![]() |
| 31 MART 1997 PAZARTESI |
![]() |
Burhan Öngören, 1960 yılında kendi ifadesiyle "Macera olsun" diye gittiği Almanya'da bugün "Avrupa'nın Sucuk Kralı" olarak gösteriliyor. Öngören'in sahip olduğu Egetürk'ün yıllık cirosu 160 milyon Mark'ın üstünde.
Avrupa'nın Türk Patronları Hazırlayanlar: Bilal Koçak/Kazım Kılınç Zeynel Bey, oğlu Burhan'ı, Almanya'ya "Evladım dürüst ol, yanlış yollara düşme" nasihatıyla yolcu etmişti. Anne ve babasının hayır dualarıyla İzmir'den yola çıkan Burhan Öngören'in, Almanya macerası, 1960 yılının Temmuz ayında başladı. 25 yaşındaydı. O sıralar en büyük arzusu, bir Avrupa ülkesini görmek ve bu ülkede yenilikleri Türkiye'ye taşımaktı. Stutgart tren garında indiğinde, yaptığı ilk iş cebindeki bin lirayı marka çevirmek oldu. Bin lira karşılığında 465 mark almıştı. O dönemde bir mark, aşağı yukarı 2 lira ediyordu. Arkadaşı İlhan Beygo'nun yardımıyla, Stutgart'ta SKF adlı rulman fabrikasına işçi olarak girdi. Ancak, bu fabrikadaki monoton işçilik hayatına, bir buçuk yıl dayanabilmişti. İçindeki ticaret tutkusu depreşmişti. Almanya'da işçi olarak kalmak niyetinde değildi. Kendine yeni ufuklar çizmek istiyordu. O daha henüz 7 yaşındayken ticaretle tanışmıştı. İzmir'de ağabeylerinin bakkal dükkanında çıraklık yapmış, sokaklarda ayran-limon satmış, askerlik dönüşünde ise, kuru temizleme dükkanı işletmişti. Ticaret tutkusu yüzünden, öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalmıştı, tıpkı Türkiye'nin sanayi imparatoru rahmetli Vehbi Koç gibi...
Yazı-tura
Gurbette ilk mekanı olan Stutgart'tan ayrılmaya karar vermişti. Fabrikadan arkadaşı Aycıl Özdemiroğlu ile birlikte gidceklerdi. Ama neyere? Öngören, Berlin'e gidelim diyor, arkadaşı ise Köln'de ısrar ediyordu. Sonunda yazı-tura atmaya karar verdiler. Tura gelirse Köln'e, yazı gelirse Berlin'e gidilecekti. Tura geldi. Bu yazı-tura iddiası, Burhan Öngören'in hayatında bir dönüm noktası oldu. Şayet tura değil de, yazı gelseydi ve Burhan Öngören Berlin'e gitseydi, acaba bugün Köln'de sahibi olduğu ünlü Egetürk tesisleri varolabilecekmiydi? Kaderi ona "Tura" demişti. 1960'ların başında Almanya'da iş çok, çalışacak adam yoktu. Burhan Öngören ve arkadaşı, sevdikleri bir işte çalışmayı arzu ediyorlardı. Stutgart'taki rulman fabrikasında tornacılık yaptıkları, yağlı-paslı günleri unutmamışlardı. Köln yakınlarındaki Brühl kasabasında, havalandırma tesislerinin borularını imal eden bir fabrikada işbaşı yaptı. Çalıştığı işyeri, buz kesiyordu. Genç Burhan'ın, teri vücudunda donuyordu. Terleyip soğuyan vücut, bir hafta içinde iflas etti. Almanya'nın soğuk iklimi, Burhan Öngören'i fena halde çarpmıştı... Burhan Öngören'i çarpan, sadece havalar değildi... Genç ve güzel Alman kızı Hannelore'ye tutulmuştu. Brühl'de çalıştığı bir anahtar fabrikasında tanımıştı Hannelore'yi. O sıralar 30 yaşında olan Burhan Öngören, kalbini çalan 18 yaşındaki Alumna güzeli Hannelore ile 1966 yılında evlendi. Hannelore, Burhan Bey'le evlendikten kısa bir süre sonra Müslüman oldu ve Leyla adını aldı. Burhan-Leyla Öngören çiftinin, 5'i kız 6 çocukları dünyaya geldi.
