![]() |
| 18 MAYIS 1997 PAZAR |
![]() |
Türkiye'deki Museviler'in cemaat gazetesi olan Şalom'un 50'nci kuruluş yılı etkinlikleri fırsat bilerek meslektaşlarım Suzan Tarablus ve Teri Galimidi'yle bir araya gelip sohbet ettik. Genel Yayın Müdürü Tarablus, Müslüman-Yahudi ayrımcılığı yapmadan "5 bin tirajımız var" diyor ve ekliyor: "Azınlık kelimesini sevmiyorum. Ben bu bütünün bir parçasıyım. Gençlerim de çocuklarım da her sabah benim gibi okulda 'Türküm, doğruyum, çalışkanım' diyorlar."
Nuriye Akman yazıyor
Meslektaşlarımla meslek üzerine...
Şalom, bir cemaat gazetesi. Bu sene 50 kuruluş yıldönümünü kutluyor. Genel Yayın Yönetmeni Suzan Tarablus ile kutlama programı çerçevesinde açılan araştırma ve inceleme yarışmasını konuşmak üzere bir araya geldiğimde bunu, Yahudi duyarlılığını tanımak, öğrenmek, hissetmek için bir fırsat bildim. Söyleşimize zaman zaman İç Haberler Sorumlusu Teri Galimidi de katıldı. Aynı ülkenin yurttaşı, aynı mesleğin mensubu olmamız, tanışıklığımızın çok daha önceleri olmasını gerektirirdi. Kendi hesabıma bu fırsatı yaratamamış olmaktan üzgünüm. Bunu yapabilseydim bu söyleşide onları daha az yorardım. Görevlerine gösterdikleri bağlılığı anlıyorum ve onların düşüncelerini bir cemaat gazetesinde değil de daha özgür bir platformda dile getirmeyi tercih ettiklerini öğrenmekten çok memnunum. - Şalom'un adını duydum ama bu elime ilk alışım. Gazetenizi ve sizi gerçekten tanımak istiyorum. - Ben Amerikan dili ve edebiyatı okudum. 10 senedir bu gazetede çalışıyorum. Son 2 senedir yayın yönetmeniyim. Bu gazetede çalışanların hepsi gönüllüdür. Şu anda ücret alan bir tek ben varım gazeteci olarak. Şalom'u 29 ekim 1947'de Avram Leyon adlı bir musevi vatandaş kurdu. 1985'e kadar bu işi götürdü. O zaman da gazete yine Türkçe ve Yahudi İspanyolcası ile yayınlanıyordu. - Siz bu dili günlük hayatınızda kullanıyor musunuz? - Ben bu lisana ana dili değil, büyükannelerin dili diyorum. Çünkü evlerde çoğunlukla büyükannelerin konuştuğu bir dil haline dönüştü. Gündelik konuşmamızda artık pek yok. Bir zamanlar 4 sayfa bu lisanda yayınlanabilirken şu anda 1 sayfaya düştü. Kudüs İbrani Üniversitesi'nde bunun araştırmasını yapan dil labaratuvarları var. Gazetemize bu bir sayfası için abone olan 100 civarında araştırmacı var. - Tirajınız ne kadar? - 5 bin civarında. 4 bin abonemiz var. - Müslüman abone sayısı nedir? - Bunu ayıramayız. Çünkü Yahudiler'de de artık Türk isimleri var. Bu genç neslin kendini algılayışından kaynaklanabilir. - Azınlık psikolojisinden de olabilir mi? - Azınlık kelimesini sevmiyorum. Ben bu topraklarda 5 asırdan fazladır bulunuyor, burayı vatan olarak algılıyor ve kendimi mutlu yaşıyor addediyorsam, benim azınlık olmamam lazım. Hiçbir farkım yok. Yani sevgi ve gönülse belki bende fazlası var. Ülkeye hizmetse, vergiyse, askerlikse hepsi var. Ben bu bütünün bir parçasıyım. Sadece dini hanesi değişik, eşit bir Türk vatandaşıyım. Gençlerimle çocuklarım da kendilerini Türk vatandaşı olarak biliyorlar. Her sabah benim gibi onlar da ilkokulda "Türküm, doğruyum, çalışkanım" diyorlar. - Siz çocuklarınıza ne isim koydunuz?
'Yarışma düzenledik'
- Eyal ve Eytan koydum, Türkçe'ye benzesin diye. Biri zaten tan vakti doğdu, öbürü de Farsça dost demek. Gazetenin tarihçesini tamamlayalım. Avram Leyon 85'de öldüğü zaman hakları Gözlem Gazetecilik tarafından satın alındı. - Biraz da Teri Galimidi'yi tanıyalım. - Ben de bu gazetede gönüllü olarak çalışıyorum. Aslen arkeoloğum. İç haberlerden sorumluyum. Gazetemizde cemaat içi iletişim konusu daha ağırlıkta. - Suzan Hanım, Şalom hangi tür olayları izler? - Genellikle İsrail'le, Yahudilik'le ilintili dış olayları, Türk yetkililerin İsrail gezilerini, cemaat içi kutlamaları. Şimdi 50'nci kuruluş yıldönümümüzü kutlama çerçevesinde bir tarihi inceleme ve araştırma yarışması düzenledik. - Teri: Yalnız tarihi değil, Osmanlı ve Türk Yahudiler'i ile ilgili etnolojik, kültürel, demografik, sosyolojik, folklorik, mimari, arkeolojik her konuyu kapsıyor. Yarışmaya katılmak isteyenler çalışmalarını 2 nüsha halinde, 25 sayfadan az olmamak kaydıyla 30 Kasım'a kadar Şalom Gazetesi Araştırma ve İncelemeler Yarışması, Atiye sokak. 12/6 Teşvikiye. 80200 İstanbul adresine yollayabilirler. Sonuçlar 15 Şubat'ta açıklanacak. - Cemaatin Sinagog'a gitme alışkanlıkları son 50 yılda azaldı mı çoğaldı mı? - Türk Musevileri'ne özel bir şey yok. Biz 68 kuşağı daha uzağız. Şimdikiler bütün dünyadaki tekrar bir dine dönüş olgusundan belki biraz daha ilgi gösteriyorlar. Sinogoglar bayram günlerimizde dolup taşıyor bunun dışında sabah ve akşam dualarında yeteri kadar insan var. - Sizler ne sıklıkta gidersiniz? - Teri: Ben düğünün ve cenazenin dışında hiç gitmem. - Suzan: Ben de kutsal günlerde giderim. Biz dindar bir nesil oluşturamadık. - Cumartesi günleri iş yapıyor musunuz? - Aslında yapılmaz Yahudi dinine göre fakat yapıyoruz. - Yediğiniz etin ille koşer (helal kesim) olması şart mı?
'Yahudilik bir kültür'
- Hayır. - Yahudiliğinizi belirleyen en önemli şey ne? - Suzan: Gelenek. Yahudilik yalnız bir din değil, aynı zamanda bir kültür. Bu kavramın içine aileden aldığınız her şey girer. Mesela geleneğimizin bir parçası olan Cuma gecesi ailenin bir araya gelmesi. Ben uygulayamıyorum ama bu Cuma yemekleri büyük oranda çok saygı gören bir geleneğin bir parçasıdır. -Teri: Bu soruyu hep kendime sordum. Cevabını 2 sene önce New York'taki Yahudi müzesinde buldum. Orada Yahudi olmak ne demektir diye bir soru vardı. Değişik cevaplar verilmiş. Kimi dine, kimi tarihe inanmam diyor, kimi İsrail hiç umurumda değil diyor. En sonunda çıkan özet: O bir histir. Eğer o his sizde varsa Yahudisiniz. Bende o his kuvvetli bir şekilde var. - Yani ataist Yahudi olunabilir mi? - Teri ve Suzan: Olunabilir. - Teri: Ben kendime ataist demiyorum da inşallah Tanrı vardır diyorum. - Suzan: Ben ataist değilim. - Bir de karikatür sergisi açacaksınız. Konusu ayırımcılık. Türkiye'de ayrımcılığı yaşıyor musunuz ki özellikle bu konuyu seçtiniz? - Suzan: Hayır. Ama biz ayrımcılığa uğramış, Avrupa'nın ortasında 6 milyon dindaşını yitirmiş bir topluluğunun üyesiyiz. O günlerden bugüne yansıyan bir değişimi sorguluyoruz. İnsanların tarihten henüz fazlaca ders almadığını düşünüyor ve bugün modası geçmiş bir deyim olması gerekirken halen gündemde olduğunu vurgulamak istiyoruz. - İsrail'de, Filistinliler'e uygulanan "ayrımcılık" örneklerini yansıtan bir karitatür bu sergide yer alabilir mi?
'Yahudi vatandaş diyorlar'
- Tabii ki yer alabilir. - Türkiye'de bir ayrımcılık hissediyor musunuz? - Akit gazetesini okursanız siz de göreceksiniz. Onun dışında çok belirgin bir şey yok. Fakat aşırı uçta olmayan bazı gazetelerde herhangi bir suçtan dolayı bir Yahudi yakalanmışsa, Yahudi vatandaş, Yahudi iş adamı diye hemen vurgulanıyor. Suçu işleyen Müslümansa, Müslümanlığı vurgulanmıyor. Mesela adım Suzan değil de Ester'se, ben komşumla yeni tanışıyorsam hemen başka, öteki gözüyle bakması, kendisi gibi olmayan bir insan olarak algılaması gibi durumlar oluyor. - Biz 1997'lerde hâlâ Esterler'e öteki diyorsak, bu toplumun sizleri 500 yıldır kucakladığı koca bir yalan mı? - Hayır. Bunlar detaylardır. Şayet 2'nci Dünya Savaşı esnasında Avrupa'da dindaşlarım öldürülüyorken, Alman bilimadamları Türkiye'ye sığındıysa, hoşgörü kelimesini sevmiyorum ama bu sevgiyle kucaklaşmanın mümkün olduğunun ifadesidir. - Hoşgörü kelimesini neden sevmiyorsunuz? - Hoşgörmek, hoşgörene bir üstünlük getiriyor çünkü. - Peki hangisi daha vahim bir durum. Türkiye'deki "Yahudi" ayrımcılık olgusu mu, İsrail'deki "Müslüman" ayrımcılık konusu mu? - Suzan: Ben kendimi İsrail politikası üstündeki benzetmelerle Türkiye'deki varlığımı aynı paralele koymak durumunda hissetmiyorum. Orası savaş halinde bir ülke. - Size göre İsrail'de bir ayrımcılık var mı? - Bütün dünya ülkelerinde olduğunca herhalde vardır. - Mesela Filistin halkı yabancı unsur mudur size göre?
'Geniş katılım bekliyoruz'
- Değildir. - İsrail onları yabancı, öteki gibi görmüyor mu? - İsrail değil aşırı uçtaki kişilerden bahsedilebilir. Karikatür sergisine geniş bir katılım bekliyoruz. Son katılma tarihi 1 Eylül 1997. Sergi 14 Ekim'de açılacak. Araştırma ve inceleme yarışmasında birinciye bin dolar, ikinciye 750 dolar, üçüncüye 500 dolar ödül verilecek. 300 er dolarlık 3 mansiyonumuz var. Karikatür sergisinde sergilenmeye layık bulunan eserler albüm olacak ve katılımcılara o albümün kitabı verilecek. - Son zamanlarda Türkiye-İsrail ilişkileri hareketlendi. Birçok anlaşma imzalandı ama içerikleri henüz açıklanmadı. Siz Şalom olarak bunları takip ettiniz mi? - Anlaşmalar yayınladıkça haberimiz oluyor. - Size torpil geçilmiyor mu? - Bize torpil yok. Gözlemlediğimiz kadarıyla askeri alanda olduğu gibi ekononik alanlarda da çok gelişme kaydediliyor. En önemlisi halklar arasında bir iletişimin olması. Tabii ülkelerin ilişkileri sevgi temeline dayanmaz, ülkelerin çıkarları vardır. Türkiye'nin İsrail'le, İsrail'in Türkiye'yle çıkarı varsa bu anlaşmalar yapılır. - Netanyahu dönemiyle birlikte bölgedeki barışın büyük darbe aldığı görüşlerine katılıyor musunuz? - İsrail'in politikasını takip ediyoruz ama yani çok ta onun sorgulamasını yapmıyoruz. - Neden?
'İkilem içine girmedim'
- Orada yaşamayan, o ülkenin vatandaşı olmayan Yahudiler olarak sanki yeterince olayın içinde olmama duygusuyla bir kritik yazma eğilimimiz yok. Türk vatandaşı olarak oranın politikasına bir yorum getirme durumunda değiliz. - Kritik yapılmaması konusunda bir uyarı mı alıyorsunuz? - Hayır. Oradan yazan bir yazarımız var, Erol Güney o yapıyor bu işi. - Yeni yerleşim yerlerinin açılması sizce barışa hizmet ediyor mu? - Şu anda barış sekteye uğruyor ama neticede barışa hizmet eden yeni gelişmelerin ortaya çıkacağını inanıyorum. Aman şunu yapmasınlar bunu yapmasınlar deme hakkını kendimde görmüyorum. - Şalom, İsrail'in devlet politikası aleyhinde bir şey yayınlayabilir mi? - Tabii ki yayınlar. Erol Güney'in yazılarında var. - O bir yazar. Gazetenizin tavrını temsil eder mi? - Başsayfamızda İsrail'in kritiğini yaptığımız bir şey hatırlamaya çalışıyorum. Hatırlamıyorum çünkü çok fazla dış haberlerle ilgilenmiyoruz. - İki ülkenin çıkarları çatıştığında yüzünüzü nereye döndürüyorsunuz? - Böyle bir ikilem içine hiç girmedim. - Filistin davasını destekliyor musunuz? - Ben gazeteci olarak ilk Gazze'ye gittiğim zaman Gazzeli çocukların acılarından kurtulmaları için İsrail Hükümeti'nin ve dünya ülkelerinin destek vermeleri gerektiğini yazdım. Ayrıca bir bombardımanda enkazlara sıkışmış bir Filistinli'nin fotoğrafını yayınladık. Filistin davasına şahsen destek veriyorum çünkü oradaki gerçeği görmezlikten gelemeyiz. Onların da bir devlet kurmaya hakları var. - Ama İsrail bir türlü müsade etmiyor buna. - Ben onlarla aynı fikirde değilim ama onu da eleştirecek bir durumda değilim. Geçenlerde Amos Oz buradaydı. Onun bir yorumu çok hoşuma gitti. "Ben ülkem için savaşırım, bu evimdir fakat ek bir odam olsun diye savaşmam. Filistinliler'le bir arada yaşamak kaderimizse onların da rahat etmesi bir evi ortak paylaşmamız lazım" diyor. - Bu sözlerde bir çarpıklık yok mu? O ev daha evvel Filistinliler'indi. O evi işgal eden İsrail oldu. Şimdi lütfedip biz ek oda istemiyoruz, birlikte yaşamak kaderimizse çekeriz demek biraz yüzsüzlük olmuyor mu?
'Sansür söz konusu değil'
- Ben şimdi İsrail'in oradan gidip gitmemesini mi tartışayım? Bu bir insan psikolojisi. Yüzsüzlük veya öyle veya böyle, bu bir gerçek. 50 sene önce ne yaptılar, nasıl yaptılar, hangi dürtülerle yola çıktılar, bunlar değil bugünkü çözümler bence önemli. Orası yıllarca savaş bölgesi olmuş. Biz şimdi İsrail'in politikasını tartışır konumda değiliz. - İki gazeteci olarak konuşabiliriz sanmıştım. Sizler için sakıncalı konular olabileceğini hesap edemedim. Pardon. - Yok sakıncalı değil de gazetemizin ilgi alanı dışında. - Peki Şalom'da sansür var mı? - Yok. Bütün yazarlarımız gazetemizin konuları çerçevesinde kendilerine aitsorumluluğun bilincini taşırlar. - Örneğin cemaat yönetimini tenkit edebilir misiniz? - Genellikle cemaat doğrultusunda düşünürüz. Fakat bir sorun gelirse onu da konu etmekten çekinmeyiz. Şayet bir mezarlık yıkık dökükse, dikkatleri o noktaya çekmeye çalışırız. - Cemaat yönetimi size sansür uygular mı? - Sansür söz konusu değildir. Fakat bir etkileşimden söz etmek mümkün. Bu toplumun tek gazetesi olduğumuz gerçeğini hatırlatmak isterim. Şayet daha çok yayın olsaydı çok seslilik değişik gelişmeler sağlayabilirdi. - Mossad ile ilgili zaman zaman Türk basınında bazı haberler çıkar. Denir ki işte, örgüt tüm Yahudiler'le bağını hiçbir zaman kopartmaz. Sizin de gazete olarak bir bağınız var mı? - Yok. Ben de sizin gibi bir kaç yerde okudum ama Mossad nasıl adam kullanır, nasıl yapar bilmiyorum. - Teri: Hatta şöyle şeyler çıkar bazen, her Yahudi Mossad ajanıdır derler. Bence bu da bir ayrımcılıktır. -Suzan: Yani her Türk MİT ajanıdır, her Türk eroin kaçakcısıdır demek gibi bir şey. - Ama "ajan olmak", kendi devleti için çalışmak "kötü" bir şey değildir ki. - Sizin için değil ama başkaları için kötü olabilir. Yani o kadar sıradan insan mı kullanacak Mossad bilmiyorum ki. Her Yahudi Mossad'a çalışır lafı soğuk savaş döneminden kalma bir James Bond yaklaşımı bence. - Üç Musevi işadamı öldürülünce Mossad'la ilişkileri olduğu iddiaları oldu. - Bu bana kalırsa tamamen medyanın sansasyon arayışıdır. Bunlar gerçek olsaydı çoktan duymuş olurduk. Her fırsatta basının Mossad'la işbirliğinden söz etmesi kanımca gizemli öyküler yaratma arayışıdır. - Teşekkür ederim. |
|