kapat

12 NISAN 1997 CUMARTESI

Fırtınalı 80 yılın öyküsü

12 Eylül Adaleti

HULóSİ TURGUT yazdı

İhtilalin faturasını en ağır biçimde MHP lideri Türkeş ödedi. MSP lideri Erbakan ise bu olağanüstü dönemi bir aylık tutuklulukla geçiştirdi.

DEMİREL

1 ay Hamzakoy'da tutuklu

4 ay Zincirbozan'da tutuklu

ERBAKAN

28 gün Uzunada'da tutuklu

2 gün Ankara'da tutuklu

ECEVİT

1 ay Hamzakoy'da tutuklu

3 ay Ankara'da tutuklu

TÜRKEŞ

25 gün Uzunada'da tutuklu

4 yıl, 7 ay, 25 gün Ankara'da tutuklu

12 Eylül 1980 ihtilalinde en ağır faturayı Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş ödedi. Onu, Adalet Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel ile Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Bülent Ecevit izledi. Tutukluluğu bir ay'la geçiştiren ise, Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan'dı.

Başbakan ve AP Lideri Demirel ile CHP Lideri Ecevit, ihtilal sabahı askeri bir uçakla Ankara'dan İstanbul'a getirildiler. Daha sonra helikoptere bindirilip, Çanakkale'ye gönderildiler. Hava yağmurluydu. İki lideri eşleriyle birlikte taşıyan askeri helikopterin tavanı akıyordu. Demirel ve Ecevit ailesi, bir ay süre ile Hamzakoy'daki askeri tesiste tutuklu kaldılar. Bu, mahkeme kararı olmayan bir tutukluluk haliydi. İhtilali yapan komutanlar öyle istemişti. Erbakan da Ankara'da gözaltına alınıp, İzmir Uzunada'daki askeri tesislere kapatılmıştı. Türkeş ise, harekattan üç gün sonra teslim olup, Erbakan'ın yanına gönderilecekti.

10 Ekim 1980 günü tekrar Ankara'ya getirilen Türkeş ve Erbakan, Mamak'taki Sıkıyönetim Askeri Savcılarının önüne çıkarıldılar. Türkeş'in sorgulanmasında, 22 savcı görev aldı. Yaklaşık 12 saat durmaksızın ifadesine başvuruldu. Ardından tutuklanıp, Ordu Dil Okulu'na gönderildi. Alparslan Türkeş, sonrasını şöyle anlatacaktı:

"Ordu Dil Okulu, tutukevi haline getirilmişti. Geceyarısı beni oraya götürdüler. Yattım. Baktım Erbakan da aynı odada yatıyordu. Kendisini uyandırmadım. Sabah kalktığımızda selamlaştık. Benim 4 yıl, 7 ay, 25 gün sürecek tutukluluğum başlıyordu. Erbakan hakkında takipsizlik kararı vermişler. Onu hemen tahliye ettiler. Giderken tabak, bardak gibi bazı yemek takımlarını bana bıraktı. Bu arada beni teselli etti."

Tutukluluk günleri

"İlk eşimden dünyaya gelen çocuklarım yetişkindi. Hayatlarını kazanmışlardı. Ama ikinci izdivacımdan doğan çocuklarım çok küçüktü. Hapise girdiğimde Ayyüce 2.5, Ahmet 1.5 yaşındaydı. Eşim Seval Hanım ise büyük bir moral bozukluğu içindeydi. Ailemin hayatiyetini devam ettirebilmesi için bazı gayrimenkullerimizi sattık. Kimseye muhtaç duruma düşmek istemiyorduk.

Ordu Dil Okulu'nda milliyetçiler ve marksistler aynı çatı altındaydı. Profesör Sadun Aren Bey oradaydı. Bir efendi adamdı. Ama, hızlı bir marksist. Halk Partisi milletvekilleri Ertuğrul Günay, Temel Ateş, Nedim Tarhan da vardı. Aydınlık Gazetesi yazarlarından Oral Çalışlar da bizlerle beraberdi. Aynı yemekhanede karnımızı doyuruyor, aynı tv'yi seyrediyor, aynı lavaboda yıkanıyorduk.

Bazı tutuklular, bizim arkadaşları korkutuyorlarmış. Türkeş'in yanında görünürseniz sizi asarlar, diyorlarmış. Benim, nasıl olsa asılacağımı ifade ediyorlarmış. Hatta bunlardan bir kısmı, yine bizim arkadaşlara kurtulmanız için size solcu avukatlar tavsiye edelim, diyorlarmış. Bütün bunları duydum. Arkadaşlarımı topladım ve kendilerini uyardım."

"Sıkıldıkça yıkanırdım"

"Necati Gültekin Paşa, kendi odasının penceresine gelen kuşlarla, güvercinlerle dost olmuştu. Onlara yiyecek koyar, onlar da alışmışlar, insanlardan korkmaz ve kaçmazdı. Bunlar bizim meşgalemiz oluyordu. Bu arada benim tabii, soğuk su ile yıkanma alışkanlığım olduğundan, sıkıntı bastıkça günde üç defa soğuk suyun altına girerdim. Kışın ortasında, her taraf donarken, ben buz gibi suyla yıkanırım.

Orada da yıkandım. Halbuki orada, haftada bir gün, sadece çarşamba günü tutuklular için hamam günüydü. Ben ise, öfkemi yıkanma ile alıyordum. Bu arada, marksistler benim sık sık suyun altına girdiğimi görünce şaşırmışlar, sıcak su mu var? diye soruyorlardı. Dışarıda kar yağarken, soğuk suyla yıkandığımı görünce de, hayretler içerisinde kalıyorlardı."

Yarın: Kürt Sorunu


Kaçırılma haberi veren gazeteciler tutuklanmıştı

Ankara Garnizonu'ndaki bazı subayların Türkeş'i, Mevki Hastanesi'nden kaçırma teşebbüsü ile ilgili haber, UBA Ajansı tarafından yayınlanıyor, bu arada Yazı İşleri Müdürü Cengiz Yıldırım ile Ankara Temsilcisi Müşerref Seçkin gözaltına alınıyordu. Daha sonra, Genel Yayın Yönetmeni Baki Özilhan'ın teslim olması istenecekti. Askeri Savcı, UBA yöneticilerinden haberin kaynağını soruyordu. Seçkin bir hafta, Yıldırım ise 15 gün tutuklu kaldılar. Baki Özilhan ise teslim olduktan sonra, 30 gün süre ile Mamak Askeri Cezaevi'nde gözaltında tutuldu. Haklarında, "Yalan haber yazarak, milleti galeyana getirmek" suçundan dava açılmıştı. Gazeteciler, yargılanıp beraat etti.


Türkeş: 'Uzun bir süre, ustura ile traş olmuştum

Alparslan Türkeş, güne çok erken başlar, elektrikli makina ile traş olur, kuvvetli bir kahvaltı yapar, gazetelerini okuduktan sonra yola koyulurdu. Geceleri ise saat 24.00, hatta 01.00'e kadar okur, daha sonra istirahate çekilirdi.

Alparslan Türkeş, uzun süre ısmarlama ayakkabı giymiş. Yani, özel yapım. Sakal traşını her sabah kendisi olurmuş. Güne çok erken başlarmış. Gazeteleri ise ayrıntılı bir biçimde gece evinde istirahat ederken okurmuş. Tüm bunları, anılarını dinlerken kendisine sormuştuk. İşte, bu konudaki diyaloğumuz:

- Peki efendim, ayakkabılarınızı nereden alırsınız? Belli bir yeri var mıdır?

- Belli bir yeri yok. Zaten bilhassa siyasete girdikten sonra, beni seven arkadaşlarım çok lutufkar davranmışlardır. Bir zamanlar İstanbul'da Salih Sudançıkmaz isminde Karadenizli kundaracı bir arkadaşımız vardı, Allah rahmet eylesin, vefat etti. O, ben hiç talepte bulunmadan senede birkaç defa ziyaretime gelir, birkaç çift ayakkabı getirirdi. "Bunları sizin için hazırladım, sizin için yaptım Genel Başkanım." derdi.

- El işi mi efendim?

- El işi. O getirirdi, Salih Sudançıkmaz. Uzun zaman o gördü. Ben hiçbir zaman ayakkabı ihtiyacı duymadım. Sonra başka yerlerden arkadaşlar getirdiler. Togo'dan, Hayko'dan giyindim.

- Efendim, saate bağlı yoğun bir programınız yoksa, sabah kaçta kalkar sınız?

- Erkenciyim. Sabahleyin 5'te, 6'da kalkarım.

- Sabah sakal traşınızı kendiniz oluyorsunuz değil mi efendim?

- Evet kendim olurum.

- Jilet mi kullanıyorsunuz, makina mı?

- Muhtelif tarihlerde çeşitli yöntemler kullandım. İlk zamanlar, gençlik yıllarımda ustra kullanıyordum, ustra ile kendi kendimi traş ediyordum. Ona alışıyor insan. Sonra, elektrikli traş makinası kullanmaya başladım. Şimdi elektrikli traş makinası kullanıyorum.

- Sabah kahvaltınızı kuvvetli mi yaparsınız?

- Sabah kahvaltımı çok kuvvetli yaparım.

- Gazeteleri evde mi okuyorsunuz?

- Bazen evde, bazen partide okurum.

- Hemen hergün bir fikri, bedeni mücadelenin içindesiniz?

- Tabii.

- Yani, üstüste birkaç gün evde istirahat etme durumlarınız olmuyor mu?

- Yok, olmuyor. Yalnız akşamları okurum, çok okurum. Yani, saat 1'e, 2'ye kadar okurum. Gelen çeşitli yazıları okurum, dergileri okurum, kitap okurum.

- Televizyon seyretme merakınız var mı?

- Televizyon da seyrederim. Ama çok seyretmem zaman zaman.


Komite'de kılıçlar bileniyor

Alparslan Türkeş'in hayatında, onun tüm geleceğini etkileyen iki olaydan biri 1944 "Turancılık Dâvası", diğeri de "27 Mayıs 1960 İhtilali"dir, demiştik. Ancak, bu ikisi dahil, 80 yıllık ömründeki hiçbir olayda, 13 Kasım darbesinde olduğu gibi içi içini yememiş, kahretmemiştir. Çünkü, 13 Kasım darbesi ile ihtilal, evlatlarını yemiştir. Tabii bu arada, ihtilalin kudretli albayı Alparslan Türkeş ve arkadaşları tasfiye edilince ülke yönetimi, karşıt görüşte olan kadroların eline geçmiştir.

27 Mayıs 1960 ihtilaliyle yıldızı parlayan Türkeş, doğal olarak husumet çekmeye başlamıştır. Bu arada, Orgeneral Gürsel'e yazılan ihbar mektuplarında O'nun Turancılık Davası'ndan yargılandığı, ırkçı ve diktatör ruhlu olduğu ileri sürülmüş, Devlet Başkanı'na "Senin yerinde gözü var" denilmiştir. Bu ihbarlar, Gürsel'i kuşkulandırmış, "Türkeş Nâsır, ben General Necip mi olacağım?" diyerek, bir süre önce Mısır'da meydana gelen darbeyi hatırlamaya başlamıştır. Türkeş, bütün bunların farkındaydı. Kendisine çevrilen projektörlerin yönünü biraz olsun değiştirmek için 22 Eylül 1960 günü Başbakanlık Müsteşarlığı'ndan istifa etti. Böylece, boy hedefi olmaktan kurtalacağını sanmaktaydı. Ama kendisine muhalif olan ihtilalci arkadaşları, daha derinden çalışıyorlardı. Bu grubun lideri konumundaki General Cemal Madanoğlu, Komite'deki bir tartışma sırasında açık açık şunları söylemekteydi: "Yahu arkadaşlar, biz orduevlerinde ne gördük, ne biliriz. Bırakalım, bu memleketi İsmet Paşa idare etsin."

Bebek'te alınan karar

İhtilal ve ihtilalcilik tarihini çok iyi bilen Türkeş, muhaliflerinden önce davranmaya karar verdi. Milli Birlik Komitesi'nde, bir tasfiyeye girişecek ve direksiyonu tamamen eline alacaktı. Kendisini destekleyen silah arkadaşlarından Orhan Erkanlı, Orhan Kabibay, Numan Esin ve İrfan Solmazer'le 1960 Kasım başlarında İstanbul'a geldiler. Görünüşte, İstanbul Üniversitesi'nin açılış törenlerine katılacaklardı. Asıl amaçları ise, gözden uzak bir yerde operasyon plânlamaktı.

Böyle bir operasyonun riski üzerinde duran Türkeş'in arkadaşları, konunun Devlet Başkanı Cemal Gürsel'e anlatılmasını ve onun da desteğinin alınmasını önerdiler. Türkeş, buna kesinlikle karşı çıktı. Çünkü, o günün şartlarında kime güvenilip, kime güvenilmeyeceğini gayet iyi bilmekteydi. Görüşü benimsendi, operasyonun ana hatları belirlendi. Hafta sonu düğmeye basma konusunda fikir birliği sağlandı. Bütün bunlar İstanbul'un Bebek semtinde, boğaz kıyısında duran bir otomobilin içinde görüşüldü. Kader arkadaşları, her konuda anlaşmışlardı. Ertesi gün saat 12.00'de Yeşilköy Askeri Havaalanı'nda buluşmak üzere, şehrin dörtbir yanına dağıldılar.

Türkeş, ertesi gün kararlaştırılan saatte havaalanı'ndaydı. Bir askeri uçak, ülke yöneticilerini başkente götürmek üzere hazır bekliyordu. Ama, arkadaşları yoktu. İstanbul Emniyet Müdürü, Komite üyelerini uğurlamaya gelmişti. Dakikalar ilerledikçe, Türkeş'in endişesi arttı. Hemen yanıbaşındaki Emniyet Müdürü'ne "Bizim arkadaşlardan haberin var mı, acaba niçin geç kaldılar? Başlarına bir iş gelmesin?" şeklinde bir soru yöneltti. Türkeş'in aldığı cevap, kendisini şaşkına çevirdi. Arkadaşları, Florya'da Cumhurbaşkanlığının Deniz Köşkü'ne gidip, Devlet Başkanı Cemal Gürsel'in huzuruna çıkmışlardı. Yani, artık oyunu kaybetmişti. Darbe planlarını Gürsel'e anlatıyorlardı.


© COPYRIGHT 1997 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Bu sayfa YÖRE Elektronik Yayımcılık tarafından hazırlanmıştır. Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr
YÖRE Elektronik Yayimcilik A.S.