![]() |
| 14 MAYIS 1997 CARSAMBA |
![]() |
Mehmet Barlas
NEW YORK Amerika, sade Türkiye'den değil, Avrupa'dan da, çeşitli alanlarda çok daha ileri. Amerika'dan, Türkiye'deki güncel gelişmeleri izlerken, "değişim"e karşı direnmenin, ne tür problemler yaratabileceğini daha iyi görebiliyorsunuz. Bugünün dünyasının sorunlarına, "Atatürk" adını kullanarak veya "Kemalist" ideolojiye dayanarak karşı çıkmaya çalışanlar, ne yazık ki, Türkiye'de "değişim"e karşı direnenlerin ön safında. Oysa Atatürk, sadece "değişim"e uyum gösteren bir lider değildi. Aynı zamanda, "değişim"i yönlendirebilen, vizyon sahibi bir siyasetçiydi de. Evet... Atatürk, bir "siyasetçi"ydi de. Onun, yaşadığı 1920'ler ve 1930'lardaki icraatını veya sözlerini alıp, bugünün şartlarına uygulamaya kalkmak, belki tiyatro oyunlarında veya film senaryolarında mümkündür. Ama değişen dünyada ve yurtta, "o günkü Atatürk"ün ülkeyi yönettiğine inanarak davranışlarınızı şekillendirirseniz, felaketlere sebep olursunuz. Bu arada Atatürk adını da yıpratırsınız. Örneğin, Atatürk, "İstikbal göklerdedir" dediği için mi, Türkiye sivil havacılığını geliştiriyor? Ya da, Atatürk, "istikbal göklerde olduğu kadar, havaalanlarındadır" demediği için mi, Türkiye kaç yıldır havaalanlarını büyütmüyor, geliştirmiyor?
Büyük değişim
İçe dönük, kapalı ekonomiye sahip köylü bir toplumun, önce kentli olmasını, sonra sanayileşmesini, Atatürk'ten sonra yaşadık. Derken bu toplum, ticarete, turizme ve benzeri alanlara da yöneldi. Özel sektörün girişim gücü, devleti geçti. Atatürk bugün yaşasaydı, "Her alanda devletçi olacağız" diyebilir miydi? O yaşasaydı, kimbilir 1930'larda söylediklerine hiç benzemeyen neler söylerdi!.. Ama bugün hâlâ, Atatürk'ün adını kullanarak, telefonun özelleştirilmesini engelleyenler yok mu? Aynı şekilde bugün, sanki "Kemalizm," "çok sesli demokrasi"nin alternatifiymiş gibi davrananlar da var. Hepimiz, 1980'lere kadar yaşanılan siyasi kavgaların özünü gördük. "Eski Türkiye"de, siyasette de, ticarette de, düşüncede de "rekabet", sadece Ankara'ya dönüktü. İyi işadamı, Ankara ile en iyi ilişkiyi kuran işadamı değil miydi? Kalitede, fiyatta, verimlilikte, Türk tüketicisini tatmin etmek veya dünya pazarlarında rekabet edebilmek, önemli değildi ki. Koruma duvarlarının arkasındaki sermaye, sadece Ankara ile ilişkisini iyi tutmaya bakardı. Kotalarla, tahsislerle, ucuz kredilerle elde ettiği imkanları, en pahalı fiyatla, iç pazara sunardı. Aynı şekilde, en başarılı sanatçı, devleti en fazla arkasına alan sanatçıydı. "Tiyatro" denilince akla sadece "ödenekli tiyatro" gelmez miydi? Radyo ve televizyon denilince, sadece "TRT" vardı. Sivil havacılık yalnızca "THY"ydi. Kağıdı SEKA'dan, bezi Sümerbank'tan, madeni Etibank'tan alırdınız.
Köşe dönmecilik
Bir devlet yetkilisine yakın olduğunuz zaman zengin olurdunuz, mesleğinizde yükselirdiniz. Bir yazarın yurtdışını tanıması için, ya "basın ataşesi" ya da "kültür ataşesi" olması gerekirdi. Falih Rıfkı'lar, Yakup Kadri'ler, Ruşen Eşref'ler, Yahya Kemal'ler ise, ya milletvekili, ya büyükelçi olurdu. Şimdi bu düzen değişti artık. Atatürk bu çağda yaşasaydı, kendisi değiştirirdi bu düzeni. Siz, dünün "Kemalist" söylemini seslendiren bir Atatürk'ün, 1990'ların Türkiye'sinde bir genel seçime girse, ne oy alabileceğini tahmin eder misiniz? Ama bugün hâlâ, 1997'nin dünyasının sorunlarına, yurt ve dünya gerçeklerine, "değişim"e, "demokrasi"ye, o söylemle karşı koymaya çalışanlar var. Ve Türkiye'de "eski" ile "yeni"nin çatışması, dış dünyaya, "istikrarsız bir ülke" görüntüsü olarak yansıyor. Bir yolunu bulup, bu açmazdan kurtulmalıyız.
Amerika'da şirketlerin "değişim"e ayak uydurmak için gösterdikleri çabalar, üniversitelerin kürsülerinin de araştırma konusu. "Değişim mühendisliği", "yeniden yapılanma" ve benzeri konular üzerinde, binlerce kitap yayınlanıyor. Bu olayı içinde yaşayan bir Amerikalı işadamı, "değişim"e karşı, şirket personelinin tutumunu şöyle özetledi bana: - Şirket içinde değişime karşı, dört farklı tutum vardır. Dört değişik grup, değişimi farklı biçimde karşılar. 1- "Değişim ajanları" diyebileceğimiz grup, değişimin hem kaçınılmazlığını anlamıştır. Hem de, değişime öncülük edenlerin şirkette yükseleceğini kavramıştır. 2- Özellikle üst yöneticiler, değişimi, kendilerine bir tehdit olarak görür. Bunları, görevlerini koruyacaklarına inandırsanız, değişim sürecinde, yanınıza alabilirsiniz. 3- Bir kısım şirket personeli, olayı tribünden seyretmeyi seçer. Zaman içinde, duruma göre konumlarını belirler bunlar. Değişimi başarırsanız, bunları kullanabilirsiniz. 4- "Direnişçi grup", statükocudur. Bunlar, değişimi engellemek için her şeyi yaparlar. Bunları tasfiye etmeden, değişimi tam olarak gerçekleştiremezsiniz...
New York'ta bindiğim taksinin zenci şoförüne hangi ülkeden geldiğini sordum. - Namibyalıyım, dedi. O da bana, memleketimi sordu. - Türkiyeliyim, dedim. Başını salladı. - Sizin işiniz zor. Partileriniz çok kavga ediyor, dedi. Namibyalı şoförün bu sözlerini duyunca rahatladım. Hiç olmazsa, Türkiye'nin "dış tanıtım" sorununu hallettiğini anladım. |
|