Almanya'da İzmir Helvası
1960'lı yılların ortalarıydı... Almanya'da, şifa niyetinde de olsa bir gram Türk menşeli gıda ürününe rastlamak mümkün değildi. Türkler ne zaman bir araya geldi aynı şeyi konuşuyorlardı: "Sucuk yok, helva yok, peynir yok, zeytin yok!.." Alışık oldukları damak zevkini, Alumna mutfağı içinde bulamamışlardı. 1966 yılıydı... Burhan Öngören, bir Pazar günü yakın dostlarını evine davet etmişti. Aralarında güzel bir dayanışma vardı. Herkes sevdiği yemeği pişirmiş, masaya oturulmuştu. Yemek masasında başlayan sohbette, söz yine dönüp dolaşıp, Almanya'da bulunamayan Türk yiyeceklerine gelmişti. "Yahu ne olacak bu halimiz! Zeytin yok, helva yok, beyaz peynir yok, sucuk yok!" Herkes dertliydi. O gün yemek masasında gündeme getirilen bu konu, Burhan Bey'in ufkunu açmıştı... "O an bende şimşekler çaktı. Almanya'da bulunmayan Türk gıda ürünlerini, niçin ben imal edip satmayayım diye düşündüm. İzmir'e gitmeye karar verdim. Niyetim, Türkiye'de helva yapımını öğrenmek ve sonra da Almanya'da imal edip satmaktı." Burhan Öngören, iki hafta içinde helva imalatını öğrenmiş, bonservisini de alarak Almanya'ya dönmüştü. 10 bin mark sermaye ile bir şirket kurdu. Burhan Öngören firması adını taşıyan şirket faaliyete geçmiş, helva imalatı başlamıştı. Burhan Bey, kendi elleriyle imal ettiği yüz kilo helvayı Alman bakkalarına dağıttı. Türk helvası kilosu 4 marktan satışa sunulmuştu. İlk parti mal bir hafta içinde satıldı. İkinci parti mal üretildi. Ancak bu kez satışlar umulduğu gibi gitmemişti. Almanya'da çikolata ve pasta çeşitlerinin bolluğu, helva satışlarını olumsuz etkilemişti.
Hakiki Türk sucukları
Helvada umduğunu bulamayan Burhan Öngören, şansını bu kez sucukta denemeye karar vermişti. İlk üretim 20 kilo sucukla gerçekleştirildi. Burhan Öngören'in kendi elleriyle, alın teri ve emeğiyle ürettiği sucuklar müthiş tutmuştu. Piyasaya sürülen sucukların etiketinde "Hakiki İzmir Sucukları" yazılıydı. 20 kilo ile başlayan sucuk üretimi, üç ay içinde 400 kiloya ulaşmıştı. Burhan Bey'in sucuklarına olan talep giderek artıyordu. İmalatı tek başına sürdürmek zorlaşınca, bir Türk kadın işçi aldı. Hemen ardından, ikinci bir işçi daha... Çok değil, birkaç yıl öncesine kadar Alman fabrikalarında 800 mark aylık ücretle işçilik yapan Burhan Öngören, artık işadamı olmuş ve kendisi işçi çalıştırmaya başlamıştı. Satış grafiği yükseldikçe üretime ağırlık veren Burhan Öngören, 1969 yılında Brühl'deki küçük imalathaneyi bırakarak Köln'e taşınmış ve Berliner Caddesi'nde bir bodrum katı kiralayarak "İzmir Hakiki Türk Sucukları"nı burada üretmeye başlamıştı.
Zirveye çıkış
Burhan Öngören'in, ürettiği sucukların ünü Köhn'ün dışına taşmış, Almanya'nın diğer kentlerinde de satılmaya başlamıştı. Bu arada, Türkiye'den Almanya'ya yoğun bir işgücü göçü yaşanıyor ve Türkler dalga dalga Almanya'ya geliyorlardı. Almanya'daki Türkler'in nüfusu arttıkça, Burhan Öngören'in sucuk satış grafiği de buna paralel yükseliyordu. Köln'deki imalathane dar gelmeye başlamıştı. 1970'li yılların hemen başları, Burhan Bey'in, iş dünyasında çıkış yaptığı dönemdi. Hayatının en zor anlarını yaşıyordu. Tıpkı, bir uçağın tırmanışa geçtiği "take out" gibiydi. Bu tırmanışta, müthiş bir enerji harcamak gerekiyordu. Burhan Öngören için, artık geriye dönüş yoktu. Kararını vermişti, çıkış sürecekti. 1972 yılında Köln'ün Dünnwald semtinde, iflas eden bir tereyağı fabrikasını kiraladı. Fabrika 2500 metrekarelik bir arazi üzerinde, 1400 metrekarelik kapalı bir alana sahipti. Burhan Bey, işe hızlı başladı. Artık haftada değil, günde birkaç ton sucuk üretiyordu. Ama yarı mekanik olan bu üretim de onu tatmin etmiyordu. Daha da büyümek ve teknolojisini geliştirmek istiyordu. Bu arada Almanya'ya gelen Türk işçi nüfusunda da bir patlama yaşanmıştı. Alumna işverenleri, çalışkan Türkler'i, kendi vatandaşlarına tercih ediyor, bu durum, işsiz kalan Almanlar'ı çileden çıkarıyordu. 60'lı yıllarda parmakla gösterilen Türkler, 70'li yılların sonlarına doğru hakir görülen Türkler durumuna düşmüşlerdi. Almanlar'ın bu tutumu, Burhan Öngören'i adeta kamçılamış, "Onlardan daha iyisini yapmak zorunda olduğunu" anlamasını sağlamıştı. Daha bir hırsla işine sarıldı.
Egetürk'ün doğuşu
Almanya'daki pazarı giderek genişleyen Burhan Öngören, bu arada markasını da değiştirmeye karar verdi. "İzmir Hakiki Türk Sucukları" etiketiyle piyasaya sürülen sucuklar, "Ege Hakiki Türk Sucukları" markasıyla üretilmeye başladı. Bu marka da bir süre sonra değişecek ve yerini anlamlı bir isme bırakacaktı. 1972 yılı... Yunanistan'ın Ege Denizi kıta sahanlığının tamamını kendisinin sayması ve yabancı şirketlere petrol arama izni vermeye başlaması, Türkiye ile Yunanistan arasında Ege'de bir krizin patlak vermesine yolaçmıştı. Ege krizi, Almanya'daki Türk ve Yunan toplumları arasında da ateşli tartışmalara yol açmış, bu tartışmalar gazete sütunlarından, televizyonlara ve oradan da sokaklara kadar taşmıştı. "Ege Türkler'indir!..", "Ege Yunanlılar'ındır!.." tartışması sürüp gidiyordu. Bu kriz, İzmirli Burhan Öngören'i de derinden etkilemişti. Alman televizyonlarında, yine Ege'nin tartışma konusu edildiği bir açık oturumu izlerken, daha fazla dayanamamış ve yumruğunu masaya indirmişti. "Ege Türk'tür" diye haykırdı. Burhan Bey'in yüreğinden kopan bu iki kelimelik haykırış, ünlü Egetürk markasının da doğuşu olacaktı. Egetürk, artık hiçbir zaman değişmeyecek bir isim olarak tarihe geçecekti. Yıllar yılları kovalamış, 1970'lerin sonuna gelinmişti. Burhan Öngören, Köln Dünnwald'daki fabrikada geçen 7 yılık süre sonunda, sucuk üretimini günde 10 tona çıkarmayı başarmıştı. Sucuğun yanı sıra, salam ve pastırma da üretiyordu. Egetürk tesislerinde çalışan işçi sayısı 140'ı bulmuş, yılda 20 milyon mark ciroya ulaşılmıştı. Burhan Bey'in sucuklarına olan talep daha da artıyordu. Öyle bir an gelmişti ki, Dünnwald'daki fabrika da artık dar gelmeye başlamıştı.
Kralların sofrasında Egetürk
Egetürk sucuklarının ünü Almanya'yı aşmış Arap ülkelerine kadar ulaşmıştı. 1979'da Kuveytli bir firmadan teklif alınmıştı. Araplar sucuk istiyordu. Almanya'dan bir TIR'a yüklenen 20 ton sucuk Türkiye üzerinden Kuveyt'e gönderildi. 200 bin marklık satış yapılmıştı. Kuveytli firma 1 ay sonra ikinci parti malın siparişini verdi. Sipariş üçe katlanmıştı. 60 ton sucuk gönderildi. Kuveytli firma Egetürk sucuklarını sadece kendi ülkesinde satmakla kalmamış, ayrıca komşusu Suudi Arabistan'a da pazarlamıştı. Burhan Öngören'in ürettiği sucuklar kutsal topraklardaydı ve Egetürk kralların sofrasında yerini almıştı. Egetürk'ün Kuveyt'e yaptığı ihracat tam 10 yıl sürecek ancak Körfez Krizi'nin patlaması üzerine bir süre askıya alınacaktı. Burhan Öngören peşin ve garantili çalışmayı prensip edindiği için Körfez Krizi'nden yara almadan kurtulmuştu. Krizin sona ermesinden sonra Kuveyt'e yapılan ihracat yeniden başladı. 1980 yılına gelinmişti. Burhan Öngören, "Hayatımda önemli bir dönüm noktası oldu" dediği bir karara varmıştı. Dünnwald'daki kiralık fabrikadan taşınacaktı. Köln'ün Chorweiler bölgesinde kendi tesislerini inşaa etmeye başladı. 10 bin metrekarelik arazi üzerinde, 7 bin metrekarelik kapalı alanda inşa edilen fabrika 2 yılda tamamlanmış ve Egetürk yeni tesislerine 1982 yılında taşınmıştı. Burhan Bey, yeni teknolojilerle donattığı fabrikasında, müthiş bir tempoyla çalışmaya başladı. Ürün çeşitlerini arttırdı. Egetürk'e, Efepaşa ve Zeybek adlarında iki kardeş gelmişti. Burhan Öngören, doğduğu topraklara olan sevgisini ve bağlılığını, ürettiği sucuklara marka yaparak gösteriyordu.
Bir büyük adım
Burhan Öngören, 1982 yılında bir büyük adım daha atmış, Egetürk'e, EWG (Avrupa Topluluğu Standardı) damgasını vurdurmuştu. Böylece Egetürk, Avrupa Topluluğu pazarlarına açılma fırsatını da yakalamış oldu. Avrupa pazarları, Burhan Öngören'in ve Egetürk'ün zirveye çıkışında önemli bir dönüm noktasıydı. Avrupa'da ilk ihracat Hollanda'ya yapıldı. Hollanda'yı, Belçika, Fransa, İngiltere ve Danimarka izledi. Daha sonra da İsveç ve İsviçre'ye ihracat başladı. Egetürk, Müslüman ülkelerden sonra, Avrupa Topluluğu ülkelerinde de aranılan marka olmuştu. Egetürk, füze gibi bir çıkış yapmış ve birkaç yıl içinde, Avrupa'da İslami usullere göre kesilmiş etlerden imal edilen kaliteli et ürünleri satışında, pazarın yüzde 80'ini eline geçirmişti. 80'lerin sonuna doğru Egetürk adı, Avrupa'da zirveye oturmuştu. Hatta Egetürk, öylesine bir tutku haline gelmişti ki, Egetürk'ten yıllar sonra kurulan birçok firma isimlerinin sonuna Türk kelimesini ekleyerek, Egetürk'ü taklit etmeye çalıştı. Ancak hiçbirisi de Burhan Bey'in sucuklarının kalitesini yakalayamadı. Egetürk sucuklarının kendine özgü bir tadı vardı ve bu tadın da bir formülü. Tıpkı Coca Cola gibi. Egetürk sucuklarına o dayanılmaz tadı veren, içindeki tuzu, biberi, baharatı mı, yoksa Yeni Zelanda meralarında yayılan kuzuların eti miydi? Burhan Bey, bir meslek sırrı olarak sakladığı formülünü deşifre etmek istemiyordu.
Türk mührünü vurdu
Burhan Öngören ve Egetürk'ün yükselişi müthiş bir hızla devam ediyordu. 7 bin metrekarelik fabrika da onlara dar gelmeye başlamıştı. Bunun üzerine Burhan Bey, mevcut fabrikaya iki ayrı bölüm daha ilave etmeye karar verdi. Böylece Egetürk tesislerinin kapalı alanı 40 bin metrekareye çıkarıldı. Bu arada tamamen otomasyona yönelik bir teknoloj ile üretime geçildi. Makinelerin çoğunun tasarımını ise, bizzat Burhan Öngören'in kendisi hazırladı. Burhan Öngören, Almanya'da ticarete atıldığında 30 yaşındaydı. 5 bin mark sermayesi vardı. 20 kilo sucuk üretmiş ve onu da bizzat kendi elleriyle hazırlamıştı. Burhan Bey'in kendi deyimiyle, Egetürk piyasaya çıktığında küçük bir çocuk gibiydi, zamanla serpilip büyümüştü. Bugün Egetürk'ün tesislerinde günde 100 ton sucuk, salam, sosis ve pastırma el değmeden çağın en modern teknolojisi ile üretiliyor. Egetürk, yılda 160 milyon mark ciro yapıyor. Çoğunluğunu Türk, 150'nin üzerinde kişi bu tesislerde istihdam ediliyor. 35 yıl önce Almanya'ya, "macera olsun" diye gelen Burhan Öngören, bugün "Avrupa'nın Sucuk Kralı" unvanıyla yerini alırken, Egetürk ise, Avrupa'ya "Türk" mührünü vuran bir yıldız olarak parlamaya devam ediyor. Köklerini unutmayan bir Anadolu beyefendisinin, gurbette kurduğu fabrikanın her taşına, memleketinin adını kazıdığını anlıyoruz. Büyük bir memleket özlemi... Atalarına ve tarihine duyduğu büyük hayranlık... İzmirli Burhan Öngören'in sahibi olduğu Egetürk'ü gören her Türk, bu gurur veren tesislerin, kendisinden bir parça olduğunu hissediyor. Çünkü o fabrikanın tepesinde "Türk" adı yazıyor. Burhan Öngören, kalbi sevgiyle dopdolu bir insan. Avrupa'daki Türk işadamlarının "Duayeni" Burhan Öngören'i, tanıma fırsatını bulanlar, onun sürekli tebessüm eden yüzünü hatırlayacaklardır önce... Almanya'nın göbeğine muhteşem bir tesis dikmiş, ama küçücük de olsa bir kibir taşımıyor kalbinde. Mütevazılığı, beyefendiliği, misafirperverliği, onu tanıyan herkesi derinden etkiliyor. Burhan Bey, iş hayatında hiçbir zaman yılmamış, "Zor da olsa, güç de olsa, ileride bir ışık var ona gideceğim" diyerek, yola çıkmıştı. Bugün 62 yaşında... Şüphesiz, Avrupa'nın sucuk kralı. Bu noktaya, dişiyle tırnağıyla kazarak, ancak 30 yılda gelebildi. Ayakları yerden kesilmedi, havalanmadı. İnsan olduğunu unutmadı, insanları unutmadı ve ışığa doğru yürüdü. Sürecek |
|