kapat

11 MAYIS 1997 PAZAR

Nuriye Akman (2.Bölüm)


'Aşkımız şiddetliydi'

Seval Türkeş, eşi Alparslan Türkeş için "Benim eşim, Başbuğum, liderim, babam, her şeyim olan bir insandı. Bu tamamıyla Allah'ın bana verdiği bir misyondu" diyor. Aralarındaki aşkı ise şöyle anlatıyor: "Beni ilk gördüğünde yüzümde bir nur görmüş. Bu nur, daha sona karşılıklı bütünleşen bir aşk ve o kutsal bir beraberliğin başlangıcıdır. Bizim aramızda etrafımızdan fark edilecek kadar, şiddetli bir aşk vardı."

- İnandığınız davanın lideriyle evlenmeyi hayatınızın en büyük vurgunu olarak görüyor musunuz?

- Vurgun olarak değil de... Ben bunu bana Allah'ın verdiği bir misyon olarak idrak ettim. Bazı şeyler vardır ki yaşarsınız anlatamazsınız o anlamda bir evlilik benimki.

- Tanıştığınızda siz 20, Başbuğ 56 yaşındaydı. 3 yıl sonra evlendiniz. Gelin 23 damat 59 oldu. Aileniz nasıl karşıladı?

- Tabii babam olmadığı için ağabeyime söylendi. Tabii biraz zor karşılandı. Ağabeyim olgun, Türkeş Bey'in değerini bilen bir insandı. Tabii anneme söylediğim zaman epey bir...

- Direnç mi gösterdi?

- Beklenmedik bir şeydi bu tabii. Yani hiç düşünmediğimiz bir evlilik şekli karşımıza geldiği için kolay olmadı bu.

- Ailenizi nasıl ikna ettiniz?

- Ben müdahele etmedim ama Türkeş Bey'in ısrarı devam etti. Annem de bu bir devlet adamıdır, demek ki bu kızının kaderinde bu vardır diye düşündü.

- Kaçıncı ayın sonunda annenizi pes ettirdiniz.

- Türkeş Bey'in bana talip olması ve onlara da bunu duyurması şeklinde olduğu için ben orada bir şey söylemedim.

- Türkeş Bey teklifi önce size yapmadı mı?

- Orası çok özel.

- Babanız öleli 10 yıl olmuştu. Eşinizde bir baba sıcaklığı mı yakaladınız?

'Biz çok edepliydik'

- Benim eşim, Başbuğum, liderim, babam, her şeyim olan olağanüstü yaradılışla bir insandı. Bu tamamiyle Allah'ın bana verdiği bir misyondu.

- O zamandan bunu idrak edebildiniz mi?

- İlk anda edemedim. Yaşadıktan sonra fark ettim.

- Türkeş bir davanın lideri olmasaydı onu yine de sever miydiniz?

- Tabii severdim. Çünkü yapısı, yüksek karakteri, yüksek ahlakı vardı.

- Bu vasıfları taşıyan başka biri olsaydı, yaş farkını düşünmez miydiniz?

- Bilemiyorum. Tabii ki yaş farkı ilk anda beni çok şaşırttı ve düşündürdü ama bir kaderdi bu.

- Rahmetli, sizin bir yakınınıza teklifin sizden geldiğini söylemiş.

- Öyle şaka yapardı.

- Yani o mu sizi tavladı siz mi onu?

- Benim evliliğimde tavlama diye bir şey yok. Biz çok edepliydik.

- Tavlamak edepsiz bir şey mi? Türkeş Bey sizi görmüş beğenmiş, fıstık gibi, sarışın, ağzı burnu hokka bir kız. Nasıl elde etti sizi?

- İlahi bir buluşmadır.

- Size nasıl evlenme teklif etti?

- O çok özel. Fakat kesinlikle çok zarif, çok ince, çok yumuşak bir yapısı vardı..

- Belki de evlenme teklifi yapmadı.

- Ona da cevabım yok.

- Bir lider, bir kadına aşkını nasıl söyler, merak ediyorum

- Söylemek yalnız tek kelimeyle söylemek değildir. Haliyle de söyleyebilir.

- Başbuğ'u ilk ne zaman yalnız lider değil aynı zamanda bir erkek gibi görmeye başladınız?

'Aramızda mutluluk vardı'

- Bunlar çok özel şeyler. Cevap vermiyorum.

- Başbuğ'un uzun yaşamasını size bağlayanlar, ona çocuğunuz gibi baktığınızı, ilaçlarını yemeklerini özel olarak hazırladığınızı, banyosunu yaptırdığınızı, akşamları ayaklarını yıkadığınızı anlatıyorlar.

- Kim bunlar. Belki hayal kuruyorlar.

- Peki özenli bakılmak Başbuğ'a verilmiş bir armağan mıydı acaba?

- Tabii, her şeyin en iyisine layıktı. Etraftakiler öyle algılamıştır ama ben bunu bir olağanüstülük olarak değil doğal halim olarak, vazifem olarak yaptım.

- Yine de kendini size bırakmış ilacından banyosuna kadar.

- Tabii bizim aramızda çok güzel bir ahenk ve mutluluk vardı.

- Aşk var mıydı?

- Evet çok şiddetli bir aşk vardı.

- Tutkulu bir aşk mıydı?

- Tutkulu aşk ne demek?

- Tutkuyu bilmiyor musunuz? Yani duygu akışı inişli çıkışlı mıydı?

- Onun bana çok şiddetli bir aşkı vardı bu etraftan da fark edebilecek kadar.

- Renklerle anlatabilir misiniz aşkınızı. Pembe mi kırmızı bir aşk mıydı bu?

- Ben pembeyi membeyi bilmiyorum.

- Başbuğ size ilk görüşte mi vurulmuş?

- Evet. Onun kendi ifadesine göre yüzümde bir nur görmüş. Tabii ki sonra karşılıklı bütünleşen bir aşk ve o kutsal bir beraberliğin başlangıcıdır.

- O bir kurttu. O nuru elde etmek için nasıl stratejiler geliştirmiş?

- Ama o nur, o beraberliği başlatan Allah'ın bir sebebidir. Tabii ben onun duygularını davranışlarıyla algılıyordum. Fakat bizim bu aşk, gittikçe artarak devam etmiştir.

- Başbuğ, o nuru nasıl elde etti?

- O nuru elde edebilme diye bir şey yok. Vakti saati gelmişti demek. Yüzümde bir nur gördü ve işte bu iş evlilikle devam etti.

- Romantizm ihtiyacınızı Başbuğ'un hangi yönlerinde yakaladınız?

- Benim çok romantik bir yapım yoktu. Karakter ve güvenirlik önemliydi.

- Her kadın tatlı bir söz, bir demet çiçek ister.

- Ha romantiklik dediğiniz onlar mı? Başbuğ belli zamanlarda hediyeler alırdı.

- Mücevherat gibi mi?

- Valla elbiselerimi seçerdi. Çok zevkli bir insandı.

'Menekşeleri severdi'

- Çiçek gönderir miydi evlenmeden evvel.

- Evet. Daha ziyade menekşeyi severdi.

- İçine romantik bir yazı yazar mıydı?

- Yüksek duygulu güzel sözler her zaman söyler, yazardı. Çok ince ruhlu çok yüksek vasıflı bir insandı.

- Tanışmanızla evlenmeniz arasında 3 yıl var. O dönemde flört ettiniz mi?

- Flört denilirse tabii bana bağlandığı öyle bir dönem mutlaka oldu. Ama tamamiyle beraberlik şeklinde bir flört olmadı.

- Birlikte sinemaya gittiniz mi?

- Hayır. O kendi seviyesine uygun bir bağlamda bulunurdu. Bana talip olduğunu hareketleriyle belli etti. Evlilik teklifinde ailemi devreye soktu ama tabii bizim düşünme devrimiz bir yıla yakın sürdü. Tabii yaşdaşlarımın evlendiği gibi olmadı. Böyle sorumluluk gibi de gelen bir evlilik ama bu evliliği hafifleten en güzel şey ilahi aşktı. Allah'ın bana verdiği bir mesuliyetti.

- El ele tutuşup yürümediniz mi?

- Yok.

- İçinizde ukte kalmadı mı?

'Millete mal olmuştu'

- Yok.

- Yani ilk kez nikahta mı el ele tutuştunuz?

- Tabii tutmuşuzdur falan ama...

- Yani evlenmeden evvel birlikte bir yerlere gitmeniz mi?

- Yok yani öyle bir konumda olmadığı için.

- Dışarılara çıkamadıysanız evlere mi kapandınız?

- Cevap vermiyorum.

- Evliliğinizin partinin onayına sunulmasını nasıl karşıladınız?

- Türkeş millete mal olmuş bir insandı. Bu onun yapısı, arkadaşlarına verdiği kıymetle alâkalı bir şey. Bu, "ben evleniyorum haberiniz olsun" demek. Onun kendi zarafetidir. Bir onay değildir.

- Partide bu evliliği onaylamayanlar da oldu. Merhum onlara karşı nasıl bir strateji geliştirdi?

- Türkeş Bey millete mal olmuş ama herkesin sevmesi şart değil. Sevmeyenler de oldu. Bu evliliği onaylamayanların olduğunu bana söylemedi. Sonradan bazılarının yaş farkı var diye bahane etmiş olduklarını duydum. Dinimizde ve kanunlarımızda yaş farkı sınırlaması yoktur.

- Eşinize "Türkeş" hitabının dışında nasıl seslenirdiniz?

- Özeldir.

- O size ne derdi?

- Sevalciğim, Seval Hanım, Hanımefendi derdi.

- Minik kuşum der miydi?

- O tür şeyleri yoktu. Yani öyle seviyeli hitapları vardı.

- Çok genç yaşta Türkeş Ailesi'ne gelin girince eşinizin çocukları tarafından bir dirençle karşılaştınız mı?

- Hayır. Çok seviyeli kültürlü çocuklar. Babalarının kararına saygı duydular. Fevkalade terbiyeli yetişmiş çocuklar. Bana hiç zorluk çıkarmadılar.

- Kendinizden büyük kızlara annelik yapmak zor olmadı mı?

- Onlara annelik yapmak durumunda kalmadım. Onlar beni sevgiyle kucakladılar.

- Peki sonradan mı koptu ilişkileriniz?

'Çocuklar yardımcı oldular'

- İlişkilerimiz kopmadı. Belli düzeyde devam ediyor.

- O belli düzeyin, sağlıklı bir düzey olduğunu, eşinizin çocuklarıyla ilişkinizin fevkalade olduğunu söyleyebilir misiniz?

- Bunlara cevap yok.

- Sizden beklenenleri yerine getirebildiniz mi?

- Elimden geldiği kadar yerine getirdiğimi zannediyorum.

- Memnun edebildiniz mi?

- Bilmiyorum. O benimle alâkalı değil.

- Onlar size karşı sorumluluklarını yerine getirdiler mi?

- Büyük ölçüde getirdiler. İlk evlendiğimde bana çok yardımcı oldular. Böyle bir bütünlük vardı. Hafta sonları baba yeri olduğu için bizde toplanırlardı. Birlikte yemek yerdik.

- Uzun yıllardır birlikte yemediğinizi biliyorum. Ne oldu da koptunuz?

- Onu geçiyoruz.

- Babalarının ölümünden sonra başsağlığı için bu eve geldiler mi?

- Tuğrul kaç defa geldi.

- Ya kızlar?

- Kızlar da tabii babalarını kaybetmenin acısını yaşadılar. Kendi üzerine düşen vazifeleri yaptılar ve sorumluluğunu taşıdılar.

- Baba evine gelip başsağlığı dilemek o sorumluluğun bir parçası değil miydi?

- Ona da cevap vermeye gerek yok.

- Camianız içinde üvey çocuklarınızın sizin Başbuğ'a zulmettiğinize inandıklarına dair iddialar var.

- Herkesin kendi görüşüdür ona da cevap veremem.

- Sizin gibi inatçı bir insan nasıl olur da onları tekrar kazanmak için mücadele etmez?

- Ben her zaman doğru yaptığıma inanıyorum. Hiç kimseye zarar vermeyi, özellikle Türkeş Bey'e ve ailesine zarar vermeyi ve sıkıntı çıkarmayı düşünmedim ve yapmadım.

- Peki bu tepkileri üvey anne psikolojisi çerçevesinde mi değerlendirmeli?

'Memur hayatı yaşadık'

- Bende öyle bir psikoloji yok. Hiçbir zaman üvey anneliği düşünmedim de yapmadım da. Ama başkaları hakkında bir şey söyleme yetkisine sahip değilim.

- Ölümünden sonra Başbuğ'un cebinden çıkan evinizin anahtarını ve giysilerini bile size vermemişler, Başbuğ'un partideki özel kasasını açtırmamışlar. Ne oldu bu kadar aranızda?

- Ona da cevap vermiyorum.

- Başbuğ ile Tuğrul Bey'in ilişkileri nasıldı?

- Gördüğüm kadarıyla iyiydi. Onların ilişkisine hiç karışmam.

- Merhum Türkeş neden Tuğrul Bey'in nikahına gitmedi?

- Cevaplamayayım.

- Onu gitmesi için ikna etmeye çalıştınız mı?

- Karışmadım. Bu onun oğluyla arasında bir mesele. Ben her zaman aralarının iyi olmasını isteyen birisiyim.

- 12 Eylül döneminde eşiniz içerdeyken maddi sıkıntı çektiniz mi?

- Tabii çektik yani bulunduğumuz mevkiye göre... Aç kalmadık ama normal bir memur hayatı yaşadık. Zaten çok fazla lüks bir hayatımız hiçir zaman olmadı ama o dönem daha bir sıkıntılı geçti.

- Şu anki genel başkan adayları içinde o dönemde size yardımcı olan var mıydı?

- Vardı?

- Kimler?

- Sayın Tuğrul Türkeş o zaman bize çok yardımcı oldu. Bir nevi babanın vekili olarak sahip çıktı her türlü şeyimize koştu.

- Öbür adaylar?

- Öbür adayların o şekilde bir koşmaları olmadı. Biz babasının emanetleri olduğumuz için doğal olarak Tuğrul Türkeş koştu. Öbürleriyle öyle bir şeyim olmadı.

Yarın: Türk ırkı asil bir ırktır


© COPYRIGHT 1997 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Bu sayfa YÖRE Elektronik Yayımcılık tarafından hazırlanmıştır. Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr
YÖRE Elektronik Yayimcilik A.S.