![]() |
| 03 NISAN 1997 PERSEMBE |
![]() |
Lastik ayakkabı ile ilk defa ilkokul 4'üncü sınıfa başlarken tanışmıştı Recep Keskin. O yoksulluğun adeta canlı bir temsilcisiydi. Lastik ayakkabılar çok lükstü onun için. Pantolona ise, ilk defa 5'inci sınıfta sahip olabilmişti. Kardeşleri, "pantolon alınmadı" diye ağlarken, Baba Hamza Keskin, "Recep öğretmen olacak. Onun pantolon giymesi lazım." diye yatıştırmıştı çocuklarını.
Recep Keskin, Ankara Otelcilik Okulu'ndan mezun olmuş ve mesleğini daha da ilerletmek üzere, burslu öğrenci olarak Almanya'ya gelmişti. Fakir bir köylü çocuğuydu. Babası Hamza Keskin, Uşak ilinin Eşme ilçesine bağlı Dervişli köyünde çiftçilikle uğraşıyordu. Annesi Ayşe Keskin, 7 çocuk dünyaya getirmiş, bunlardan 5'i hayatta kalmıştı. Recep Keskin'in çocukluğu, köy yerinde ırgatlık yaparak geçti. Babasının ona ayakkabı alacak parası bile yoktu. Çarığını kendisi dikiyordu. Ayaklarında çarıkları, üstünde "çatal" dedikleri kalın keçe pantolonu, güneşin altında kavrulan teni ve toprakla haşır-neşir olmuş nasırlı elleriyle o, yoksulluğun adeta canlı bir temsilcisiydi. Lastik ayakkabı ile ilk defa ilkokul 4'üncü sınıfa başlarken tanışmıştı. "Derby" denilen lastik ayakkabılarla... Bu lastik ayakkabılar çok lükstü onun için. 10 yaşına kadar giydiği çarıktan kurtulmuştu artık. Pantolona ise, ilk defa 5'inci sınıfta sahip olabilmişti. Kardeşleri, "kendilerine neden pantolon alınmadı" diye ağlarken, Baba Hamza Keskin, "Recep okuyacak, öğretmen olacak. Onun pantolon giymesi lazım." diye yatıştırmıştı çocuklarını. Recep Keskin, babasının arzu ettiği gibi öğretmen olamamıştı, ama Almanya'da okuyup yüksek mühendis olacaktı. Sonra da büyük bir işadamı... 1967 yılında, 8 öğrenci arkadaşıyla birlikte geldiği Almanya'da, mesleği olan barmenliği ilerletebilmek için kurslara katıldı. Bu meslek daha sonra, onun için geçim kaynağı oldu. Steigenberger, Haus Berlin, Mövenpick ve Park Otel gibi, Almanya'nın en ünlü otellerinde barmenlik yaptı, sonra kısım yöneticisi oldu. Gurbette yalnızdı, ona destek olacak kimsesi yoktu. Bu yüzden çalışmak, para kazanmak zorundaydı. Köyde geçim sıkıntısı çeken ailesi, aklına geldikçe, daha da hırslanıyordu. Başarmaya mahkum olduğunu biliyordu.
Mühendis Recep
Barmen olarak kalmak istemiyordu. Ekonomi okuyacaktı. Konstanz Üniversitesi'ne kaydını yaptırdı. Ama, sevmemişti ekonomi bölümünü. Arkadaşları inşaat mühendisliğini önerdiler. O yıllarda, Almanya'da inşaat sektörü büyük bir gelişme içindeydi. 1971-72 öğrenim yılında Konstanz Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okumaya başladı. Üniversitede öğrencilik, otelde barmenlik ve yöneticilik derken, mahkemelerde yeminli tercümanlık da yapmaya başlamıştı. Hakime derdini anlatamayan Türk işçilerinin, tercümanlığını yapmak üzere, Recep Keskin, mahkemelere davet ediliyordu. On parmağında on marifeti olan Recep Keskin'in bir başka işi de, Almanlar'a Türkçe dersi vermekti. 4 Temmuz 1977... Recep Keskin'in, Yüksek İnşaat Mühendisi olarak mezun olduğu tarihti. Tercüman Gazetesi, Almanya baskılarında bu mezuniyeti haber konusu yapmıştı. Mühendis Recep Keskin'in ilk işi Bochum Üniversitesi'nde Prof.Dr. Maidel'ın yanında asistanlık oldu. Ayda eline 1800 mark geçiyordu. İhtisasını püskürtme beton konusunda sürdürdü. Niyeti akademik kariyerine devam etmek, doktorasını vermek, sonra da Türkiye'deki üniversitelerden birinde öğretim üyesi olmaktı. Ama bu arzusu gerçekleşmeyecekti. Çünkü onun kaderinde "Almanya'da kalmak" yazılıydı.
Yeni ufuklara yelken
Bochum Üniversitesi'nden ayrılmış, Almanya'nın en ünlü mimarları arasında yer alan, Prof.Dr. Herbert Pfeifer'ın, Ludwigshausen kentindeki mimarlık-mühendislik bürosunda işe başlamıştı. Bu büroda 14 mimar ve mühendis çalışıyordu. Hepsi de Alman olan bu kişiler, ilk kez bir Türk mühendisin aralarına gelmesinden, pek de hoşnut olmamışlardı. Bu arada, Recep Keskin mesleğinde ilk ciddi sınavıyla karşı karşıyaydı. Almanya'nın önde gelen bankalarından Sparkasse'nin Genel Müdürü Bay Heinemann'ın evinin inşaat işi alınmıştı. Prof. Pfeifer de, bu projenin yürütülmesi için Recep Keskin'i görevlendirmişti. Recep, şantiye mühendisliği yapacaktı. Oldukça heyecanlı ve endişe duyuyordu. Ama, endişeleri boşa çıkmıştı. İnşaat ilerledikçe beğeni topluyordu. Das Haus ve Le Masion gibi ünlü mesleki dergilerde, projeyle ilgili geniş makaleler yayınlandı. Bu gelişmeler, Recep Keskin'in elde ettiği ilk ciddi başarıyı ortaya koyuyordu. Recep Keskin, Prof. Pfeifer'in en gözde mühendislerinden birisi olmuştu. Ancak, büroda sürdürülen teorik çalışmalar Recep'i tatmin etmiyordu. O daha çok pratiğe yönelmek istiyor, büyük projelere imza atmak istiyordu. Prof. Pfeifer ise, ona hep teorik çalışmalara dayalı işler veriyordu. Recep Keskin, görüş ayrılığına düştüğü Prof.Pfeifer'ın bürosundan ayrılıp, 1979 yılı Temmuz ayında, Riderman-Esweelementbau adlı firmanın, prefabrik yapı elemanları üreten fabrikasında statikçi olarak işbaşı yaptı. Bu firmadaki yılları, Recep Keskin'in, işçilikten patronluğa geçişinde bir basamak olacaktı.
Türk mühendise engel
Recep Keskin'in, Ridermann-Esweelementbau firmasında işe başlamasının ardından, 9 ay geçmişti. Bu süre içinde, bir sürü engelle karşılaştı. Kendisini çekemeyen Alman mühendislerle mücadele etmek zorunda kaldı. Recep'in başarıları kıskançlıklara yol açmıştı. Bölüm şefleri ve müdürler, "Bu Türk, bir gün bizim yerimizi alır" diye endişe duyuyorlardı. Nitekim bu endişelerinde haklı çıktılar. Recep Keskin, kısa bir süre sonra, fabrikanın statik ve konstrüksiyon bölümünün şefi oldu. Kıdemli Alman mühendisler dururken, bu genç Türk mühendisin şef yapılması, kıskançlıkların dozunu daha da arttırmıştı. Ancak, bütün bunlar Recep'in moralini bozmak yerine, onu daha da kamçılamıştı. Öfkeli değildi, sabırlıydı. "Öfke, aklın alevini söndüren büyük bir rüzgardır" diyen büyük düşünür Andre Gide'nin sözlerini hatırladı. Aklını kullandı, kimseyle kavgaya tutuşmadı. Çalışkanlığı, İşletmelerin Genel Müdürü Hans Engelmann'ın gözünden kaçmamıştı. Bay Engellmann, statik ve konstrüksiyon bölümünden sonra, üretim şefliğine de Recep'i getirdi.
