kapat

CUMA 18 TEMMUZ 1997

Selahattin Duman (e-posta:sduman@sabah.com.tr )

Düşman sahibi olmak, iyidir..

Her yazara sıkık bir hasım lazımdır.. Yazar kısmı hasımsız olmaz.. Pehlivanın nasıl hasmı olursa yazarın da hasmı olur.. Onunla kapışır.. Gortlak gırtlağa girer.. Böylece okur milleti de "kimin daha iyi yazar olduğunu" anlama fırsatı bulur..

Biz Sabah yazarları arasıra birbirimizi didikliyoruz ya.. Bütün Medya'nın ağzının suyu akıyor..

"Yaa.. Bunlar ne güzel birbirlerine sövüp sayıp günülerini gün ediyor.. Hem kendilerine yazı konusu çıkıyor hem de içlerini boşaltıyorlar.. Oysa biz memleket meselelerini düşünmekten kafayı çürüttük.. Üstelik de yazacak şey bulamıyoruz.." diye..

Özellikle Hürriyet gazetesinin dördüncü sayfasında mukim Serdar Turgut adındaki medya leşkeri bu konuda çok şikayetçi..

İki gündür benim de adımı vererek "Sabahçılar ne güzel kavga ediyor.. Oysa ben kimseye bulaşamıyorum.." anonsları yapıyor.. Dünkü yazısına da "Kavga arıyorum.." başlığını atmış.. Belamı arıyorum, der gibi..

***

Allah hiçbir yazarı bu duruma düşürmesin..

Kardeşim konu arıyorsan o başka iş, kavga arıyorsan o daha başka iş.. Önce ne yapmak istediğine karar ver..

Yazısında benim adım da geçtiğinden, kendi kendime "Ulan bu çocuk bana düello teklif ediyor olmasın.." diye biraz düşündüm.. Olabilir mi acaba, diye kafa yordum..

Sonra "Yok canım, aranızda ne gibi bir düşmanlık oldu ki gelip sana bulaşsın.." deyip, kendi kendimi sakinleştirdim..

KAVGA BAŞKA BİR İŞ..

Serdar Turgut'u tanırım.. Çok iyi bir insandır.. Kültürlüdür.. Bir cemaatte nasıl oturulup kalkılacağını bilir.. Büyüklerinin yanında kesinlikle gaz çıkarmaz.. Uysaldır.. Çekingendir.. Kibardır.. Ayakkabısını bağlarken yanlış düğüm atsa, yolda durup durup kundurasından özür diler..

Birlikte olduğumuz zamanlar çok iyi vakit geçirdik.. Birbirimize hiçbir yanlışımız olmadı..

O yüzden benimle kişisel bir meselesi olacağını sanmıyorum..

Ancak "Kavga arıyorum.." başlığını biraz yadırgadım.. Üslup olarak tanıdığım Serdar Turgut'a uyan bir yaklaşım değil.. Hem ille de kavga arıyorsan bu iş gazete köşesinde "ilan vererek" yapılmaz..

Gidersin gazetene.. Oktay Ekşi'yi mi gözüne kestirdin.. Açarsın kapısını "Ne haber koç? Bir durum mu var?" diye kostaklanırsın.. Böyle bir durumda gazetenin başyazarı Oktay Ekşi hem şaşıracak hem bocalayacaktır.. Yani hata yapmaya müsaittir..

Cevap verirken el kol hareketi mi yaptı? İşte kavga için kaçırılmaz fırsat..

- Elini kolunu sallama, diye lafa daldıktan sonra eklersin:

- Bana hareket çekme, hareketin kralını görürsün..

Böyle bir bulaşma tekniği en aklı başında adamı bile zıvanadan çıkarır.. Ben şahsen gazete içinde öyle yapıyorum.. Bizim yazar makulesinden biri karşılaştığımızda gözümün içine bakmasın..

- Tanışıyor muyuz koç! deyip o saniye gazını alıyorum..

***

Sahsen kavga aranan Serdar kardeşime Oktay Ağabey'e bulaşmasını hiç tavsiye etmem.. Bir röportajında okumuştum.. 25 metreden mesafeden tabanca ile bir yumurtayı vurabiliyormuş..

Yani, Armani'den giyinen Çakırcalı Mehmet Efe gibi kıyıcı bir yazar abimiz..

O yazıyı okuduğumdan beri Oktay Ağabey'i nerede görsem önümü ilikleyip, selama duruyorum.. Çünkü ne olur ne olmaz.. O gün tiner çekmiş olabilir.. Ne bileyim, belki haplanmıştır..

Birden belindeki makinaya asılıp üzerimize hamle eder diye saygıda kusur göstermiyoruz..

Serdar bu raconları da bilmediğinden başını belaya sokabilir.. Zaten yumurta gibi çocuk.. İki laf eder.. Oktay Ağabey tahriklenip "Şunu da yumurta gibi vursam ne lazım gelir.." diye makinayı çeker..

Ondan sonra işin yoksa Serdar'ı bayrağa sar, cemiyetin önüne götür.. Yaz güneşi altında "Basın özgürlüğüne saldırı.." muhabbetlerini dinle dinle, serinle..

MUHTEMEL RAKİPLER..

Mesela Emin Çölaşan'a sataşmasını da tavsiye etmem.. Babıali'nin en tehlikeli yazarı odur.. Kafayı birine taktırmasın.. Aleyhine üçyüz yazı yazmadan adamın yakasını bırakmaz..

Özel hayatın güme gider.. Bir kebapçıya gidip birbuçuk acılı yesen, o saat haberi olur.. Ertesi gün "Nereden geliyor bu değirmenin suyu.." diye hesabını sorar..

Yavuz Gökmen'i derseniz hiç tavsiye etmem..

Sadece kalemi değil kolları da kuvvetli.. Üstelik babayiğit bir adam.. Sadece köşesinde cevap vermekle kalmaz maazallah Serdar'ı bir yerde yakalayıp odasına sokar.. O yazıyı ezberletene kadar sopa atar..

Gerçi Serdar'a ertesi gün için yazacak bir konu çıkar.. "Tanıdığım büyük yazar Yavuz Gökmen.." konulu bir makale yazma fırsatı doğar ama o yazıyı hastaneden gazeteye geçmesi biraz zor olur..

Diğer Hürriyet yazarları bir bir gözümün önüne geliyor.. Fatih Altaylı, Kurthan Fişek, Hadi Uluengin.. Bunların en kısası 1.85 boyunda.. yani girilecek bir fikir mücadelesinin yan etkileri olabilir..

Üstelik Serdar hayatında hiç fiziki bir kavgaya girmemiş.. Nasıl kavga edileceğini de bilmiyor.. Yazılarından anladığım kadarıyla karısı Rana'ya zaman zaman "öldürecek kadar" sinirlendiği halde birşey yapamıyor..

Yüzüne birşey söylemeye cesaret edemediğinden, kızcağızın arkasından yazılar yazıyor..

Bu durumda kendisine sağlıklı bir öneride bulunmam, yani dişine göre bir kavga partneri tavsiye etmem imkânsız..

Aklıma gelen bir tek isim var.. O da Duygu Asena.. Fizik olarak Serdar'dan daha ufak hacimli olduğundan ideal bir hasım olabilir..

Yalnız Duygu'ya cepheden yaklaşmasını tavsiye etmem.. Yüz ifadesi "çobanın tacizine uğramış bir koyunun" bakışları kadar mülayim olduğundan vurmaya kıyamayabilirsin..

En iyisi arkadan sessizce sokulmak.. "Ense kökü burada.." deyip bir şaplak atarsın.. Duygu kendini toparlamadan kaçarsın..

İşte sana kavga.. İşte sana sonuç!

Unutma Serdar.. Zafer inananlarındır..


© COPYRIGHT 1997 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr