraliçe: Dina

Ürdün Kralı Hüseyin'in kuzini ve ilk eşi Prenses Dina İstanbul'da birkaç gün kaldı ve Kral'ın kardeşi Prens Hasan'ın kızının düğününde bulunmak için Ürdün'e döndü.Prenses Dina yakın dostlarım için verdiğim bir davete katılmak üzere sözünü tuttu ve İstanbul'a geldi. Ancak 6 saatlik bir uğraşa rağmen evde unuttuğu telefon numaramı bulamadı ve o geceyi nedimesiyle birlikte otel odasında geçirdi.

LEYLA UMAR

Hanedan ailelerinin bütün özelliklerini çok iyi bilen meslektaşım Murat Bardakçı'dan başka hiç kimse Cambridge mezunu, üniversite öğretim üyesi ve Filistin davasına önemli katkıları bulunan bir insanın herhangi bir kentte birine ulaşamamasına inanamaz. Ama Murat durumu öğrenince kahkahalarla gülerken, "Hiç şaşmadım; hiç şaşmadım. Prensesler hep böyledir" diyordu.

Prenses Dina ile dostluğumuz 10 yıl kadar önce Mısır'da başlamıştı. Kral Faruk'un ilk eşi Feride basından yaşamını izlediğim Ürdün'ün ilk kraliçesi Dina'yla beni buluşturmuştu.

Kahire'nin ufak saraylarından birinde yaşayan Prenses Dina, Filistin kurtuluş savaşında Yahudiler'e esir düşen Salah El Tamari ile evlenmişti. Çayımızı içerken masanın üzerinde duran çerçevenin içindeki olağanüstü yakışıklı adamın kim olduğunu sorunca gözleri yaşararak, "Eşim, yoldaşım" demişti.

Sonra uzun uzun Salah El Tamari'nin kahramanlıklarını ve kendisinin Filistin davası için neler hissettiğini anlatmıştı. Onu dinlerken o kadar etkilenmiştim ki, o gece hiç uyku uyumadığımı hatırlıyorum.

Ertesi sabah erkenden oteldeki odamın kapısı çalınmış, karşımda Dina'yı bulmuştum.

Nefis Osmanlı Türkçesiyle, "Kusuruma bakmayın; size dün anlatamadığım birçok şeyi kasete kaydettim. Lütfen ben gittikten sonra dinleyin. Neler çektiğimizi o zaman daha iyi anlayacaksınız" demişti.

Kırk yıllık dost gibi sarılmıştık. İkimiz de ağlıyorduk. İngilizce kaleme aldığı ve Filistin davasını anlattığı kitabını verdi ve, "Lütfen birbirimizi kaybetmeyelim" dedi.

Arafat'la görüşme

Dina ile telefon ve mektup aracılığıyla dostluğumuz devam ederken merhum Özal'la Libya'ya gitmiştik. Otelin 16'ncı katında Arafat'ın kaldığını öğrendim. Diğer arkadaşlara belli etmeden 16'ncı kata çıktım. Korumalar önüme sert bir duvar çekince cebimden çıkardığım kağıda Dina'nın dostu olarak kendisiyle görüşmek istediğimi yazdım. Birkaç dakika sonra aynı korumalar ayaklarımı yerden kesip beni Arafat'ın yanına götürdüler. Arafat kollarını açıp "Dina'nın dostu bizim de dostumuz" diyerek beni kucakladı. Ve ondan sonraki Arafat röportajlarım hep Dina'nın sayesinde çok kolaylaştı.

İstanbullu Çerkez bir annenin kızı olan Dina'nın babası, Hâşimi Ailesi'nden ve Kral Hüseyin'in babasıyla kardeş çocukları.

Dina 20 yaşlarındayken İstanbul'da kısa bir süre kalmış. Evde sürekli Türkçe konuşulduğu için 40 yıllık hizmetkârı Şadiye Hanım ile Türkçe konuşmaya devam ediyor.

Kral Hüseyin ile sadece yakın akraba değil, iyi arkadaş olan Dina'nın evliliği 1.5 yıl sürmüş. Dina ile Kral'ın ilk çocukları Aliya bugün kırk yaşında bir arkeolog. Ama o, sarayın saf kan Arap atlarının yetiştiricisi olarak uluslararası üne sahip. Ürdün'ü ziyaretimde Dina ile oturup Aliya'nın atlarını nasıl terbiye ettiğini uzun uzun seyretmiştik.

Kral Hüseyin, Dina'ya sarayının bahçesinde bir villa tahsis ettiği halde bu teklif nazikâne reddedilmiş. Kralın kız kardeşleri Dina'dan hep sevgi ve saygıyla bahsederler.

Ürdün'deki Türk Elçiliği'nde mantıyla ağırladığım Dina bir gece bana yaşamını, Kral Hüseyin ve onun annesiyle ilişkilerini, kızıyla küçükken sık görüşemediği için çektiği acıyı, zamanın Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil'in yakın dostluğunu, Küçüksu Kasrı'ndaki günlerini anlattı. Yazmayacağıma dair söz verdiğim yaşamını kaleme alması için yalvarmalarım boşuna oldu.

Dina kendinden çok Filistin davasını düşünen bir insan. Şu sırada milletvekili olan eşi Salah'ın, İsrailliler'in yerleşme politikasını protesto etmek için dağlarda yaşadığını söyleyen Dina şöyle diyor: "Biz hiçbir zaman Yahudiler'e karşı düşmanlık hissi beslemiyoruz. Ama Netanyahu'nun katı tutumu ve kendi adamlarına müsamahası yüzünden İsrailliler her gün yeni bir arazi veya köyü zaptediyor. Yollar açılıyor, duvarlar bina oluyor. Belki beni fazla duygusal bulabilirsiniz ama İsrailler her şeyimizi elimizden alıyor. Türkiye'den yakın ilgi görüyoruz. Amerika zahiren ilgileniyor. Görüyorsunuz, her şey sonunda İsrail'in lehinde gelişiyor. Netanyahu bu katılığından vazgeçmedikçe ve devletler böyle çekingen davrandıkça her iki tarafta da anlamsız ölümler çoğalacak."

Kral Faruk'un Mısır'ı terk ettiği gün tesadüfen kraliçeliğini Ürdün'de bırakarak Kahire'ye babaevine dönen Dina, "İnsan devrimin ilk günündeki değişiklik karşısında şaşırıyor" diyor, "Ama ben Mısır'ın iyiliği için yapıldığına inandığım bir devrime hep saygı duydum."

Kızı ve torunlarını görmek için sık sık Ürdün'e giden Dina vaktiyle İsrailliler'in 1.5 yıl süreyle tutukladığı eşi Salah'ı dağda ziyaret ediyor ve geri kalan vaktini Mısır'da geçiriyor.

Terlik ve tavuk göğsü

Geçen yıla kadar Amerika'daki Filistin gençlerini örgütleyip yetiştiren Salah'ı sık sık Amerika'da da ziyaret eden Dina, Türkiye'ye her gelişte "Lütfen beni ünlü terlikçi Narin'e götürün. Bir de tavuk göğsü yiyebilirsek çok mutlu olurum" der.

Hattâ onu ziyarete giderken ne istediğini ısrarla sorunca, "Narin'den bir çift terlik" ve "tavuk göğsü" ister.

Bu ziyaretinde tavuk göğsünü yedikten sonra Narin'i aramış ve tabii o dükkanı da bulamamış. Her zamanki müthiş nazik ve çekingen tavrıyla, "Acaba Narin'e bizi götürme lütfunda bulunur musunuz?" deyince Şadiye Hanımla Dina'yı Nişantaşı'ndaki ünlü terlikçi Narin'e götürdüm. Sahibi hanedanı tanıdığı için bu ziyaretten çok mutlu oldu. Üçer çift terlik aldıktan sonra yakınları Neslişah ve Hanzade sultanlarla buluştular.

Birkaç saatini de annesinin 60-70 yıl önce aldığı arsadan Boğaz'ı seyretmeye hasreden Dina, dehşet içinde arsasına kocaman bir ev kondurulduğunu gördü. Mahalle muhtarının bu marifeti kendisini hayli sarstı. Ancak muhtarın, "Bu evden beni çıkmaya zorlarsanız her şeyi yıkarım" demesi tam bir şoka girmesine neden oldu.

Ve tam bir kraliçeye yakışan vakar içinde "şimdilik" bu kanun dinlemeyen muhtara yanıt vermeden, fakat adalete başvurarak Ürdün'e döndü.


© COPYRIGHT 1997 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr