kapat

Hıncal Uluç (e-posta:uluch@sabah.com.tr)

Herkes için biraz mutluluk..

Jerry, çevresindekilerin çok sevdiği insanlardan biriydi. Keyfi her zaman yerindeydi. Her zaman söyleyecek olumlu bir şey bulurdu. Hatta bazen etrafındakileri çıldırtırdı bile, "Bu adam, bu halde bile nasıl iyimser olabiliyor" diye.

Birisi nasıl olduğunu sorsa, "Bomba gibiyim" diye yanıt verirdi hep.. "Bomba gibiyim.."

Jerry bir doğal motivasyoncuydu.. Yanında çalışanlardan biri, o gün, kötü bir günündeyse, Jerry yanına koşar, duruma nasıl olumlu bakılacağını anlatırdı.

Bu tarzı fena halde düşündürüyordu beni.. Bir gün Jerry'ye gittim, "Anlayamıyorum" dedim.. "Nasıl oluyor da, her zaman, her koşulda bu kadar olumlu bir insan olabiliyorsun.. Nasıl başarıyorsun bunu?."

"Her sabah kalktığımda kendi kendime 'Jerry bugün iki seçimin var. Havan ya iyi olacak ya kötü..' Havamın iyi olmasını seçerim. Kötü bir şey olduğunda gene iki seçimim var. Kurban olmak, ya da ders almak. Ben başıma gelen kötü şeylerden ders almayı seçerim. Birisi bana bir şeyden şikayete geldiğinde, gene iki seçimim var.. Şikayetini kabul etmek ya da ona hayatın olumlu yanlarını göstermek. Ben hayatın olumlu yanlarını seçerim."

"Yok yahu" diye protesto ettim. "Bu kadar kolay yani.."

"Evet.. Kolay" dedi Jerry.. "Hayat seçimlerden ibarettir. Her durumda bir seçim vardır. Sen her durumda nasıl davranacağını seçersin. Sen insanların senin tavrından nasıl etkileneceklerini seçersin. Sen havanın, tavrının iyi ya da kötü olmasını seçersin.. Yani sen, hayatını nasıl yaşayacağını seçersin!.."

Jerry'nin sözleri beni oldukça etkiledi. Onu uzun yıllar görmedim. Ama, hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek yerine, seçim yapmayı tercih ettiğimde hep onu hatırladım.

Yıllar sonra, Jerry'nin başına çok tatsız bir şey geldi. Soygun için gelen hırsızlar, paniğe kapılıp, Jerry'yi delik deşik etmişler.. Ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış. Taburcu edildiğinde, kurşunların bazıları hala vücudundaymış.

Ben onu, olaydan altı ay sonra gördüm. "Nasılsın" diye sorduğumda, "Bomba gibiyim" dedi.. "Bomba gibi.."

"Olay sırasında neler hissettin Jerry" dedim.

"Yerde yatarken, 'İki seçimim var' diye düşündüm.. Ya yaşamayı seçecektim, ya ölümü.. Ben yaşamayı seçtim."

"Korkmadın mı, şuurunu kaybetmedin mi!.."

"Ambülansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı. Bana hep 'İyileşeceksin merak etme' dediler. Ama acil servisin koridorlarında sedyemi hızla sürerlerken doktorların ve hemşilerin yüzündeki ifadeyi görünce ilk defa korktum. Bu gözler bana 'Bu adam ölmüş' diyordu.. Bir şeyler yapmazsam, biraz sonra ölü bir adam olacaktım gerçekten.."

"Ne yaptın" diye merakla sordum..

"Kocaman bir hemşire yanıma yaklaştı ve bağırarak herhangi bir şeye alerjim olup olmadığını sordu.. 'Evet' diye yanıt verdim.. 'Var..' Doktorlar ve hemşireler, merakla sustular.. Derin bir nefes alarak kendimi topladım ve bağırdım: 'Benim kurşunlara alerjim var!..' Doktorlar ve hemşireler gülmeye başladılar.. Tekrar bağırdım.. Ben yaşamayı seçtim. Beni bir canlı gibi ameliyat edin. Otopsi yapar gibi değil.."

Jerry, sadece doktorların büyük ustalıkları sayesinde değil, kendi olumlu tavrının büyük katkısı ile yaşadı. Yaşaması bana yeni bir ders oldu.

Her gün, hayatımızı dolu dolu yaşamayı seçme şansımız ve hakkımız olduğunu ondan öğrendim.. Ve her şeyin kendi seçimimize bağlı olduğunu..

....

Bu yazıyı okudunuz.. Şimdi iki seçiminiz var.

1. Unutup gitmek.

2. Kesip saklamak, fotokopisini çıkarıp, dostlarınıza dağıtmak..

* * *

Francie Baltazar-Schartz'ın yazısını, bana elektronik posta ile Pınar Abalı yollamıştı.

İki seçimim vardı. Çöpe atmak, ya da İngilizce aslından tercüme edip, sizlerle paylaşmak..

Ben seçimimi yaptım.. Ya siz?..

Ocak yakan kumarhaneler..

"Ocak söndüren kumarhaneler" lafını çok duymuşsunuzdur.. Peki bu ocak söndüren kumarhanelerin ocak yakıp baca tüttürdüğü de hiç aklınıza geldi mi?..

