![]() |
| 14 MAYIS 1997 CARSAMBA |
![]() |
Fatih Çekirge
Takvim şöyle gelişiyor: - Yalım Erez, Perşembe günü Tansu Çiller'den randevu isteyip, alternatif hükümet modelini önüne koyacak. Eğer Çiller randevu vermezse, 24 saat sonra bir gensoru verilecek ve muhtemelen Salı ya da Çarşamba günü bu gensoru Meclis'te görüşülecek. Ardından hükümet düşürülecek... Bütün bu gelişmeler, en fazla 10 gün içerisinde gerçekleşecek. Gensoru için ANAP'tan hiçbir fire beklenmiyor. Bu durumda hükümetin düşme ihtimali çok yüksek... Ve tahmin ediyorum, hükümetin düşeceğini anlayan ve şu ana kadar sessiz kalan birçok DYP milletvekili de, "son dakika treni"ne atlamayı tercih edecek. Siyasette "son dakika treni", "son vagon" çok önemlidir. Ve şuna emin olun ki, "son vagon yolcuları"nın sayısı oldukça fazladır. Çünkü siyaset, bir "güç oyunu"dur... Evet, gelinen nokta bu... Peki, bu takvim işlemez ya da başarılı olmazsa ne olacak? Aslında bu sorunun cevabını Türkiye'de artık herkes biliyor.
Cumhurbaşkanı nerede?
Ama her nedense bu cevabı Cumhurbaşkanı'nın bilip bilmediği konusunda kuşkular var. Örneğin şöyle soruluyor: - Bunca olay yaşanırken, Cumhurbaşkanı (tarafsızlık) zırhının arkasında pasifize oluyor. Ülke bu kadar gerilimli günler geçirirken, bir Cumhurbaşkanı'nın yapacağı hiçbir şey yok mu? Bir başka soru: - Cumhurbaşkanı, Milli Güvenlik Kurulu'nun başıdır. Orada alınan kararları, takip eder. Son kararlar, Başbakan ve Yardımcısı tarafından imzalanmasına rağmen uygulanmıyorsa, Cumhurbaşkanı'na bir görev düşmez mi? - En azından Anayasal yetkisini kullanarak Bakanlar Kurulu'nu toplayıp, kararların neden uygulanmadığını ya da Bakanlar Kurulu'nda neden ele alınmadığını soramaz mı? Belki de, o kararların Bakanlar Kurulu'nda ele alınmasını bizzat kendisi sağlar. Çünkü yasa, MGK kararlarının derhal görüşülmesini öngörüyor. Evet, Cumhurbaşkanı, artık Ankara'da giderek yükselen bu soruları duyuyor mu bilmiyorum... Ama en azından Sultanahmet Meydanı'nda İran tipi bir rejimin ilk girişimlerinin gerçekleştirildiğini televizyonlardan görüyordur. Ya da "Şeriat burada, generaller nerede?" sloganlarıyla yaratılan o iğrenç tahriğin farkındadır... Peki öyleyse Cumhurbaşkanı, niye büyük bir sessizlik içinde beklemektedir? Örneğin, bir milletvekili çıkıp, "Savaşacağız. Kıtır kıtır keseceğiz. Fıstık gibi olacak" derken Cumhurbaşkanı, buna en azından Meclis Başkanlığı boyutunda bir tepkide bulunamaz mıydı?
Keskin ifadeler
Ankara'da bu sorular giderek yükselen bir tondan sorulmaktadır. Bakın bu yükselen ses tonuyla neler söyleniyor: - İrtica provaları ve hazırlıkları yapılırken, bir Adalet Bakanı, şeriat çağrısında bulunan Belediye Başkanı'nı cezaevinde ziyaret edip, moral verirken, hükümet, yargıyı, medyayı, polisi, iş dünyasını bir kamplaşma uçurumuna doğru sürüklerken, Cumhurbaşkanı, hâlâ nasıl sessiz ve tepkisiz kalabiliyor? Evet bu sözler, aslında buraya yazamadığım çok daha keskin ifadelerle dile getiriliyor. Bu yüzden önümüzdeki 10-15 gün içinde gözler önce, Yalım Erez'in takvimine, sonra, Cumhurbaşkanı'na dönüyor... Sonrası mı?... Sonrası kalsın... Not: Az önce ODTÜ Senatosu, TBMM üyelerine çok önemli bir çağrı yaptı. Senato, "Cumhuriyet tarihinin en büyük bunalımına sürükleniyoruz" diyerek milletvekillerinden kişisel çıkarlarını bir kenara bırakıp görev beklediklerini açıkladı. Umarım, DYP içinde bir çok milletvekili bu çağrıları dikkate alıyordur. |
|