![]() |
| 08 NISAN 1997 SALI |
Türkeş'te Milliyetçilik duyguları taa Kıbrıs'ta iken kabarmaya başladı. Türkiye'ye gelip, Nihal Atsız'la tanışınca, bu duygular daha da gelişti. Askeri öğrencilik yıllarında, askerlik dışı bazı ilişkilere girdi. Bu gelişmeler zamanla başına işler açtı. 1944 "Turancılık Davası" Alparslan Türkeş'i ilk kez tarih sahnesine doğru itmiş, 27 Mayıs 1960 İhtilali ise onun tarih sahnesine kesin olarak çıkmasını sağlamıştı. Bunlar, geleceğini etkileyen, şekillendiren ve yönlendiren dönüm noktaları oldu.
HULóSİ TURGUT YAZDI
Kıbrıs'tan Anavatan'a göç ederek güçlükle Kuleli Askeri Lisesi'ne kaydolan Alparslan Türkeş'in, o yıllarda parlak ve başarılı bir Türk subayı olmaktan başka amacı yoktu. Ancak, Kıbrıs'tayken kabarmaya başlayan milliyetçilik duyguları, askeri öğrencilik ve askerlik dışı bazı ilişkilere girmesine neden olur. Kuleli Askeri Lisesi ikinci sınıf öğrencisiyken, ünlü Türkçü düşünür Nihal Atsız'la tanışması ve dost olması gibi... Kaderinde önemli rolü olacak, hatta bir aralık askerliğini bile tehlikeye düşürecek bir ilişki ve bir dostluktur bu... Türkeş'in öğrencilik yılları hiç de kolay geçmez. Yatılı olduğu için ailesinden uzaktır. Ailesi geçim sıkıntısı içindedir. Türkeş, okulda verilen ekmeklerin bir kısmını biriktirip, hafta sonlarında eve giderken götürmektedir. Ailesine yardım olsun diye düşünür. Okuldan verdikleri harçlığın bir kısmını da, Çapa'daki Selçuk Kız Sanat Okulu'nda okuyan kızkardeşi Dervişe'ye bırakır. Güçlükler onu asla yıldırmaz, şartlar ve imkansızlıklar ne olursa olsun, liseyi bitirecek ve Harp Okulu'na gidecektir. Daha o yıllarda ezberlediği ve sık sık mırıldandığı bir marş vardır: "Yaşa, varol Harbiye..." 1936 yılında bu düşü de gerçekleşir ve Kuleli Askeri Lisesi'nden mezun olduktan sonra, Bandırma'daki 127.Piyade Alayı'nda yaz eğitimini tamamlayarak Harp Okulu'na girer.
İhtilalci fikirler
12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin lideri emekli Orgeneral Kenan Evren'in, aynı müdahale sırasında Kara Kuvvetleri Komutanı olan emekli Orgeneral Nurettin Ersin'in ve 27 Mayıs İhtilali'nden sonra iki kez darbe girişiminde bulunduğu için idam edilen emekli Kurmay Albay Talat Aydemir'in aynı dönemde Kara Harp Okulu öğrencisi olmaları sadece bir rastlantı mıdır? Atatürk tarafından Başbakanlıktan azledilen İsmet Paşa'ya karşı başta Türkeş olmak üzere tüm Harp Okulu öğrencileri bir acıma duygusu içindedirler. O'nun ata binip, Harp Okulu çevresinde gezinmesini hayranlıkla izler ve pencerelerden çarşaf sallarlar. Atatürk'ün İsmet Paşa'nın yerine Celal Bayar'ı Başbakan yapmasına da kızmışlardır. "Nasıl olur?" derler, "Onbeş yıl Başbakanlık yapan bir şahsiyet görevden alınır mı?" Başbakan Bayar, 1937'yi 1938'e bağlayan yılbaşı gecesi, Harp Okulu'na ziyarete gelir, öğrencilere ikramlarda bulunur. Tatlılar, pastalar yenir. Ama öğrenciler ona da kızgındırlar. "İsmet Paşa'nın yerini doldurmaya çalışan bu adam, pasta ile bizi avutamaz" derler.
