![]() |
| 14 MAYIS 1997 CARSAMBA |
![]() |
Zeynep Göğüş
Polonya'da komünist üniformalı askeri rejimi yıkan Dayanışma Sendikası'nın lideri Walesa'nın "beyin gücü"ydü Adam Michnik. Walesa iktidar olunca iki eski dostun arasına karakedi girdi; doğru düzgün yapıldı mı gazeteciliğin doğası böylesini gerektirirdi çünkü. Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı TESEV'in geçen hafta İstanbul'da düzenlediği Medya ve Demokrasi seminerinde anlatıyordu Adam Michnik: "Komünist rejim sırasında muhaliftik, sesinizi kesmemiz için her türlü baskı vardı üzerimizde. Derken bir gün geldi, birlikte muhalefet yaptığımız kimi arkadaşlar iktidar oldular, ama bir de baktık ki biz hala muhalifiz... Gazetecilik budur işte... Bazen dünkü gibi sokağa dökülmeyi de gerektirir...
Basın-iktidar ilişkisi açısından Türkiye şu aralar belki de en ilginç laboratuvar. Bizim gazetenin keskin "yabancı göz"ü Andrew Finkel Pazartesi yazısında bunu çok iyi hikaye etmişti. Andrew'e göre, inandığı doğrular için mücadele eden bir partiye sempatiyle yaklaşılabilirdi. Gelgelelim bir zamanlar küçümsediği partilerle aynı davranışları sergileyen Refah Parti'sine herhangi bir yakınlık duymak artık çok zordu. Bizim konumuzla asıl ilgili olansa Andrew'ün bu düşüncesini desteklemek için seçtiği örnekti: "Geçen gece televizyonda bunun acı bir örneğini gördük. Türkiye gazetesinin genç ve kabiliyetli muhabiri Faruk Mangalcı bir basın toplantısında Oğuzhan Asiltürk'e herkesin dilinde olan soruyu yöneltti. Muhalefetteyken Tansu Çiller hakkında soruşturma önergesi vermiş olan bir partinin iktidara gelince bu önergeye karşı oy kullanmasının nasıl mümkün olduğunu sordu. Karşılık olarak Oğuzhan Asiltürk geniş bir tebessümü izleyen sinirli bir gülüşle muhabire hangi gazetede çalıştığını sordu. Birkaç saat sonra Faruk Mangalcı'nın gazetedeki işine son verilmişti..." "İşte takıyyenin gerçek yüzü" diye bitiriyordu yazısını Andrew: "Köktenci prensipleri değil, iktidar tutkusunu gizleyen geniş bir tebessüm..."
Babıali'nin yakınçağ tarihini bilenler yukarıda anlatınları çağrıştıran bir başka olayı hatırladılar. Hasan Pulur'un geçmiş bir yazısında değindiği bu olay 1956 yılında zamanın başbakanı Menderes'in Park Otel'deki basın toplantısında cereyan etmiş. O zamanlar Dünya gazetesinin genç bir yazı işleri müdürü var, Ali İhsan Göğüş. Menderes'in basın toplantılarını patronları Falih Rıfkı ve Bedii Faik'le birlikte izliyor. Genç gazeteci Menderes'e basın kanunu ile toplantı ve gösteri yürüyüşü reformları konusunda halkı bilgilendirmek istediğini söylüyor. Menderes bu konuda pek bir adım atılmadığı için kızara bozara cevap veriyor. Tam o sırada Falih Rıfkı'nın pusulası ulaşıyor yazı işleri müdürüne: "Bu soruları soracağınızdan haberim yoktu..." Genç adam hemen o gün istifasını sunuyor. İstifa kabul edilmiyor, fakat Menderes'in bir ay sonraki basın toplantısında kapıdan geri çevriliyor Dünya'nın yazı işleri müdürü. O zaman istifa kesinleşiyor. 40 yıl önce basın-iktidar ilişkisi neyse bugün de o... |
|