kapat

Ali Rıza Kardüz (e-posta:arkarduz@sabah.com.tr)

Vitali'nin "hayatı" Vakko

Bundan 35 yıl önce Beyoğlu'nda Vakko mağazasının açılışı Türkiye'de modern mağazacılığın başlangıcı sayılıyor. "Vakko Müessesesi"nin gerisinde 1934 yılında başlayan bir "Şen Şapka" deneyimi var.

Vitali Hakko, Şen Şapka'yı ablası Bella'nın eşi Rafael Elhadef ile açmış. Vakko'yu açarken Vitali'nin V'si ile kardeşi Albert'in "A"sını alıp "VA" yapmış. Bunu soyadları ile birleştirip VAKKO haline getirmiş.

Şimdi Vakko Müesseselerinde birinci kuşağı üç kardeş, Bella, Vitali ve Albert, ikinci kuşağı ise onların çocukları Albert, Cem, Sima ve Jeff temsil ediyor.

İstanbul'da Yedikule'de 1913 yılında doğan Vitali, kendi anlatımıyla "iş hayatına başkaları gibi sıfırdan değil, sıfırın altından" başlamış. Bir dünya savaşı, varlık vergisi, üç askeri darbe ve sayısız zorluklar atlattığı halde işinde en güzeli, en iyiyi aramaktan yılmamış".

İlginç hayat hikayesini "Hayatım: Vakko" isimli kitapta anlatmış. Sade ve akıcı bir dil ile yazılan kitap Vakko'nun Suadiye Mağazası'nın açıldığı gün satışa çıkarıldı.

Vakko Suadiye'de yeni bir mağaza açtı. İstanbul'un Kadıköy yakası hızlı bir gelişme içinde. Büyük kuruluşlar Bağdat Caddesi'nde "Çok Katlı" mağazalar açıyor. "Beymen" başı çekti. Onu "Marks and Spencer" isimli İngiliz firması izledi. Vakko yüz yıllık bir İstanbul köşkünü olduğu gibi koruyarak, köşkün bahçesinde bir "Megastore" inşa etti.

Vakko'nun vitrinsiz mağazasına köşkün ön kapısından giriliyor. Köşkün arka kapısından cam bir tüp geçitten "Mega Store"a ulaşılıyor. Köşkün restorasyonunu ve Mega Store'u Vidal isimli bir Fransız ve Moretti isimli bir İtalyan mimar projelendirmiş. Ünlü mimarımız Hasan Mingü uygulamış. Mağaza insanın içini açıyor. Bir sanat galerisi havasında.

Mağazayı Bülent Çelik yönetecekmiş. Bülent Çelik Vakko'nun yeni açılan mağazalarının müdürlüğünde deneyimli bir yöneticiymiş. Daha önce Suadiye, Rumeli mağazalarını ve Anadolu'daki mağazaların açılışında sorumluluk almış.

Açılış günü geç saatlerde mağazayı dolaşırken, "Cem Hakko çalışanlarla ufak bir kutlama yapacak... Siz de kutlamaya katılır mısınız?" diye bir davet aldık. Tüm çalışanlar mağazanın alt katında toplandı. Dikkatimi ilk çeken, bir mağazanın kaç kişiye ekmek kapısı açtığı oldu. Sordum mağazada yüz kişi çalışıyormuş. Bu mağazanın satacağı malları üretenleri, taşıyanları da düşününüz... Sayı kaçlara ulaşacak... Dikkatimi çeken ikinci şey, çalışanların gençliği, dinamikliği oldu. Eli yüzü düzgün, eğitimli, güzel giyimli genç kızlar ve erkekler... Bir işe sahip olmanın mutluluğu ve heyecanını taşıyor.

Albert Elhadef çalışanlara Vakko'nun "müşteri velinimetimizdir" ilkesini anlattı. Cem Hakko aile işletmelerinde müesseseleşmenin önemini ortaya koyan güzel bir konuşma yaptı. Şunları söyledi: "Vakko'yu kuran birinci kuşağın temsilcileri Vitali ve Albert Hakko ile Bella Alhadef bir mağaza açılış gecesi ilk defa bizimle değiller. Çünkü ikinci kuşağa inanıyorlar. İşi bize devrettiler. Biz ikinci kuşak olarak açılışı yaptık. Bu akşam buradayız. Biz de işi çalışanlara devrediyoruz. Bu işyeri çalışanlarındır. Çalışanlar başarılı olur ise yaşar... İşverenin sorumluluğu ise, müesseseyi yaşatan, başarıya götürenleri, başarıları ölçüsünde mutlu etmektir. Vakko'nun ilkesi, her çalışanı müesseseye yaptığı katkı ölçüsünde ödüllendirmektir."

Vakko'nun Suadiye mağazasında çok şey var ama, ben öndeki yüz yıllık köşkün en tepesindeki odada bulunan el dokumalarına "vuruldum"...

Vakko'nun dekorasyon bölümünde stilist olarak çalışan Naciye Sayar isimli bir hanım el dokumalarına ilgi duyarmış. Muğla, Denizli yörelerinde üreticilerle tanışmış. Onlara renk ve çizim örnekleri vermiş. Üreticilerin mallarının pazarlanmasına yardımcı olmuş. Gönen, Yeşilyurt, Bayır, Akçaova, Milas, Buldan, Ekşidere, Kızılcabölük yörelerinden pamuklu ve ipekli el dokumalarını topluyormuş. Vitali Hakko, Naciye Sayar'ı "Suadiye" mağazasında bu geleneksel el dokumalarını maliyetinden pazarlamakla görevlendirmiş. Hedef, geleneksel el dokumalarının tanıtılması ve bu sanatın yaşatılması.

Ben herşeyin tabiisinden hoşlanırım. Yatak çarşafım, masa örtüm, peçetem falanım, filanım en ucuzundan olsun, en basitinden olsun ama, pamuklu olsun, keten olsun, ipek olsun. Yapay bir şeye dokunmaktan nefret ederim.

Muğla'nın Yeşilyurt yöresinde 64 yaşındaki Zehra Özdemir teyzenin dokuduğunu öğrendiğim pamuk ipliği ile dokunmuş bir yatak takımı satın aldım. Dokuması, renkleri ile nefis bir takım. Tanesi 650 bin liraya satılan "hamam peştemalları"nın renklerine, desenlerine bayıldım.

Bana göre Suadiye Vakko'nun "hazine dairesi" köşkün bu üst katındaki bu oda... Meraklılarına duyurulur.


© COPYRIGHT 1997 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr