![]() |
| 22 MART 1997 CUMARTESI |
![]() |
M. Ali Birand
BONN Türk-AB ilişkileri, ilk yol kazasını atlattı ancak iş bitmedi şimdi de "özel statü"den söz ediliyor. Eğer Türkiye 11'lerin konferansına dahil ettirilmez ve özel statü ile yetinilmeye kalkışırlarsa, Türkiye'nin 42 yıldır sürdürdüğü "ortaklığın" sonuna gelinebileceği gibi Gümrük Birliği'nin bugünkü haliyle yürütülmesi de imkansızlaşacaktır. Tarihi bir dönemece gelinecektir. Nedenini şöyle anlatabiliriz: 1. Türkiye'nin 1963 yılında AB ile yaptığı anlaşmanın hedefi tam üyeliktir. Ardından gelen katma protokol de bizi tam üyeliğe götürecek bir anlaşma olduğu izin imzalanmıştır. Her ikisinde de tam üyelik hedefi net şekilde belirtilmiştir. 2. AB, Türkiye'nin 1987'de tam üyelik başvurusuna verdiği yanıtta Ankara'nın tam üyeliğe hakkı olduğunu, ancak günün koşullarının buna müsait bulunmadığını, ilerde gerçekleşebileceğinin altını çizmiştir. 3. Türkiye yine bir gün tam üye olacağı varsayımı ve vaadi ile Gümrük Birliği'ni (GB) kabul etmiştir. Diğer tüm üyelik tam üyelikten çok sonra ve büyük yardımlar aldıktan sonra GB'ye geçerken, Türkiye büyük fedakârlıkla ve sırf tam üyelik kapısı aralık kalacağından dolayı GB'yi benimsemiştir. Oysa geçen sürede Türkiye 1963'ten itibaren imzaladığı ve ortaklığımızın bizim için en önemli bölümlerini giderek kaybetmiştir. 1. Serbest dolaşım: Ortaklığın en önemli parçasını oluşturan, Türk işçilerinin serbest dolaşımı zaten uzun yıllar önce açıkça durdurulmuştur. "Gerçekçi, davranma" adına Türkiye bu konuya gözünü kapatmıştır. Yetmiyormuş gibi, GB'nin doğru dürüst işleyebilmesi için gereken hizmet ve servislerin serbest dolaşımı dahi, Alman ısrarıyla engellenmiş ve Ankara bunu da kabullenmiştir. 2. Tarım: Türkiye tarım ürünlerine (yine Avrupa piyasasındaki gerçekler adına) yıllardan beri hiçbir ciddi ödün alamamıştır. GB anlaşmasında tarım zaten dışarda bırakılmıştır. 3. Yardım: Türkiye 1980'den bu yana AB'den hiçbir yardım alamadığı gibi, GB'ye geçmesi sırasında karşılaşacağı güçlükleri hafifletebilmek amacıyla söz verilen fonlar da dondurulmuştur. Şimdi bu manzara karşısında AB bir de Türkiye'yi 11'lerin katılacakları daimi konferansa almaz ve "özel bir statü" ile yetinip ilerdeki tam üyelik hedefine açıkça gölge düşürürse, sorarım sizlere geriye ne kalır? Böyle bir durumda Avrupa'nın Türkiye ile ilişkilerinde son durak olarak Gümrük Birliği'ni gördüğü ortaya çıkmaz mı? Gümrük Birliği ki, tam üyeliğe gidene kadar, özellikle kısa ve orta vadede AB'nin lehine işleyecek bir mekanizmadır. Türkiye bu yükü, ilerdeki tam üyeliğine kendini hazırlamak, AB'nin disiplinini ve kurallarını öğrenmek için almıştı. GB, kapıyı aralayan ve iyi uygulandığı takdirde Türkiye'nin tam üyeliğini kimsenin itaraz edemeyeceği bir düzeye getirecek araç olarak görmüştü... Şimdi temel bir soruyu sorma zamanı geliyor. Eğer tam üyelik hedefi yok olursa, Türkiye neden Gümrük Birliği'ni sürdürsün? Serbest dolaşımın olmadığı, tarım ürünlerimizi satamayacağımız, hiçbir destek elde edemeyeceğimiz bir düzende ısrarla yürümenin ne anlamı var? Neden sürekli kaybeden biz olalım? AB, Türk kamuoyunu işte bu yüzden ikna etmek zorundadır. Ya bu gerçekleri GB müzakereleri sırasında, yıllarca önce bize söylemeli ve "özür dileriz ancak hiç ümitlenmeyin" demelilerdi veya bugün gereken güvenceyi vermeliler. Tahmin ettiğimizden de tehlikeli bir viraja yaklaşıyoruz. |
|