Genel Müdürlüğe terfi
Recep Keskin, 1979 yılında girdiği Ridermann-Esweelementbau firmasında 3'üncü yılını doldurmuştu. 1982 yılının sonuna gelindiğinde, Genel Müdür Engellmann ile şirketin sahipleri arasında bir sorun çıktı. Bay Engellmann, patronlardan habersiz, bir başka şirkete ortak olmuştu. Bir ay sonra da görevinden ayrıldı. Bunun üzerine genel müdür arayışı başladı. Ridermann-Esweelementbau Grubu'nun üst düzey yöneticilerinden Makfeld Westfall, o sıralarda sık sık fabrikaya geliyor, işleri kontrol ediyor ve Recep Keskin'den bilgiler alıyordu. Bay Westfall ile Recep Keskin, kısa zamanda iyi birer dost olmuşlardı. Bu dostluk zamanı gelince işe yarayacaktı. Nitekim, bir akşam Recep Keskin'e sürpriz bir telefon geldi. Telefon eden Bay Westfall'dı. Şirketin sahiplerinden Bay Wroglage ile birlikte, Recep Bey'i ziyaret edeceklerini söyledi. Ertesi gün, bir araya geldiler. Bay Wroglage hemen söze girdi, "Sizi genel müdürlüğe getirmek istiyoruz." dedi. Bay Wroglage'in bu ani teklifi, Recep'i heyecanlandırmıştı. Ve kendisine teklif edilen görevi kabul etti.
'Gel birlikte iş yapalım'
Kendi işyerini kurma düşüncesinde olduğunu, şirketin üst düzey yöneticisi Manfred Westfall'e söyledi. Bay Westfall'in cevabı ise, Recep Keskin için tam bir sürpriz olmuştu: "Gel birlikte bir iş yapalım!" dedi. Recep Keskin ve Manfred Westfall, ortak yatırım için araştırmaya başladılar. Önce, iflas etmiş bir prefabrik yapı elemanları fabrikasını almayı denediler. Fakat anlaşamadılar. Yeteri kadar paraları yoktu. 1,5 milyon mark gerekiyordu. Oysa onların cebinden, toplam 30 bin mark ya çıkar ya çıkmazdı. Bankaya gidip kredi almak istediler, ancak bankalar kredi vermeye yanaşmadı. Recep Keskin, büyük sermaye olmadan fabrika satın alınamayacağını anlamıştı. Aklına, Bernard Shaw'ın şu sözleri geldi: "Akıllı insan, başkalarının da aklını kullanan insandır." Madem sermayeleri yoktu, o zaman çalışan bir firmaya ortak olmanın yollarını aramalıydı. Nitekim bir fırsat çıkmıştı önüne. Gevelsberg tarafında, 100 yıllık geçmişi olan bir şirket vardı. Almanya'da tüneller, trenyolu köprüleri ve karayolları inşaatları yapmış olan "Schaumburg and Sieper" adlı bir aile şirketiydi bu. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Hans Schaumburg, 72 yaşındaydı ve artık şirketiyle yeterince ilgilenemiyordu. Prefabrik yapı elemanları üreten fabrikasını kapatmayı düşünüyordu. Recep Keskin, bu yaşlı işadamıyla buluştu ve ona şu teklifi yaptı: "Sizinle yeni bir şirket kuralım. 200 bin marklık ana sermaye konulur. Ben de onun 50 bin markını karşılarım ve şirketin yüzde 25'ini isterim. Sizinle kuracağımız şirketi ve yapılacak yatırımları, sizin diğer şirketlerinizden ve tesislerinizden ayrı tutarız." Alman işadamı Hans Schaumburg, teklifi mantıklı bulmuştu. "Peki" dedi.
İlk beton fabrikası
Recep Keskin ile Hans Schaumburg arasında bir anlaşma imzalandı. 200 bin mark ana sermaye ile "Betonfertigteilwerk Mark GmbH" kuruldu. Recep Keskin, şirketin yüzde 25'ine ortak oldu. Anlaşmaya göre, Bay Schaumburg 6 milyon marklık bir yatırımı da garanti ediyordu. Ve 1 Ocak 1989'da start verildi. Recep Keskin, ortaklık için gerekli 50 bin markı bir Alman bankasından 7 yıl vadeli kredi olarak temin etti. Fabrika inşaatına başlandı, yeni makineler alındı. 6 ay gibi kısa bir sürede fabrika üretime hazır hale getirilmişti. Gewelsberg'de kurulan bu fabrikada ilk aşamada 6 kişi ile prefabrik yapı elemanları üretimine başlandı. 9 ay sonra çalışanların sayısı 35'e yükseldi. Bu arada büyük bir talep patlamasıyla karşı karşıya kaldılar. Üç vardiya halinde üretime devam edildi. 1989'un sonuna gelindiğinde fabrikada çalışanların sayısı 45'e ulaşmış, ciro ise 25 kat artarak, 800 bin marktan, 20 milyon marka çıkmıştı.
İki Almanya'nın birleşmesi
Recep Keskin, sürekli yeni pazarlar bulmaya çalışıyor, müşteri ağını genişletmenin yollarını arıyordu. 1989 yılında Batı ile Doğu Almanya'nın birleşmesi, Recep Keskin'in, önüne yeni ufuklar açmıştı. 1990 yılının sonunda, Doğu Almanya'da özelleştirme başlamış, yatırımcılara çağrılar yapılıyordu. Recep Keskin, bu amaçla Doğu Almanya'ya araştırma ve inceleme gezisine çıktı. Gerçekten de çok büyük bir pazar, yeni yatırımcılarını bekliyordu. Öyle bir pazar ki, Batı Almanya'nın seviyesine gelebilmesi için neredeyse 40-50 yıllık bir yatırım yapılması gerekecekti. Üstelik, Doğu'da yatırım yapanlara önemli teşvikler sağlanıyor, krediler açılıyordu. Recep Keskin, eski Doğu Almanya'da, özelleştirme yoluyla satışa çıkarılan bazı işletmelere talip olmuş, fakat bunlardan bir sonuç alamamıştı. Recep Keskin, eski bir tesisi satın almaktansa, yenisini inşaa etmeyi daha akılcı bulmuştu. Arsa satın alacak ve prefabrik yapı elemanları üreten bir fabrikanın inşaatına başlayacaktı.
İkinci beton fabrikası
Kısa bir arayıştan sonra 1992 yılında Magdeburg kenti yakınlarındaki Gommern bölgesinde 70 bin metrekarelik bir arsa bulmuştu. Suyu, elektriği tamamlanmış, alt yapı sorunu tamamen halledilmiş bu arsa için, Özelleştirme İdaresi Treuhand'a 20 bin Mark ödedi. Arsa alınmıştı, ama yatırım için 25 milyon marklık bir kaynak gerekiyordu. Recep Keskin'de bu kadar para yoktu. Peki sermaye nereden ve nasıl bulunacaktı? İşte tam bu sırada, Alman devleti, Recep Keskin'in imdadına yetişti. Recep Bey, yatırım tutarının yüzde 20'sini kamu bankalarından teşvik kapsamında temin etti. Bu karşılıksız, ancak şartları oldukça ağır bir krediydi. İşçilerin bölgeden alınması zorunluydu. Recep Keskin, yatırım için gerekli olan kaynağın önemli bir bölümünü ise, Avrupa Ortak Pazarı Fonu'ndan kredi olarak aldı. Bu kredi 10 yıl süreliydi. Artık gerekli kaynak bulunmuştu. Kurulacak fabrika için Recep Keskin 1 milyon, ortağı Bay Schaumburg da 1 milyon olmak üzere kendi ceplerinden de toplam 2 milyon marklık bir katkıda bulunmuşlardı. Bürokratik işlemler süratle halledilmiş ve 1993 yılında inşaata başlanmıştı. 14 aylık bir süre içinde, 16 milyon mark harcanarak, inşaat tamamlanmış, 45 bin metrekarelik kapalı alana sahip olan yeni fabrika üretime hazır hale getirilmişti. Ve nihayet tesisler 26 Mayıs 1994 Perşembe günü törenle hizmete açıldı. Recep Keskin, ikinci firmasını ve hazır beton fabrikasını da kurmuştu. "Betonfertigteilwerk Gommern GmbH" adını taşıyan firma ve tesislerdeki hisse oranı bu kez Recep Keskin'in lehine değişmişti. Yüzde 75'lik pay Recep Keskin'e, yüzde 25'i ise ortağa Bay Schaumburg'a aitti.
Doğudaki yıldız
Fabrika kısa zamanda atılım yapmış, yıllık üretiminin yüzde 70'i oranında sipariş almıştı. Mesken ve büro inşaatı, fabrikadan, demiryolları peron ve ray döşemelerine, 2-3 metre çapındaki dev kanalizasyon borularına kadar, birçok çeşit hazır beton parçalar üretilen fabrikada, tamamen otomasyona dayalı bir üretim gerçekleştiriyor. Çağımızın en son teknolojisi hakim bu tesislerde. Ağırlığı 30 tona kadar çıkan beton kalıplar, insan eli değmeden, uzaktan kumandayla üretiliyor. Bu müthiş tesisler, daha ilk aşamada, günde 100 ton hazır beton kalıp üretecek kapasiteye ulaşmıştı. Doğu Almanya'nın, yeniden imarında imzası bulunan Türk mühendisi Recep Keskin'in, Gommern'deki hazır beton fabrikası, eski Doğu Almanya üzerinde bir yıldız gibi parlamaya devam ediyor. Bugün bu tesislerde 85 işçi çalışıyor. Yıllık ciro ise, 24 milyon mark seviyesinde. Gevelsberg'deki beton fabrikasını da işin içine katınca, 200'e yakın kişi, Recep Keskin'in sahibi olduğu fabrikalarda istihdam ediliyor. Çalışanlar arasında Türk, Çinli, Koreli, İtalyan, Yunan, Endonezyalı, Kübalı, Finlandiyalı, Boşnak, Makedon ve Afrikalı olmak üzere, toplam 17 millete mensup insan var.
