![]() |
| 22 MART 1997 CUMARTESI |
![]() |
Cengiz Çandar
Önceki gün Pera Palas'ta HADEP'in Nevruz münasebetiyle verdiği resepsiyona uğradım. Ahmet Türk ve Sırrı Sakık'la sohbet ederken, oraya gelen herkese olduğu gibi benim yakama da, HADEP kokartı iliştirdiler. Üzerinde ne yazıyor diye bir göz attım; "Newroz barıştır" yazıyordu... Dünkü SABAH'ta CHP'nin Nevruz kutlamalarının bir fotoğrafı vardı. Başta İstanbul Milletvekili ve eski Kültür Bakanı Ercan Karakaş, CHP'liler, altıoklu CHP ambleminin yanında "Nevroz ateşi hiç sönmesin" yazılı bir pankart taşıyorlardı. Nevruz. Newroz, Nevroz... "Bayram"ın adının nasıl yazılacağı üzerinde bile keyfe bağlı... Ben Türk olduğum ve çocukluğumdan beri "Nevruz" diye bildiğim için böyle kullanıyorum. Kürtlerin "Newroz" yazmalarını, bu bayrama sadakatlarından ve Türkçe'den farklı bir anadile sahip olduklarından ötürü, anlıyorum. Zaten kelime Kürtçe ve "yenigün" demek... Yeni yılın başlangıcını ifade ediyor. "Nevroz"un neyin nesi olduğunu anlayabilmiş değilim. "Nevroz", bir sinir ve ruh hastalığının adıdır. "Neurosis" adlı hastalığın Türkçe yazılış hali... CHP'liler, farkında olmadan, yanlış bir imla ile doğru bir durumu ortaya koymuş oluyorlar. Zira, "Nevruz" ya da "Newroz", Türkiye'de devletin ve toplumun tam bir "Nevroz" halini yansıtıyor. Üç-dört yıl öncesine dek, kutlamalar, "Newroz barıştır"dan ziyade, özellikle Güneydoğu'daki "kanlı çatışmalar" olarak bilincimize yerleşmişti. Son bir-iki yıldır, "Nevruz" ya da "Newroz" da "devletleştirildi"... Bir-iki yıldır, devlet gözetiminde Türkiye'de Nevruz kutlamaları yapılıyor. Örneğin Dışişleri Bakanı Tansu Çiller, hastane denetlemelerinden gayrı Nevruz kutlamalarına da aktif biçimde katılarak Iğdır'a gidiyor ve orada "ateşten atlayıp" yumurta tokuşturuyor. "Ateşten atlamak", Kürtlere ait bir kutlama biçimi. Ergenekon Destanı'nı andıran, Kürtlerin "Demirci Kawa efsanesi"yle ilgili bir ritüel... O bakımdan, Türkiye'de "devletleştirilen" Nevruz, "ritüel"i Kürtlerden alarak, "kendine özgü" bir hale sokuluyor. Ama her önüne gelen Kürt, "ateşten" atlayamaz. Çiller'in Başbakanlığı döneminde, bunu yapmaya kalkan Kürtlere kan kusturuldu. Kürtler, "ateşten atlarlarsa", bunun "bölücülük" olacağı tabiidir. Çiller atlarsa, bu bir "şenlik" ve "kardeşlik" olur... Nitekim, Çiller'in Iğdır'da "ateşten atlaması" devlet organizasyonu ile sağlanırken, Diyarbakır Bağlar'da yaktıkları ateşin çevresinde toplanan vatandaşlar, güvenlik güçleri tarafından dağıtıldı ve ateş söndürüldü. Buna karşılık, Valilikler, Güneydoğu'da "seçtikleri vatandaşlar"a yani koruculara yakmaları için lastik dağıttı... Kültür Bakanlığı, daha da ileri giderek, "sarı-kırmızı-yeşil" renkli Nevruz afişleri bastırdı. Refahlı Bakan, "Bu renklerin Göktürklerden beri, Osmanlılar tarafından da kullanıldığını, Uygur Türklerinin rengi olduğunu" söylemiş. Böylece, Kürtlerin kullandığını sandığımız, renkler de, "Türkleştirilerek" devletleştirildi... "Devletleştirilen" Nevruz'un kutlanmasının da kuralları var. Örneğin, önceki gün öğle vakti, CHP'liler, "Nevroz ateşi hiç sönmesin" yazılı altıoklu pankartla, İstiklal Caddesi'nden Taksim'e yürüdüler. Aynı gün akşamüstü, HADEP'liler, aynı yerden, ellerinde meşa'lelerle yürüdüler ama Taksim'e sokulmadılar. Nevruz'u lastik yakarak, ateş üzerinden atlayarak ve yürüyüş yaparak kutlayabilmek için ya Türk olmak ya da "atanmış Kürt" olmak gerekiyor. Varsın olsun. Kanlı Nevruzlardan, Cumhurbaşkanı'nın "Nevruz mesajı" yayınladığı, Nevruz'un, hatta renklerin yasak olmadığı günlere erişmek bile olumlu bir aşama sayılabilir... "Newroz" kutlu olsun... |
|