Dalga geçtiğimi sanmayın. Hiç dalga geçmiyorum. Ama Türk kamuoyunu olduğu gibi dünyayı da "çevre bilincinin oluşması yönünde etkileyen" Kaptan Custo, ne yazık ki ülkemizde son birkaç yıldır "müslüman olup olmamasıyla" tartışıldı.
Rivayete göre, Kaptan Custo Cebelitarık Boğazındaki birbirine karışmayan tatlı ve tuzlu su bölgesinin Kuran'da da yazdığı görünce İslâmiyeti seçmişti. Custo'nun o canım belgeselleri neredeyse "Müslüman oldu, olmadı" tartışmaları arasında kaynayıp gidecekti.
Oysa, bu konudaki gerçek Custo öldükten sonra ortaya çıktı. Eğer müslüman olsa İslâmi törenle toprağa verilmesi gereken Kaptan Custo, tam tersine bir Katedral'de, üstelik en ünlülerinden biri olan Notr Damm'da düzenlenen törenle toprağa verildi.
Peki, Custo'nun müslüman olup olmaması çok mu önemli? Değil elbette. Doğaldır ti, dünya çapında bir bilim adamının İslâmiyeti seçmesi, bizi gururlandırır sevindirir.
Ama bizde öyle olmadı. Aslı astarı olmayan bir haber nedeniyle Kaptan Custo'nun gerçek kişiliği ve amacı kamuoyunda neredeyse gereken ilgiyi görmeyecekti.
Halbuki Kaptan Custo bu çağın gerçek kahramanlarından biri.
Eğer bugün dünya çevre sorunuyla alabildiğine ilgileniyor, çevre hareketleri bütün siyasetleri ezip geçiyorsa, bundaki en büyük pay, bana göre Kaptan Custo'dadır.
Bütün ömrünü denizlere ve çevreye ayıran Custo, çevre bilincinin oluşmasında çok önemli bir hizmet verdi.
Televizyon yayınlarının başladığı ilk yıllarda, hepimiz ilk çevre bilincini Custo'nun inanılmaz güzellikteki belgesellerinden edinmedik mi?
Denizlerin dibini, orada yaşayan hiç görmediğimiz ve göremeyeceğimiz canlıları nefes kesen yaşamlarını, sanayi atıkları yüzünden ölümle burun buruna gelen kıyılarımızın acı gerçeğini hep Custo'nun belgesellerinden öğrendik.
Kaptan Custo, avuç içi kadar denizaltısından ve küçük sayılacak araştırma gemisi Calipso'dan dünyaya önemli mesajlar verdi.
Custo'nun belgesellerinden sonra pekçok ülkede "çevreci" hareket başladı. Custo belgeselleri bir yandan dünya nimetlerinin ne kadar engin olduğunu gösterirken, bu kaynakların nasıl fütursuzca eritildiği gerçeğini de ortaya koydu.
Bu da toplumları ayağa kaldırdı. Hepimiz, bugün kirlettiğimiz doğanın, birgün gelip bizden intikam alacağı öğrendik.
Bu açıdan bakınca, Custo'nun müslüman olması ya da olmaması hiç önemli gelmiyor bana.
Custo, bütün yaşamını insanlığa adamış bir idealistti. Sanırım bu özelliği o'nu Allah katında da birçoğumuzun önüne geçirecektir.
Güvenoylaması bugün yapılıyor. Sürpriz bile olması beklenmiyor. Yılmaz hükümeti güvenoyu alacak ve "resmen" göreve başlayacak. Sanıyorum güvenoyu kılpayı farkla da olmayacak, "evet"ler önemli bir üstünlük sağlayacak.
Güvenoyu oylamasından sonra iktidar biraz nefes alacak ama partilerin kendi içlerinde karışması gündeme gelecek.
En çok karışacak partinin DYP olması şaşırtıcı değil elbette. Parti zaten şu anda tarihinin en bunalımlı günlerini yaşıyor. İstifaların ardından Çiller'in genel başkanlığının tartışmaya açılması ve bir ihtimal Çiller'in yerini kaybetmesi beklenmeli.
Duyduğuma göre 20'ye yakın milletvekilinin belki bu satırlar yazıldığı sırada, belki de bugün yapılacak güvenoylaması öncesi ya da sonrası istifa edecek.
Perşembe günü Çiller'e giden 12 milletvekili önce "Güvenoylamasında DYP de evet oyu versin" demişler. Ancak Çiller bu öneriyi reddetmiş. Bu milletvekilleri bunun üzerine "O halde siz genel başkanlıktan istifa edin, aksi takdirde biz istifa edeceğiz" demişler. Hava birden gerginleşmiş. Toplantı sonrası Çiller'le konuşan bir yakını telefonda bana "Tansu Hanım'ı hiç bu kadar üzüntülü ve perişan görmedim. Kendisine çok kızıyorum ama bu halini görünce içim ezildi" dedi.
İstifacı milletvekillerinin büyük bölümü Demirel'le de irtibatlıymış. Ancak Demirel bu milletvekillerine "DYP'yi 90'ın altına düşürmeyin" talimatı vermiş. Bunun anlamı şu: Eğer sayı azalırsa, Çiller'in devrilmesi çok güç olabilir. Çünkü Çiller etrafındaki az sayıda milletvekili ile örgüte hakim olabilir ve genel başkanlığı asla bırakmaz. Bu durumda DYP-DTP birleşmesi de suya düşer. Sağ ikiye bölünmüşken bu kez üçe bölünür ve iktidar şansını iyice yitirir.