![]() |
| 16 MAYIS 1997 CUMA |
![]() |
Çetin Altan
Önceki akşam D kanalında Fatih Altaylı'nın, 1 Mayıs 1977 olaylarıyla ilgili olarak yayınladığı belgesel, devlet yönetimindeki şakul çarpıklığının hangi yüksekliklerden başladığını projektörlü bir büyüteç altına koyuyordu. Programın adı da unutulmayacak türdendi: Gölge Oyunu... Devlet örgütlerinin öz denetimi, toplumların tarih bilinciyle kendiliğinden sürekli cilalanıp parlatılır. Günümüzde buna, bireyler gibi kurumların da "güvenilir" olduğunu kanıtlayan "saydamlık" kalitesi eklenmiştir. Devlet örgütlerinin gücü, suçlularını ayıklayıp saydamlığını koruyabildiği oranda çıkıyor ortaya... Biz bu saydamlığı bir türlü gerçekleştiremedik. Öyle ki "dün dündür, bu gün bugündür" zigzaglarını politikanın bel kemiği bile sandık...
Fatih Altaylı, 1 Mayıs 1977 katliamının belgeselini getiriverdi ekranlara... O dramı kurgulayanlar, tüm yılanlık ve çıyanlıklarının 20 yıl sonra böyle bir belgeselin pencerelerinden ortaya çıkmaya başlayacağını elbet hiç hesap etmemişlerdi... Elbet tüm bu çarpık gönyelerin birbirine eklenmesi sonucu, bizim bayrağa dış ekranlarda eroin şırıngasının takılacağını da...
Geçimini nasıl sağlamaya çalıştığı belli kitlelerin muhalefetinden korkup, onun yerine geçimini nasıl sağlamaya çalıştığı belli olmayan kitlelerin mistik muhalefetini oturtmaya kalktın mı, sap saman karışıverir birbirine... Tıpkı bugün olduğu gibi... Zaten bizim yarım yüzyıllık yazı hayatımız, önce pirinçleri taşlarla karıştırıp, sonra da taşları ayıklamaya çalışanları izlemekle geçti...
Enseyi karartmayın... Türkiye de, ne kadar direnirse dirensin, bilgisayar ve İnternet boyutlu saydamlaşmanın dışında kalamaz... İnsan aklının evrenle dialektik tutarlılığı, sonunda Türkiye'yi de sarmalayacaktır. Örneğin Flash TV'ye ilk yapılan saldırıyı 200 metre ötedeki ABD Başkonsolosluğu'nun tepesinde bulunan kameralar çekmiş filme... Bu filmi kaybetme olanağı var mıdır? Yoktur... Kim bilir daha böyle ne filmler ve belgeler var dünya arşivlerinde. Hatta bizim devlet arşivlerinde de...
1935'de, adı Japon'a benzediği halde kendisi Fransız olan ünlü sinema düşünürü Kyrou, "Aşk, erotizm ve sinema" diye kalın bir kitap yazmıştı. O kitapta Kyrou, İran Şah'ı gibi üst düzey zenginlerin izleyebildiği özel porno filmlerin sonunda halk kitlelerine de açılacağını iddia ediyordu... Gece yarısından sonra bazı Alman kanalları da, İtalyan kanalları da pornonun daniskasına öyle bir yumuluyorlar ki, o kadarını ne İran Şah'ı izleyebilmiştir, ne de Rockefeller...
Doğanın vazgeçilmez bir parçası olan cinsellik dahi böylesine tabu olmaktan çıkarken, evrenin her türlü koşullanmaya karşı olan öz yapısı, insanoğlunu, sonuna dek "Gölge Oyunu"na tutsak bırakabilir mi? Bu tür kanlı kurnazlıklarla kendilerine kurmaya çalıştıkları çete merdivenlerinde yükselmeye kalkanlar, Arz yuvarlağını hızla kaplayan saydamlığın içinde, kuruduktan sonra üstüne işenen birer manda dışkısına döneceklerdir... Zaten dönmeye de başladılar. |
|