![]() |
| 22 MART 1997 CUMARTESI |
![]() |
Hıncal Uluç
"Şu senin şarkıyı çalalım bakalım" dedi, Erol.. Erol Evgin.. Polonezköy'deki o şirin köy evindeyiz Erol'un.. Mustafa Oğuz'un eşi Gül "Neden senin?" dedi.. Geçen yaz gene bu evin bahçesinde toplanmıştık. Erol'un oğlu Murat gitarı ile çalmış, Erol söylemişti, "Yeni bir şarkı yaptım" diye.. Bayılmış, sonra da yazmıştım, bu köşede sizlere.. "İşte o yüzden" dedim, Gül'e.. Oysa asıl yanıtın, şarkının sözlerinde olduğunu biliyordum.. Dr. Selma Çuhacı yazmıştı sözleri.. Usandım eskimiş yalnızlığımdan Söyle neredesin can yoldaşım! Çok şeyler silinmiş hatıralardan Bir tek, seni hiç unutamadım.. Geceler arkadaş sensizliğime Odam bomboş, şarkılar yarım.. Bir yemin, bir dua oldun dilimde Ne ümidim biter, Ne yasım.. Gün gelip her şeyi unutsam bile, Sen unutulacak kadın mısın? Müthiş bir düzenleme ile geldi, şarkı.. Firuz adlı Azerbaycanlı bir genç yapmış düzenlemeyi.. Ercan Irmak ney, Erkan Oğur gitar çalmış. Güngör Uras tekrar tekrar istedi çalınmasını.. Erol bu arada, bir başka Erol Evgin-Selma Çuhacı şarkısını koydu müzik setine.. Beni asıl bu şarkı çarptı işte.. Selma Çuhacı şarkı yazmamış, hayatımı özetlemişti sanki.. Dondum kaldım dinlerken.. Ben imkansız aşklar için yaratılmışım Ne kavuşmayı bilirim, ne unutmayı.. Kayboldum kuytusunda yalnızlıkların Yaşadım en karasını sevdaların Şarkı biterken Sezen kollarını uzattı.. "Şu halime bakın.. Bütün tüylerim diken diken" dedi.. Onu da fena çarpmıştı şarkı.. Erol Evgin beş yıl süren suskunluğunu, müthiş bir albümle bozuyor ve birbirinden güzel şarkılarla dönüyordu.. "Bu dünyaya şarkı söylemek için gelmişim, işimi yapıyorum" diyerek.. Pek çok aşkımızda onun şarkılarının bir, iki satırının mutlak olduğunu bilerek.. Erol baktı, fena gitmişiz.. "Haydi biraz neşelenelim" dedi.. "Bu albümde o da var.." Sezen Aksu geçen yaz oracıkta yazıp besteleyivermişti.. Ben de Ertekin'e ithaf etmiştim.. Bu şarkının klibi yapılmalı ve Ertekin oynamalı mutlak.. Bakın neden?.. Uzanmış kucağına yarinin Hiç farkında değil halimin Bir elini öptürür, bir gerdanını of of! Bize of çekmek düştü kem talihim!.. Ah delikanlı çağlarım, deli çağlarım!.. Bağıra çağıra geçtiler, ben ağlarım. Ey kuru dallara can veren Allahım!. Biz daha ölmedik, bizi de gör!
Kulaklarıma inanamadım. RTÜK, Show TV'yi kapamış.. Hani göreve geldiği gün "Kapatma cezasına katılmıyorum" diye bas bas bağıran yeni Başkan Prof. Orhan Oğuz'un RTÜK'ü.. Efendim, Reha Muhtar haber bülteninde, konu mankeni Ş.A.'yı, mahkemede verdiği ifadenin tersine ifade vermeye zorlamış da.. Kendim izlemesem inanacağım. Kız yanında avukatı ile gelmiş. Yanlış hatalı bir şey söylese, anında müdahele edecek avukatı ile.. Ve de "Kandırıldım, yanlış ifade verdim, buraya doğruyu açıklamaya geldim" diye gelmiş.. Reha Muhtar buna rağmen kaç kez "Mahkemede yalan, yanlış ifade verdiğini burada söylersen, suç işlersin" diye uyardı. Buna rağmen diretti Ş.A., "Gerçek bilinsin" diye.. Şimdi olaya televizyon, habercilik, gazetecilik açısından bakalım. Bunun nesi suç, nesi ayıp, nesi yanlış? Eğer bu ülkede bu sebeple televizyonlar kapanmaya başladıysa, Avrupa Birliği'ne haber salalım. Bizi sakın içlerine falan almasınlar.. Biz bu Abdülhamit sansürü kafası ile, İran ve Afganistan ile anlaşır, hatta Irak ve Pakistan'ı da alır, o eski RCD'yi yeniden ihya eder, hatta başına geçeriz. Ayıp RTÜK.. Ayıp!.. Ayıbın da ötesinde, bu karar bir skandaldır!