68 lira maaş
Türkeş'in ve arkadaşlarının kafasında ihtilalci fikirler belki de o günlerde yeşermeye başlamıştır. 1938 yılının 30 Ağustos'unda asteğmen rütbesiyle Harp Okulu'nu bitiren Türkeş'in, Kartal Maltepe'deki Piyade Okulu'nda aldığı 9 aylık piyade ve atış eğitiminden sonra, ilk görev yeri Isparta'dır. Birinci Dünya Savaşı'nın sonlarında Kıbrıs'ta dünyaya gelen Türkeş, İkinci Dünya Savaşı'nın başlarında Türk Ordusu'nun genç bir teğmeni olarak Isparta'daki 6.Tümen'de silah başı yapar. 68 lira maaş aldığı, ayda 4 lira ev kirası ödediği ve Muzaffer Hanım'la evlendiği o günler, yani Isparta'da geçirdiği bir yıl, Türkeş'in anılarında daima mutlu bir tablo olarak kalacaktır. İkinci Dünya Savaşı bütün şiddetiyle devam ederken, Kuzey Batı Anadolu'ya kaydırılan askerlerle birlikte Türkeş de Gelibolu'daki 58.Piyade Alayı 5.Bölük Komutanlığı'na atanır. İkinci Dünya Savaşı boyunca sırasıyla Bandırma, Edincik, Erdek ve Marmara Adası'nda verilen tüm görevleri üstün başarıyla yerine getirecektir. Artık üsteğmendir.
Ödün vermez bir milliyetçi
Ve kaderin O'nu, tarih sahnesine çağıracağı an, gün be gün yaklaşmaya başlar. O an, Erdek'te kapısını çalacaktır Türkeş'in... Ülkelerin tarihinde olduğu gibi insanların yaşamında da önemli kilometre taşları, kader anları ve dönüm noktaları vardır. Geleceği etkileyen, şekillendiren ve yönlendiren dönüm noktaları... 1944 yılındaki ünlü "Turancılık Davası", Alparslan Türkeş'i ilk kez tarih sahnesine doğru itecek, 27 Mayıs 1960 İhtilali ise O'nun tarih sahnesine kesin olarak çıkmasını sağlayacaktır.
"İhtilal otoriteyi yıkar, anarşi başlar. Bu anarşiyi durdurmak, yeniden düzeni ve otoriteyi kurmak çok güç bir mes'eledir ve memleket bundan zarar görür.
Alparslan Türkeş, askeri cuntaya ilk defa 1958 yılında, Elazığ'da kıta hizmeti yaparken girdi. 243'ncü Piyade Alayı, 1.Tabur Komutanı olarak görev yapıyordu. Amerika Birleşik Devletleri'nden henüz dönmüş bir kurmay binbaşıydı. Kendisi gibi kurmay binbaşı olan Talat Aydemir çengel atmıştı. Bağlı bulunduğu tümenin Topçu Alay Komutanı Faruk Ateşdağlı da bu birlikteliği istiyordu. Kurmay Albay Ateşdağlı, daha sonra tümende güvendiği subaylarla bir akşam yemeğinde buluşup, kendilerine cunta konusunu açıyor ve görev davet ediyordu. Kurmay Albay Ateşdağlı ile Kurmay Binbaşı Türkeş arasında geçen şu kısa konuşma, onların kader ağlarını örmeye yetecekti: ATEŞDAĞLI - "Türkeş, biz seni seviyoruz. Beraber olalım, diyoruz. Talat da, bunu sana söylemiş. Sen reddetmişsin." TÜRKEŞ - "Efendim, bu mes'elenin, Zat-ı alinizin bir emri olduğunu bilmiyordum. Konuyu, tam kavrayamamıştım. Emrediyorsanız, sizin olduğunuz yerde ben her zaman olurum..."
Türkeş, artık cuntada
Albay Ateşdağlı'nın emri, Binbaşı Türkeş'in cunta üyesi olmasına yetmişti. Bundan sonrasını kendisinden dinleyelim: "Elazığ'da yarbaylığa terfi edip, Ankara'ya tayin oldum. Önce Genelkurmay NATO Şubesi'nde görev aldım. Ardından da Kara Kuvvetleri NATO Şubesi Müdürü ve kurmay albay oldum. Örgüt, Ankara ve İstanbul'da gruplar oluşturmuş, çalışmalar yoğunlaşmıştı. Ben Ankara'ya gelince, bunlarla temasım oldu. Demokrat Parti'yi devirip, yerine İsmet Paşa'yı geçirmek istiyorlardı. Bizim, Demokrat Parti'ye kızıp, CHP taraftarlığı yapmamız doğru değil. Kendi kendime böyle düşünüyorum ve Ankara'daki arkadaşlarıma da söylüyorum. Yanlış bir düşünce tarzı ortaya koyuyorsunuz, diyorum. Mevcut iktidar da soğukkanlılığını kaybetmiş. Meclis Tahkikat Komisyonları kurulmuş, çok sert tartışmalar oluyor."
Türkeş, ihtilali eleştiriyor
Alparslan Türkeş, iki yıl çalışmamız sırasında zaman zaman özel sohbetlere de giriyor, bu arada ihtilalleri açık yüreklilikle eleştiriyordu. İşte böyle bir sohbet anında şu sözleri çok dikkat çekiciydi: "Ben, 27 Mayıs tecrübesini geçirdikten sonra o kanaate vardım ki, ihtilal yoluyla bir memlekete hizmet etmek mümkün değildir. Ne kadar eksik, ne kadar aksayan tarafları olursa olsun, hukuk yoluyla bir memlekete, bir millete hizmet, en iyi yoldur. İhtilal otoriteyi yıkar, anarşi başlar. Bu anarşiyi durdurmak, yeniden düzeni ve otoriteyi kurmak çok güç bir mes'eledir ve memleket bundan zarar görür. Bunun ben içinde bulundum, fiilen yaşadım. Memleketin aydınlarına, vatansever insanlarına tavsiyem şudur: 'En kötü hukuk nizamı, en iyi ihtilalden daha iyidir.'"
Aydemir'le, yolları ayrılıyor
Türkeş'le Aydemir'in yolları 27 Mayıs 1960 İhtilali'nden sonra tamamen ayrıldı. Zaten Aydemir, ihtilal sırasında Kore Birliği'nde olduğu için harekata katılamadı. Ülkeye döndükten sonra ise Kara Harp Okulu Komutanlığı'na getirildi. Aydemir, 21 Şubat 1961'de darbe teşebbüsünde bulundu. Bu sefer Albay Türkeş yurtdışında, Hindistan'da sürgündeydi. Talat Aydemir'in ikinci darbe teşebbüsü ise 21 Mayıs 1963'te başarısızlıkla sonuçlandı. Ancak, henüz yurda dönmüş olan Türkeş de bu işe bulaştırıldı. Sonunda, beraat etti. Türkeş, özel sohbetinde, bu olayı değerlendirirken yine ihtilalleri eleştiriyordu. İşte, bu konudaki yeni sözleri: "Merhum Talat Aydemir'le anlaşamazdık. Çünkü size, daha önce de söylediğim gibi, O metot olarak darbe, ihtilal yolunu benimsemişti. Ben, o yolu doğru bulmuyordum. Memleket için yararlı da görmüyordum. 27 Mayıs İhtilali'ni biz yaptık. Güçlü insanlarız, devlet yönetimi için kendimizi hazırlamış insanlarız. Ama buna rağmen ihtilal yönetimi, zor bir yönetimdir. Karışıklığa sebep olur. Biz, hepimiz Silahlı Kuvvetler'de yetişmiş, içimizde birçoğu kurmay subay olan insanlar. Ama daima anlaşmazlığa düştük. Birbirimizle uyum içinde bir çalışma düzeni gerçekleştiremedik. O bakımdan tekrar böyle bir ihtilal yoluna, darbe yoluna gitmekte yarar yoktur. Memleket için en hayırlısı, halktan oy alarak, halkın gönlüne ve desteğine dayanarak yönetime gelmektir. Yani meşru şekilde iktidar olmak ve o şekilde hizmet etmek daha yararlıdır. Onun için, en kötü demokratik yönetim, en iyi ihtilal yönetiminden daha iyidir, diyorum."
Alparslan Türkeş, Nihal Atsız'la Kuleli Askeri Lisesi'ndeöğrenci iken tanışmıştı.
Türkçülük ve Türk milliyetçiliği ideolojisinin son yıllardaki iki büyük ve öncü ismi Nihal Atsız'la Alparslan Türkeş, 1934 yılında tanıştılar. Türkeş, Kuleli Askeri Lisesi'nin ikinci sınıfında öğrenci, Atsız ise Edirne Lisesi'nde Edebiyat Öğretmeniydi. Türkeş'le aynı sınıfta okuyan Cemal adındaki arkadaşı, O'na, Edirne Lisesi'ndeki edebiyat öğretmenleri olan Nihal Atsız'dan sık sık söz ediyor, kendisinin ne büyük bir Türkçü ve Türk milliyetçisi olduğunu anlatıyordu. Türkeş, arkadaşının ısrarıyla Atsız'ın Maltepe'deki evine gitti. Atsız, iki askeri lise öğrencisini oldukça iyi karşıladı ve onlarla uzun uzun sohbet etti.
Sürekli mektuplaştı
Kuleli Askeri Lisesi'nden 1936 yılında mezun olan ve Ankara'daki Kara Harp Okulu'na giden Türkeş'le Atsız uzun bir süre görüşmediler, ama sürekli mektuplaştılar. 20 Mayıs 1944'te, Irkçılık ve Turancılık yoluyla hükümeti devirmeye çalışmak iddiasıyla tutuklananlar arasında Atsız ve Türkeş de vardı. Bir süre askeri cezaevinde hücrede kalan Türkeş, daha sonra Nihal Atsız'ın da bulunduğu koğuşa nakledilecek, orada iki arkadaş uzun süre birarada olacaklardı. Türkeş, "Turancılık Davası" nedeniyle Atsız'a kırılmış, hatta kızmıştı. O'nun tedbirsiz davranarak, fazla ileri gittiğini ve durup dururken başlarını derde soktuğunu düşünüyordu. Fakat kızgınlığını ne Atsız'a sezdirdi, ne de bunu kimseye söyledi. Aradan yıllar geçti. İki dost, bu yıllar içinde zaman zaman buluştu, sohbet ettiler, zaman zaman da mektuplaştılar. Türkeş, mektuplaşma konusunda artık dikkatliydi. Çünkü 1944 "Turancılık Davası" sanıkları arasında yer almasına, Atsız'a yazdığı mektuplar neden olmuştu.
Sonra darıldılar
Atsız'la Türkeş arasında ilk görüş ayrılığı 1961 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortaya çıktı. Hindistan'da sürgünde olan Türkeş, adaylardan Prof.Ali Fuat Başgil'i destekliyordu. Atsız ise, Cemal Gürsel'i desteklememekle birlikte, Başgil'in adaylığına açıkça karşı çıkıyordu. Hatta onun aleyhinde bir de broşür yayınlamıştı. Atsız'la Türkeş arasında asıl ayrılık, Türkeş'in siyasete girmesiyle başgösterdi. Atsız, önce CKMP, sonra MHP çatısı altında örgütlenen ülkücü genç sayısının hızla artmakta olduğunu görünce, sohbet toplantılarında "partinin perde arkasındaki lideri benim" demeye başladı. Ajan gibi çalışan arabozucular ise, Atsız'ı Türkeş'e, Türkeş'i Atsız'a şikayet ediyorlardı. Türkeş bu oyunun farkına varmış, ama Atsız varamamıştı. Sonunda ipler tamamen koptu. Öyle ki, 10 Aralık 1975'te kalp krizi geçirerek hayata veda eden Atsız'ın cenazesine Türkeş katılmayacak, ailesine başsağlığı telgrafı çekmekle yetinecekti.
Harp Okulu'nu 1939 yılında teğmen rütbesiyle bitiren Alparslan Türkeş'in ilk görev yeri Isparta'ydı. Orada yakın arkadaşı Refik Yurtsever'in ailesiyle tanıştı. Ortaokul son sınıf öğrencisi olan Yurtsever'in ablasının kızı Muzaffer'e Türkçe, coğrafya ve tarih dersleri vererek yardımcı oluyordu. Muzaffer Hanım ortaokulu bitirince, O'na karşı bazı duygular beslediğini hissetti. Evlenecekti onunla. Muzaffer Hanım'ın ailesine duygularını açtı. Daha yaşının küçük olduğunu öne sürerek, kabul etmediler. Türkeş, Muzaffer Hanım'la evlenmeyi kafasına koymuştu. Aracılar koydu, sonunda Refik Yurtsever'in yeğeni ile önce sözlendi, 5 Eylül 1939'da da nişanlandılar. Birbirlerini gerçekten seviyorlardı. Bu sevgilerini 14 Ocak 1940'da evlenerek resmileştirdiler. Çiftin ilk kızları Ayzıt 27 Kasım 1940'da, ikinci kızları Umay 18 Ocak 1943'de, üçüncü kızları Sevenbige 13 Aralık 1944'de, dördüncü kızları Selcen 5 Şubat 1948'de dünyaya geldi. Çiftin bu dört kızına da Nihal Atsız isim babalığı yapmıştı. Beşinci çocukları erkek oldu. Adını "Yıldırım Tuğrul" koydular. Türkeş'in askerlik, ihtilal, sürgün ve siyaset yıllarında hep yanında olan, iyi ve kötü günleri onunla paylaşan Muzaffer Hanım, 12 Haziran 1974'te vefat etti. Türkeş, otuzdört yıllık hayat arkadaşını kaybettikten sonra, iki yıl yalnız yaşadı. Kızlarının hepsi evlenmişti. 1976 yılında tekrar evlenmeye karar verdi. Ülkücü Gençlik Teşkilatı'ndan tanıdığı Fen Fakültesi Fizik-Kimya Bölümü mezunu Seval Hanım'la 17 Ekim 1976'da Yalova'da hayatını birleştirdi. Bu evlilikten de Ayyüce ve Ahmet isimli iki çocukları dünyaya geldi. |
|