kapat

24 MAYIS 1997 CUMARTESI
Hıncal Uluç
Hediye almanın ve vermenin keyfi..

Gençliğin yeni idollerinden biri Beyaz..

Ama sözleri bana siyah geldi..

"Sevgilime bile hediye almam.."

Hediye almanın ve de hediye vermenin tadına, zevkine, keyfine varmayanlara sadece üzülürüm.

Beyaz, sevgilisine bile hediye almayı içinden geçirmiyorsa eğer, bence gerçekten hiç sevmemiştir.

İnsanın sevdiğine bir şey almasından daha büyük güzellik olur mu?..

Durup dururken hediye almayı bilen bir millet değiliz.. Bu yüzden hediyeyi hatırlatan günleri severim. Doğum günleri.. Yılbaşları.. Anneler, Babalar, Sevgililer günleri..

Can Kıraç ne güzel anlatmıştı, yılbaşı ertesi duygularını..

Can Kıraç her şeyi olanlardan.. Ama yılbaşlarında hediye almaya bayılıyor.. Hediye hatırlanma, sevildiğini düşünme anlamına geliyor çünkü..

Ben de bayılıyorum.. Hem almaya.. Hem vermeye..

Sevdiğim insanın gözlerindeki ışığı, neşeyi, keyfi okuduğum zaman aldığım hazzın para ile ölçülmesine imkan yok.. Bu yüzden parayı hiç düşünmedim hediye alırken..

Ama hediye ettiklerimizin çoğu, bunun farkında değil.. Gelen hediyeyi verenin önünde açmayı ayıp sanıyor, aslında o zaman ayıp ediyorlar..

Paketi alıp bir yana bırakıyorlar. Siz gittikten sonra açmak için.. Hediye alanın tüm keyfini içinde bırakarak..

Ben de öyleydim.. Hediyeyi anında açmak gerektiğini bana Holly öğretti. Teşekkür lafla değil, gözlerin içi ile olur çünkü..

Holly bir başka şey daha öğretti. Biri size bir şey aldı ise, ona, onunla buluşmaya giderken, onun aldığı hediyeyi mümkünse kullanmak..

Sevgiliniz size çakmak mı aldı, sigarasını ilk fırsatta o çakmakla yakacaksınız..

Siz sevgilinize kolye mi aldınız, bakmaz mısınız, boynuna takıp takmadığına.. Ve de asla takmıyorsa, sizi de takmadığı anlamını çıkarmaz mısınız bundan?..

Ayni işte..

Hediyeyi onun yanında açmakla kalmayıp, onun yanında kullanacaksınız ki, hem onun, hem hediyenin değerini bildiğinizi gösteresiniz..

Bazı yazar arkadaşlar, köşelerinde sık sık "Yılbaşlarında bana hediye göndermeyin" diye yazıyorlar.. "Sizi tanımıyorum ki.. Demek beni satın almak istiyorsunuz bu hediye ile" anlamına yazanlar dahi var. Demek gazeteciyi bu kadar ucuz sanıyorlar onlar.. Demek kendilerine bu kadar güvenleri yok..

Ben ayni kanıda değilim. Hediye almayı da, vermeyi de çok seviyorum. Yılbaşlarında içinden kullanmama hiç imkan olmayan şeyler de çıkıyor bazan.. Bir kadın eşyası mesela.. Ya da 45'inci ajanda, 50'inci takvim.. Onları ben bu defa kullanması mümkün olanlara hediye ediyorum. Yani, tanımadığım birinden hediye alırken mutlu oluyorum, onu işine yarayacak birine verirken bir daha mutlu oluyorum. İşte size çifte keyif..

Siz Beyaz'a bakmayın gençler.. Sevdiğinize hediye alın.. Sevdiğinizden hediyeyi, heyecanla, keyifle alın ve kullanın.. Kullandığınızı ona gösterin..

Hediye sevginin en önemli dilidir..

Sevdiğinizi de, sevmediğinizi de o yolla çok iyi anlatabilirsiniz..


Paul!..

Nispetiye Caddesi'ne bir güzellik daha eklendi.. Paul.. Geçen pazar uğradım.. Dünyanın en çok ekmek yiyen ülkesinde ekmek kültürü nihayet gelişiyor.. Mudo'nun Mangiasında birbirinden güzel ekmekler.. Şimdi Paul'de birbirinden güzel ekmekler.. Ve tüm bunlar benim, diyet uğruna artık ekmek yememe kararımdan sonra.. İşadamlarımız benimle dalga geçiyor olmalılar..

Paul'de nefis pastalar ve çeşitli hamur işleri var.. Benim şeker diyetime karşı.. Yandaki masaya bir omlet gitti, tadını bilmem ama manzarası "Ye beni" diye bağırıyor.. Vay benim kolestrol diyetim..

Kiloma dikkat etmem gerek.. Şekerime dikkat etmem gerek.. Kolestrolüme dikkat etmem gerek.. Ve de Paul, bu şirin bahçesi ile benim evimin burnunun dibinde..

Beşiktaş Belediye Başkanı Ayfer Atay'a ricacı gitsem, burayı mühürletir mi acaba.. Çünkü anlaşılıyor ki benim mideme mühür koymam çok zor olacak?..

Bir kahve içmek üzere uğradım. Tatma bahanesi ile neler yediğimi saysam, bütün doktorlarım istifa ederler..

Ama üzerine taze taze meyveler doğranmış meyveli dondurmayı her şeyi göze alıp yazmam gerek. Müthişti.

Şimdi, bir de minik restoran ilave edeceklermiş, üst katta..

Paul'ü sevdim!..


Mavi Tur, Yunan'a emanet!..

Güneş Tecelli'nin telefonda bana anlattıklarını şaşkın şaşkın dinledim..

Eskiden denizde haberleşmeyi sağlayan sahil radyoları varmış. Tekne seyir halindeyken diyelim arıza yaptı, dümen kitledi veya sert denize yakalandı, yolculardan biri hastalandı, kaptan bu radyolar vasıtasıyla yardım istermiş.

Ayrıca sahil radyoları, dünyanın heryeriyle haberleşmeyi de sağlarmış..

Sonra bu sistem çağdışı bulunmuş. Çağdaş sisteme geçilmeye karar verilmiş..

Çağdaşlık nasıl olacak.. Eski radyolar kapatılmış. Üç dört merkeze modern istasyonlar kurulmuş..

Ama bakın nasıl kurulmuş..

Merkezlerden biri Antalya Radyo!.. Akdeniz'in büyük bir kısmıyla, kuzeyde Gökova taa Bodrum'a kadar Antalya radyonun alanı içinde.

İyi tabii... İyi de, doğu Gökova'da seyreden tekneler Antalya Radyo ile bağlantı kuramıyorlar. Adam telsizi ile bangır bangır bağırıyor Antalya'dan ses yok.

Neden?..

Anten yanlış yere kurulmuş. Gökova'dan gelen telsiz dalgasını almıyor.

Antalya'nın çağrıyı alıp, cevap verebilmesi için antenin Datça yarımadasının ortasında bir yerlerde olması gerek. Oysa Palamut Dağı'nın tepesinde..

"Önümüz turizm mevsimi.. Yabancı bandralı tekneler tek tük görülmeye başladılar. Mavi yolculuğun en güzel koyları Gökova'da.. Bir aya kadar Yedi adalardan İngiliz Limanı'na kadar her yer dolar.. Adamın işi vardır memleketi ile konuşacak, daha önemlisi tekne arıza yapmıştır yardım isteyecek veya bir hasta, yaralı vardır nereye yanaşacağını bilmez, ara ki Antalya Radyo cevap versin. Şimdi ne olacak?.. Özellikle Mavi Tura çıkan yabancı tekneler, mecburen Yunan radyoları ile bağlantı kuracaklar.. Daha yola çıkarken, Bismillah, meteroloji raporu lazım.. Bizim radyomuzla konuşamayınca Cos'u yani İstanköy'ü arayacaklar. Çok acaip bir durum" diyor Güneş..

Hem de nasıl acaip!.

Türk Telecomcular sistemi değiştirmek için çok ters zaman seçmişler..

Güneş acil bir çözüm de öneriyor:

"Bu iş, hem pratik bir şekilde, yeni sistem yerine oturuncaya kadar çözülemez mi? Çözülür.. Eskiden, Gökova'ya hakim olan Ören Radyo yeniden devreye sokulur ve her an patlak vermesi mümkün bir skandal önlenebilir."


Sema!..

"Bu kız müthiş.. Gözlerimi ondan ayıramıyorum" dedi, yanımda oturan Solmaz Sporel.. Hyatt Regency'nin birbiri ardına gerçekleştirdiği şirinliklerin mimarı.. Bu defa da bir mayo defilesi düzenlemiş, otel müşterilerine.. Bunca yıl gezer, otel otel dolaşırım, böyle güzel bir sürprizle karşılaşmadım bugüne dek..

Defile Gottex'in..

Solmaz'ın hayran kaldığı kız, Sema Şimşek.. İnanılmaz bir performans yakaladı Sema.. Gittiğim her defilesinde, şovu çaldığını hissediyorum. Bu defa da öyleydi.. Bana bugün ülkenin en top modelini sorsalar, "Sema" demek için fazla düşünmem.

Neden başarılı Sema.. Mesleğini ciddiye alıyor, kendine bakıyor.. Belli.. Tam tersi de var podyumda.. Esin Moralıoğlu mesela.. Bu kızı seyre doyamazdım. Koyvermiş kendini..

Defilenin bir başka top mankeni Ebru Ürün'dü..

İlk defa bir manken için "Kilo almış, iyi olmuş" diyeceğim. Merve.. Öyle zayıftı ki, düne kadar.. Şimdi hatları yeniden oturmuş. Cıvıl cıvıldı podyumda..

Uğurkan Erez'in Flamenko Partisi sahnesi enfesti.. Onlar "El Viva Espana" diye söylediler, ben "Yaşa Fenerbahçe" diye mırıldandım.. Galatasaray'ı şampiyon yapmak için gösterdikleri üstün çabadan ötürü.

Gottex mayolarında bir renk cümbüşü ve parlaklık var. Desenler, lazerler ve bilgisayarlar aracılığı ile hazırlanmış. Çarpıcı..

Bu yaz plajlar, havuzlar gene şenlikli..

Her mayo defilesinde bu açıkça görülüyor.


Kırca..

Ali Kırca gelecek yıl Eurovision'da ülkemizi temsil edebilir.. Ya da bu yaz Ankara Hipodromu'nda konser verip, en az Zülfü kadar seyirci toplar..

Yahu bu atv Haber Merkezi ne bereketli yer..

Zülfü'nün konserinde bir haberciyi gördük, vokalist.. Ayşenur..

Birden karşımda bir başka haberciyi, Ali Kırca'yı gördüm, ekranda.. Solist..

Eurovision'da yarışan ekip eşliğinde söylüyordu. Ama ne söylüyordu..

O türküye de nasıl bayılırım üstelik..

"Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım!.."

Sevgili Ali, o türküyü söylediğin bandın bir kopyasını yolla bana, ne olur!..


Bizim Duvar

Bütün kanallar paranoyaklık yarışında.. Hepsi en çok kendilerinin izlendiğini zannediyor.

Hakan/Utku


Sevdiğim laflar

Nice insanlar gördüm; üzerinde elbise yok! Nice elbiseler gördüm; içinde insan yok!

Anonim (Teşekkürler Sibel)


Karadeniz'den

Genç ve güzel hemşire Fadime, hastanenin yararına çiçek satıyormuş. Yolda rastladığı Temel'e bir buket uzatmış. Temel:

"Alırım ama senin hastanene düştüğümde bana sen bakarsan" demiş Temel..

"Hay hay" demiş hemşire.. Çiçeği satmış, parayı almış, ayrılırken seslenmiş..

"Zeynep Kamil'e beklerim.."


© COPYRIGHT 1997 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Bu sayfa YÖRE Elektronik Yayımcılık tarafından hazırlanmıştır. Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr
YÖRE Elektronik Yayimcilik A.S.