kapat

11 NISAN 1997 CUMA
Mehmet Barlas
Türkiye'nin ufkunu kimler karartıyor?

Beni, bazılarının Tansu Çiller'e, bazılarının da Necmettin Erbakan'a karşı seslendirdikleri, "takıntılı nefret" fazla ilgilendirmiyor.

Bunu, her dönemde ve her kuşakta gördük.

Bir dönem, siyasi hayatımız "Abdülhamid Han"a kızarak geçti. Cumhuriyetin "Tek Parti"li yıllarında, kimin kimden nefret ettiği pek belli değildi. Ağzını açan, şöyle ya da böyle susturulurdu. Sonra demokrasi yılları geldi ve kimi İnönü'den, kimi Bayar'dan, kimi Menderes'ten nefret etti.

Yakın dönemde de, politikacılar, ne yapacaklarını değil, kime karşı olduklarını anlatarak, demokrasinin içine ettiler. Demirel, Ecevit, Türkeş ve benzeri isimlere kızılarak, politika yapıldı.

Şimdi de, "umumi nefret"i Çiller ve Erbakan toplamakta.

Aslında biliyoruz işin özünü.

Birileri "devlet"e yakın olmak istiyor. Çünkü "devlet", servet kapısı. İktidara yakın olmak, en kısa yoldan servet sahibi olmak demek.

Bir yandan Abdülhamid'e muhalefet edip, bir yandan da Abdülhamid'in maaşa bağladığı Jön Türkler'i hatırlayın.

Kim başbakan olursa, onunla akşam yemeğini beraber yemenin cakasını satan sermaye sahiplerinin, askeri dönemlerde, generallerle yakınlaşma çabalarına bakın.

Yani, bu düzen böyle kurulmuş.

Beni ürküten, bu gerçeğin yanına, bir de "resmi ideoloji"nin eklenmesine dönük çabalar.

Mesela şimdi hep duyuyoruz.

- Laik cumhuriyet tehlikede. Şeriat geliyor!

Bakıyorsunuz ülkenin cumhurbaşkanına.

Siyasi hayatında, tarikatları, cemaatleri hep hesaba alıp, aday listelerini oluşturmuş. Bir siyasi cenazeye gittiği zaman, iki yanına iki cemaat reisini almayı hiç ihmal etmiyor.

Tutarsızlık

Sonra da, askeri okullara veya senfoni konserlerine gidip, "çağdaş uygarlık" ve "laik cumhuriyet" temalı, konuşmalar yapıyor.

Biliyoruz ki, şimdiki Demirel'de de, "Çiller takıntısı" var. Yakın çevresinden, hep aynı öyküler geliyor.

Ama ön plana çıkartılan bu değil.

"Laik cumhuriyet" ve "çağdaş uygarlık" çizgisi üzerinde yapılıyor politika.

Geçen yıllarda Endonezya'dayken, aklıma takılmıştı. Sanki Türkiye'nin, Uzak Doğu'ya taşınmışı ile içiçeydim.

Görmüştüm ki, "devlet"i arpalık olarak gören toplumlarda, insanlar açık açık siyasi ve kişisel görüşlerini anlatmak yerine, bir takım yerel "izm"lerle duygularını seslendiriyor.

Nasıl bizim "6 ok" ile ifade edilen "Kemalizm"mimiz varsa, Endonezya'nın da, partiler-üstü olması amaçlanan "Pancasila" diye, 5 ilkeli bir resmi ideolojisi var.

"Pancasila"nın 5 ilkesi şöyle:

1- Allaha inanmak 2- İnsanların eşitliği 3- Ulusal Birlik 4- Uyumlu demokrasi 5-Sosyal adalet.

Japonya'dan sonra bütün Uzak Doğu serbest pazar ekonomisine geçmeye başlayınca, Endonezyalı "cumhuriyet muhafızları" da, "Pancasila tehlikede" diye bağırmaya başlamışlar.

Özelleştirmeler başlamış, yabancı sermaye girişi yoğunlaşmış. "Pancasila" ideologları, "Köşe dönmecilik geldi. Ordu uyuyor mu" diye feryad etmişler.

"Tüketim toplumu", "rekabet", "bireycilik" ve "laiklik" gibi kavramlar, bunları iyice ürkütmüş.

Endonezya basınında ve üniversitelerinde globalleşmenin, laikleşmenin, çok sesliliğin ve rekabetin, "Pancasila"yı tehdit etmediğini anlatma çabası vardı ben bu ülkedeyken.

Örneğin, devletin, dini inançlar ve kültürel farklılıklar karşısında tarafsız davranmasının, "Pancasila"ya bir zarar vermeyeceği anlatılıyordu okuduğum yazılarda.

Nasıl bizde de, mesela "özelleştirme" ile "Kemalist devletçilik" arasındaki çelişkiler, adeta hadisler yorumlanır gibi, Atatürk'ün özel sektörcü konuşmaları da hatırlatılarak azaltılmaya çalışılıyorsa.

Nasıl, "demokrasi" ile "tek parti laikliği" arasındaki çelişkilerin içinden bir türlü çıkamıyorsak.

Hep aynı şarkı

Aynı şeyleri Endonezya da yaşıyor. Irak da, "Baasçılık" ile, dünya gerçeklerini bağdaştırmaya çalışmıyor mu?

Yani bu konuda, orijinal değiliz.

Ve "Kemalizm"i bekleyen tehlike, "Pancasila"ı bekleyen tehlikeden farklı değil.

Bir takım "eski"lerin, devlete olan yakınlıklarını elden kaçırmamak ve halkı devre dışı tutmak için, "Kemalizm"i, "laiklik"i, "cumhuriyet"i ve benzer olguları tehlikede göstermeye çalışmaları, sonunda "Kemalizm"i, Atatürk'ün saygın kişiliğini tehdit eder hale getirir.

Demokrasiyi rafa kaldırmak, bürokrasiyi ve köhnemiş bir oligarşiyi güç sahibi kılmak için, bazen "laiklik tehlikede", bazen "bütünlük tehlikede" gibi gerekçeler üretenler, Türkiye'yi, bütün kurumları ile, çağdaş dünyanın dışına sürükleyebilirler.

Dünyada yükselen değerler, demokrasidir, sivil ve çok sesli modeldir, rekabettir, özgürlüktür.

Bugün, sevmedikleri bir iktidarı devirmek için darbe kışkırtıcılığı yapanlar yüzünden, bu ülkenin ufkunda bir karabasan var.

Bu ortamı yaratanlara, bu ayıp, yeter ve artar.

Bunlar, sokağa çıkıp, halkın arasına bir girsinler. Toplumda nasıl bir azınlık olduklarını görürler.


Özal'dan sonra gelenler...

Önümüzdeki hafta, 17 Nisan günü, Turgut Özal'ın ölümünün 4'üncü yıldönümü.

O gün, medya, Özal'ın ülkeye yaptığı hizmetleri, yine ele alacak. Bugün Türk ekonomisinin ve toplum yaşamının her alanında yer alan büyük değişikliğin mimarı, bir kez daha yoğun biçimde hatırlanacak.

Benim, "17 Nisan"a dönük bir önerim var.

Süleyman Demirel'i, Turgut Özal'ın karşısına, "demokrasinin simgesi" olarak, "kurtarıcı baba" kimliği ile çıkartanlar da, günahlarını itiraf etmeye hazırlansın.

Bunun için, yol da gösterebiliriz.

Bir kağıt alın. Bu kağıdın bir tarafına, Özal'ın yürekliliğini, sivilliğini, reformlarını, yenilikçiliğini, dünyaya açıklığını ve hoşgörüsünü yansıtan, bulabildiğiniz, hatırladığınız özelliklerini yazın.

Aynı kağıdın diğer tarafına da, aynı konularda, Demirel'de bulabildiğiniz, hatırladığınız özellikleri yazın.

Eğer Demirel'in hanesindeki özellikleri az bulursanız, bunun altına, Mesut Yılmaz'daki olması gereken özellikleri ekleyin.

Sonra bu kağıdı karşınıza alın.

"17 Nisan" gününe, böylece hazır olursunuz.

Evet. Sonra hep birlikte, aynı şarkıyı söylemeye başlayabilirsiniz.

"Allahım... Neydi günahım... Ben nerede yanlış yaptım?"


Anlayana sivrisinek saz...

Arkadaşımız Fatih Çekirge, Ankara'nın havasını "H.H.O" diye anlatmış. Yani "Her an, her şey, olabilir."

Türkiye'nin Ankara'ya cevabı da, şu olabilir.

- N.O.O.G.K.

Yani, "Ne olacaksa olsun, görüp kurtulalım."

Hafızası kuvvetli olanlar ise, şöyle diyor.

- G.O.H.K.O

Yani "Geçmişte de oldu, hep kötü oldu."


© COPYRIGHT 1997 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Bu sayfa YÖRE Elektronik Yayımcılık tarafından hazırlanmıştır. Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr
YÖRE Elektronik Yayimcilik A.S.