Recep Keskin, Almanya'da zirveye çıkmış, işçilikten gelip "Beton Kralı" olmuş başarılı bir Türk işadamı. Kendi sahasında Almanya'nın en önde gelen 10 sanayicisi arasında yer alıyor. Ama, o aynı zamanda sosyal alanlardaki etkin çalışmaları ile de sanki bir misyoner. Recep Bey, Türk gençlerinin kendilerini iyi yetiştirerek, Almanya'da söz sahibi olması için öncülük yapıyor. Türkçe'nin Almanya'da, İngilizce ve Fransızca gibi yardımcı dil olarak okutulması için kulis çalışmalarında bulunuyor. Türkiye'nin, Avrupa Birliği'ne üye olabilmesi için adeta seferber olmuş. Öyle ki, Avrupa basınında Recep Keskin'den, "Avrupa ile Türkiye arasında köprü görevini gören işadamı" diye söz ediliyor. Türkiye'nin Almanya'daki lobi gücünü oluşturan işadamlarının başında yer alan Recep Keskin, Avrupa Türk İşadamları ve Sanayicileri Derneği ATİAD'ın halen 2'nci Başkanlığı görevini de yürütüyor. Recep Keskin, bir sanayici bir işadamı olmanın dışında, aynı zamanda iyi bir eğitmen, iyi bir toplum bilimci. Yabancıları Alman toplumuyla kaynaştırdığı, iş yerlerinde 17 milletten insanı istihdam ederek, "multikültürel" (çokkültürlü) yaşama katkıda bulunduğu için, Almanya'nın en önemli nişanı, Nobel'i sayılan, "Ruhr Havzası Vatandaşı" şeref ünvanına layık görülerek, 1995'de yılın işadamı ilan edildi. Almanya'da, bu büyük ödüle layık görülen ilk Türk oldu.
Recep Keskin'in, genel müdürlük görevine getirilmesiyle birlikte Ridermann-Esweelementbau şirketi de atağa geçmişti. Ciro yaklaşık yüzde 20 oranında artış göstererek, 10 milyon marktan 12 milyon marka çıkmıştı. Ancak, daha da büyütmek gerekiyordu. Genel Müdür Recep Keskin, patrona bir rapor sundu. Fabrikanın çok daha verimli üretim yapabilmesi için, teknolojiyi yenilemek gerekiyordu. Recep Bey, ayrıca yeni prefabrik yapı elemanlarının programa alınmasının şart olduğunu öne sürüyordu. 5 milyon marklık yatırım yapılacak, karşılığında 3 kat verim alınacaktı. Sonunda Recep Keskin'in önerisi kabul edilmiş ve yatırım gerçekleştirilmişti. Fabrikanın yeni üretim modeline geçmesinden bir buçuk yıl sonra, patronun aklına maaşa zam yapmak geldi. Recep Keskin'in 4000 mark olan maaşı, 6000 marka yükseltilmişti. Bu arada Türk mühendisi Recep Keskin'in adı, inşaat sektöründe, özellikle prefabrikçiler arasında ün salmaya başladı. Gazete ve dergilerde onunla ilgili yazılar çıkıyordu. Kendi çevresinde "Kurt gibi adam" diye tanınıyordu. Tuttuğunu koparan bir kişiliği vardı. 1985 yılına gelindiğinde, Recep Keskin, 300 kişinin çalıştığı Ridermann-Esweelementbau şirketler grubunda hızla yükselmiş, yönetimde 4'üncü adam konumuna gelmişti. Bu arada adı, prefabrik yapı elemanları üretiminde "otorite" olarak geçmeye başlamıştı. "Beygir gibi çalış, alacağın yine eşek maaşıdır." Ridermann-Esweelementbau Şirketler Grubu'nun sahibi Bay Wroglage'nin, en üst düzey yöneticisi de olsa, çalışanlarına bakış açısı böyleydi. Alman patronun, bir sohbet esnasında söylediği bu sözler, Recep Keskin'in çok zoruna gitmişti, ama aynı zamanda kamçılamıştı da onu. Kararını vermişti patron olacaktı. |
|