Gelmez.. Çünkü kumarhaneler, bacasız sanayinin, yani turizmin ocağını yakar da ondan..

Kumarhane sahiplerini çok uyardım bu sütunlarda.. "Bindiğiniz dalı kesiyor, altın yumurtlayan tavuğu boğazlıyorsunuz" diye.. Obur bir iştahla saldırdılar cebinde parası olan herkese.. Yasa, kural dinlemeden.. Sonunda şikayetler ayyuka çıktı ve bir Turizm Bakanı, Bahattin Yücel, tüm tehditlere göğüs gererek, kumar işini düzenlemeye karar verdi.

"Yasaklama"ya değil.. Düzenlemeye.. Çünkü Bahattin Yücel, kumar turizminin özellikle Türkiye için ne kadar önemli olduğunun bilincindeydi.

Bu çabalarında tam sonuç alma aşamasına ulaşmışken, Çiller Ailesi'nin bir kumarhaneler zincirine el koymak için bazı kirli işlere giriştiği yazılmaya ve söylenmeye başlandı. Tansu Çiller kızdı, Bahattin Yücel'e emir verdi.. "Kapatın hepsini.."

Bahattin Yücel konuyu en iyi bilen kişiydi. "Kurunun yanında yaşı da yakmayalım, Sayın Çiller" demedi. Niye demedi, niye diyemedi, bugün hala anlamış değilim. Hazırladığı plan ve projeleri, Çiller'in önüne niye koymadı, niye kendi tezini savunmadı, onu da anlamış değilim..

Bildiğim, oturdu bir kapatma yasa tasarısı hazırladı. Bu tasarı bir gece yarısı aniden gündeme alındı. Salonda bir yığın boş koltuk varken, 15 oyla geçti.

Altı ay sonra bu ülkede kumarhane yok..

Şimdi bakın..

Bu ülkede kumar sektörünün büyük bir hızla mafyanın eline geçmeye başladığı doğrudur. Özellikle mafyanın yönettiği kumarhanelerde kurallara uyulmadığı, gelen herkesin içeri alındığı, bu yüzden bu ülkede pek çok ocağın, mafya babalarının banka hesaplarını kabartarak söndüğü doğrudur. Mafyanın kara paralarını kumarhanelerde akladığı doğrudur.

Ama şimdi size soruyorum..

Eğer tedavi imkanı varsa, bacağınızın kesilmesini ister miydiniz?.. Eğer bir bacağınızın kesilmesi gerekiyorsa, denge olsun diye sağlam bacağınızı da kestirir miydiniz?..

Las Vegas mafyası, dünyanın en büyük kumar mafyası idi. Amerikan Hükumetleri bu mafyayı yok ettiler. Kumarı ve Vegas'ı yasaklayarak, Amerika'ya kumar turizminden milyarlarca dolar getiren casinoları kapatarak değil.

Mafyayı yok eden yasalar çıkararak ve bu yasaları "Uy-gu-la-ya-rak!.."

Bahattin Yücel bizde de ayni şeyi yapmaya hazırlanıyordu işte, Çiller'in emrine "Başüstüne" deyip, tüm hazırlıklarını çöpe attığı güne kadar..

Şimdi altı ay sonra, binlerce insan işsiz kalacak, binlerce ocak sönecek. Binlerce turist, bu ülkeye gelmekten vazgeçip, bizdeki tasarıyı duyar duymaz kumar turizmine dev yatırımlar yapmaya başlayan Yunanistan'a, Akdeniz turizmindeki en büyük rakibimize gitmeye başlayacak.

Mafya mı?..

Türkiye'de yasaksa ne gam.. Nüfus kağıdı ile gidip gelinen Kıbrıs'ta her köşe başında bir kumarhane açmaya başladılar bile.. Ocak söndürmeye ve kara para aklamaya orda, hem de çok daha rahat devam edecekler..

Bahattin Yücel elini vicdanına koysun.. Kumarhaneleri Kıbrıs'ta mı denetim kolaydır, Türkiye'de mi?..

Tansu Çiller'in adının aklanacak yanı mı kaldı ki, kumarhaneler, hiçbir ayrım gözetilmeden feda ediliyor, Sevgili Yücel?..

"Hiçbir ayrım gözetilmeden.."

Bu deyişime dikkat edin..

Gitmesi gereken kumarhaneler var, hem de çok var bu ülkede.. Onların kapılarını büyük bir keyifle bizzat ben mühürlerim.. Ama kalmasında ulusal ve ülkesel yarar olan, pırıl pırıl kurumlar da var.. Bu farkı anlatacağım, pazartesi günü..

Sevdiğim laflar

"En büyük başarı, hiç düşmemek değil, her düşüş sonunda kalkıp, yola devam edebilmektir."

Konfiçyus

Bizim Duvar

Çiller "Beni anlayın" demiş.. Aman Tansu Hanım, kara deliklerin sırrını çöz deyin ama bunu istemeyin, n'olur?!..

Hakan/Utku

Karadeniz'den

Temel çok para kazanmış. Ailece en lüks lokantaya gitmişler. En pahalı şarabı seçip ısmarlamış. Garson:

"Hangi yıl" diye sormuş?.

"Ne yılı" demiş Temel.. "Hemen şimdi istiyorum."


© COPYRIGHT 1997 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr