kapat

14 MAYIS 1997 CARSAMBA
Hıncal Uluç
İşte tipik bir suçlu: 34 A 5989!..

Bu bir Trafik Arabası'nın numarası.. İstanbul'un trafik rezaletindeki en büyük sorumlulardan biri o..

Neden?..

Çünkü bu araçla sözde otoban trafiğini denetim görevi ile her sabah yola çıkan siz memur beyler ya görevinizin ne olduğunu bilmiyorsunuz ya da bile bile görevinizi yapmıyorsunuz..

İnsanlar sizin gözlerinizin önünde trafik suçu işlemekten çekinmiyorlar.. Siz de onlara elinizle "Nedir bu yaptığın" gibisinden garip işaretler yapıp çekip gitmesine izin veriyorsunuz. Bu mu görev?.. Bu mu polislik?..

Bir ülkede insanların polisten korkuları kalmamışsa eğer, işlerin düzelmesi artık çok ama çok zorlaşmıştır.

Siz ve sizin gibi, bezgin, bıkkın, umutsuz "Bu işler nasılsa yürümez, bari kendimi yormayayım" diyen polisler yüzünden, İstanbul sürücüleri artık ne kural tanıyor, ne polisten korkuyor.

İki sabahtır sizi izliyorum, memur bey.. Hasdal viyadüğünün başında duruyorsunuz ve geleni geçeni seyrediyorsunuz. Sadece onu yapıyorsunuz.. O gelenler içinde, halkın sağlığı ve güvenliği için ayrılmış çok önemli bir acil ulaşım şeridi olan güvenlik şeridinden gelenler var. Gözünüzün önünde.. Sizden hiç korkmadan.. Hiç çekinmeden..

"Geç" diyorsunuz hepsine.. "Geç.."

Şimdi kalkıp, not aldığım güvenlik ihlali yapan 100 arabanın plakasını yazmama gerek yok.. Çünkü suçlu sizsiniz.. Onları suça teşvik eden siz.

Siz polise saygıyı, polisten korkuyu yok ettiniz, onlar da güvenlik şeridini babalarının çiftliğine çevirdiler, hepsi o kadar..

* * *

İstanbul'daki trafik polislerinin hemen hepsinin eğitime ihtiyacı var, Sayın Emniyet Genel Müdürü.. Sayın Trafikten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı, Sayın İstanbul Emniyet Müdürü ve Trafikten Sorumlu Yardımcıları..

Bu eğitimin birinci maddesi "Gözünün önünde suç işlenmesine asla izin vermeyecek, işleyeni mutlak cezalandıracaksın" olmalı.. Polise bu bilinç verilmedikçe, kaç trafik yasası çıkarırsanız çıkarın boş..

İstanbul halkı Trafik Polisi'ni artık ciddiye almaz, aldırmaz olmuş. Böylece otorite boşluğu doğmuş. Bu boşluk dolmadıkça, yasalar, planlar, programlar, raflarda tozlanmaya mahkumdur.

Eğer İstanbul'da trafiğin Boğaz köprüleri ve yol çalışmaları dolayısı ile ikişer şeride düşürülen viyadük yaklaşımlarında yavaşladığı ve bu yavaşlama anında hemen yüzlerce, binlerce arabanın güvenlik şeridine pervasız daldığını İstanbul Trafiği bilmiyor, önlem almıyor ve durumu düzeltemiyorsa, bilin ki, o polisin kendisinin düzeltilmeye ihtiyacı vardır.

Ben trafik uzmanı değilim ama, bu işi 72 saatte çözerim.

İddiaya giren var mı?..

Oysa günlerdir içim kan ağlayarak, görev yapmayan polisi ve onun haline gülerek ve sırasını bekleyen benim gibileri alaycı alaycı süzerek güvenlik şeridine giren ve girdikleri gibi çıkan uyanıkları izliyor, gazeteye öfke içinde geliyorum.

Uygarlıktan bu kadar uzak vatandaşlar ve görev bilincinin zerresine sahip olmayan bu polisle yaşamaya niçin mahkum edildim ben, diye kahroluyorum..

Ama savaşı sürdüreceğim.

Beni kahredenleri, kahredene kadar savaşı sürdüreceğim.

Vatandaş vatandaşlığını, polis polisliğini öğrenecek..

Başka yolu yok!..


Sevgili anahtarım!..

Hasan Cemal evlendiği gece "Senin bir yazına öyle kaptırdım ki kendimi, evlenme kararı verdim" demişti.. O yazımda 15 yıldır evimin kapısını anahtarla açmaktan bıktığımı, zil çalmayı özlediğimi yazmıştım. Hasan Cemal'e "Biri de benim için yazsa" demiştim.

Sevgili kardeşim (Bu sözcük lafın gelişi konmadı buraya) Fatih (Altaylı) "Emrin olur Hıncal Abi" demiş ve yazmış.

"Mutlusun biliyorum. Bu mutluluğun hep sürmesini istiyorsan evlen" diyor.. Bir de şaka yapıyor.. "Evlen ki genç çapkınlar da mutlu olsunlar.."

"Hadi ben evleneyim" demekle olmuyor ki Fatih..

Hele bunca yaşayıp bunca deneyim sahibi olunca insan, neyi aradığını iyi biliyor.. Seçim şansı çok daralıyor ama, buluyor aradığını, bulduğunu sanıyor ya da..

Ama bir bakıyor ki, o da arıyor..

Aradığının seninle uzaktan yakından ilgisi yok.

"İmkansız" diyor..

Kimler niye imkanlı, sen niye imkansızsın bilemiyorsun..

Gene sadık, gene vefalı, gene seni hiç terketmeyen anahtarını okşuyor, kilide sokuyor, kapıyı açıp, yalnızlığına giriyorsun.

Bir gün.. Eğer bir gün.. Benim aradığım da eğer beni arıyorsa, Fatih..

İşte o zaman, şahidim sen olursun!..


Kıbrıs'ta bir hafta sonu..

Kıbrıs'a giderken bindiğiniz uçağa dikkatli bakın.. Üzerinde KTHY yazıyorsa, sakın ola binmeyin..

THY, biliyorsunuz, Türk Hava Yolları.. Önündeki K'nın "Külüstür" anlamına geldiğini anlamanız için, uçağa binmeniz gerek.. Bir binince de, hele uçaktan korkan biriyseniz, yolculuk bitene kadar hatim üstüne hatim indiriyorsunuz..

Tepeden tırnağa dökülüyor Kıbrıs Türk Hava Yolları..

Önünüze açtığınız masa, tayyare.. Uçaktan fazla sallanıyor. Yanılıp da üzerine kola mola koydunuz mu, inişte sizin, bu korkunç seyahat korkusundan altınıza kaçırdığınızı falan sanarlar.

Yaslandığınız koltuk hostesin "Koltuk arkalarını dik duruma getirin" uyarısına uymuyor.. Öylesine Allahlık.. Yayları bozulmuş, yatıyor hep.

Dönüşte vatandaşın biri, verilen numaraya oturamadı.. Artık sallanmaktan da bıkmış, istifa etmiş koltuk..

Kıbrıs'ın cehennem sıcağında, o uçağın içinde yarım saat bekledik. Teknisyen çağrıldı, koltuk tamir edildi.

Yahu bu kırık koltuğun daha önceden farkına varılmaz mı?.. Hadi varmadınız, vatandaş o sıcakta, saunaya tahammül etmek zorunda mı?.. Uçağın kliması çalıştırılmaz mı?..

Bu dış gezide size gazete falan dağıtılacağını sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Öyle bir adet yok..

Az sonra hostes "Yemek alır mısınız?" diye soruyor.. Yemek dediği önünüze konunca sizinle nasıl alay edildiğini anlıyorsunuz.. Artık Boğaz kenarında balık ekmek satanların dahi kullanmadığı adinin bayağısı plastik kaplar ve bardaklar içinde bir felaket konuyor önünüze.. Yemek falan değil, sandviç.. Ama siz ille de salamlı yemek zorundasınız. Vejetaryen falansanız, yapacağınız şey, salamı çıkarıp, kuru ekmek yemek..

Yemek dedikleri işte bu.

Dünyanın parasını ödeyip, Bussines Class'ta rahat etmek istiyorsanız, hayalciliğiniz son aşamasında..

Bussiness ile ekonominin farkı aradaki perde.. Önde de, insanlar balık istifi.. Yan yana üç kişi oturuyorlar.

Ayrı bir düzenleme yok.. Böyle yapmak zorunda kalan şirketler, eşek yükü ile para aldıkları Business yolcularına biraz kıyak olsun diye orta koltuğu satmazlar.. Bizim külüstürde bu incelik dahi yok.. Kucak kucağa.. Bir de, o eşek yükü paraya orta koltukta olduğunuzu düşünün hele.. Ne o?.. Business.. Yani iş.. İş de böyle yapılır hani..

Bir de yer hizmetleri var.. Gittik bir kuyruk, uçağı kaçırsınız.. Allah'tan bizde Business Class kontuarını kullanmamızı sağlayan kart var. Oraya gittik. Bir görevli, önünde iki bayan.. 15 dakika, akıllarına ne geldi ise konuştular, konuştukları iş değil.. Eş dost dedikodusu.. Kimse de çıkıp bana "Burada ne bekliyorsunuz" demedi.. Allah'tan görevli bir polis farketti durumu, aldı bizi bir odaya buyur etti de uçağa zamanında yetiştik. Hani o kırık koltuğu yüzünden yarım saat geç kalkan uçağa.. Keşke yetişmeseymişiz.. Sauna ızdırabı çekmezdik hiç olmazsa..

Kıbrıs Türk Hava Yolları uçağından, hem gidişte, hem gelişte bir Türk olarak utanç içinde indim..

Bu utancı yaşamak istemiyorsanız, yüzerek gidin Kıbrıs'a ama, KTHY ile gitmeyin.

(Cumaya bir K daha var, Kıbrıs'ta..)


Kazan!..

Bakın şu Hüseyin Vuran'ın ettiğine..

Sen git Hürriyet'i bas, etrafı kurşunla.. Bir masum temlizlik görevlisini vur.. Yetmiyor bir de yakalan ve içeri tıkıl..

Oldu mu şimdi?..

Bunca işin arasında Adalet Bakanı Şevket Kazan, şimdi bir de seni hapishanede ziyaret etmek zorunda kalacak!..

Hay Allah!.


Hey gidi Hey!..

Sina Koloğlu, Geleneksel Liselerarası Müzik Yarışması'nda jüri üyesi imiş. Kendisinin Galatasaray adına yarıştığı eski günleri anlatıyor.. "İstanbul liselerini o zaman sadece Tarsus Amerikan Koleji zorlardı" diyor.. Ankara Fen Lisesi'ni unutmuş olmalı.. Bugünkü Yeni Türkü'nün temeli olan bir harika ekip vardı.. Derya, Selim, Gazanfer bir de dünyalar şirini Ayşe..

Müthiş bir yarışmaydı o zamanlar.. Hey Dergisi Genel Yayın Müdürü Doğan Şener, Milliyet Halkla İlişkiler Müdürü (Nur içinde yatsın) Necdet Günkut, büyük müzik dostu Abdi İpekçi'nin de muhteşem desteği ile, bu yarışmayı kurmuşlardı. M. Ali Birand, hayatının ilk sunuculuğunu bu yarışmalarda yapmıştı.

Elemeler Anadolu'nun dört bir yanında yapılır, final için İstanbul'da toplanılırdı. Her yarışma büyük olay olurdu.

Sonra bir yanlış yapıldı. Bu yarışma, Liselerarası Folklör Yarışması ile birleştirildi ve ikinci plana düştü, ondan sonra da kamuoyunda bir daha yankılanmadı.. Sina'yı okumasam yapıldığının dahi farkına varmayacağım.

Oysa gerçekten Türk pop müziğine öyle büyük yetenekler ve starlar kazandırmıştı ki..


Bizim Duvar

Refahtan şantaj.. Fezlekeler AĞAR AĞAR Meclis'e geliyor..

Hakan/Utku


Sevdiğim laflar

Ya bir yol bulacağız, ya bir yol yapacağız.

Anibal (Teşekkür, Mehmet)


Karadeniz'den

Temel berberde saçını kestirirken, Ankara'ya gidip Cumhurbaşkanı'nı göreceğini söylemiş. Berber de,

- Her isteyen Cumhurbaşkanı'nı göremez demiş.

Temel bir daha geldiğinde berber sormuş,

- Ne oldu, Cumhurbaşkanı'yla görüşebildin mi?

- Görüştüm.

- Ne dedi?

- Saçını bu kadar kötü kesen berber kim, dedi.


© COPYRIGHT 1997 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Bu sayfa YÖRE Elektronik Yayımcılık tarafından hazırlanmıştır. Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr
YÖRE Elektronik Yayimcilik A.S.