Yıllar, yıllar önce okuduğum, şimdi pek aklımda kalmamış bir kitabın adıydı, Ahlakın Ahlaksızlığı. Babamın kitapları arasında bulmuştum. Adı ilgimi çektiği için de okumuştum, ahlakın da ahlaksızlığı olur muymuş diye.. Olurmuş meğer.. Oluyor.. Günümüzde de oluyor.. Ahlak adına gizli kamera kullanılması tam bu işte.. Ahlakın ahlaksızlığı.. Sevgili dostum Fatma Girik'i dinleyince, ahlak adına kutsal bir iş yaptığına inanır gibi oluyorsunuz.. Müslüm Gündüz'ün teşhirini planlayan polisler de aynı şeyi söylemişlerdi.. "Böylelerini kamuoyuna tanıtmanın başka yolu var mı?" Peki ya insanların vazgeçilmez hakları ne olacak?.. Özel yaşamın gizliliği ne olacak?.. Ahlak adına dahi olsa, insanların yaşamlarına gizli kameralarla girme hakkımız var mı? Hem de bir konu mankeni bularak, kızı "Git doktoru baştan çıkar, sonra da çantana koyacağım gizli kamera ile kaydet" demek, ahlak adına da yapılsa, ahlaka sığar mı? Şimdi, ben bir örnek vermek isterim Fato'ya.. Yıllardan beri bir evli erkek ile birlikte yaşıyor. Bu eylemin adı, ahlak, din ve ceza kurallarında hep ayni.. Zina!.. Toplumun büyük bir kesimi olaya hoşgörü ile bakıyor. Neden?.. Herkes, bu ikisi arasında köklü bir sevgi olduğunu biliyor. Bu sevginin yasal birlikteliğe dönüşmesini, erkeğin yıllardan beri boşanmayı reddeden eşinin önlediğini de biliyor. Ama böyle bakmayanlar, yapılanın dinen günah, ahlaken ayıp, ve kanunen suç olduğunu düşünenler var. Şimdi böyle düşünenlerin yönettiği bir televizyon Fato'nun yatak odasına, mesela hizmetçisini satın alıp, gizli kamera koysa "İşte Türk Ceza Kanunu, işte Din Kuralları, işte ahlak, işte gelenek ve görenekler böyle ihlal ediliyor, kanıtlıyoruz" diye bu yatak görüntülerini yayınlasa, bizzat Fato'nun kendisi ne der acaba? İstediği her şeyi der. Biz de Fato'nun yanında oluruz. Çünkü yasal izin alınmadan insanların yaşamına gizli kamera ile girmek, gazetecilik değildir, yayıncılık değildir. Ahlak da değildir. Gizli kamera kullanımı, ülkemizde yasaktır üstelik.. "Radyo ve Televizyon Yayınları Yayın Esas ve Usulleri Hakkında Yönetmelik"in 15'inci maddesi gayet açıktır: "Gizli kamera, gizli mikrofon veya benzeri yöntemlerle yapılan çekimler ve tespit edilen ses kayıtları, ilgililerin izni olmadan yayınlanamaz!.." Fato, doktorun izni olmadan bandı yayınlayarak bu kuralı ihlal etmiştir. Fato bir kuralı daha ihlal etmiştir: Onuncu maddeyi.. "Tür ve içerik gereği cinselliğin yer aldığı yapımlar, gençlerin ve çocukların zihinsel, duygusal, sosyal ve ahlaki gelişimini korumak amacıyla uygun uyarılar yapılarak saat 24.00 ile 05.00 arasında yayınlanabilir." Oysa Fato neredeyse bir porno filmi ile ortak görüntülere sahip programını saat 22.00'de yayınlamıştır. Ahlak adına yola çıkan Fato, mesleğinin yazılı ahlak kurallarını, hem de iki kez çiğnemiştir. Ahlakın ahlaksızlığı, eğer bu değilse, nedir, sizce?..
Show TV'den başka hiçbir kanalın elinde, haftanın maçlarının görüntüleri yok.. Spor izleyicisi Show'a mahkum yani.. Şansal Büyüka, Kanal D'de iken çok eleştirdiği Cine5 ve Show'a transfer ederken "Benim işim spor programı yapmak, elimde malzeme yokken hiçbir şey yapamıyorum. Malzemeyi elinde bulunduran kanala transfer sebebim bu" demişti bana.. Kabul etmiştim. Ama spor programı yapıyor mu bugün Şansal?.. Spor seyircisini doyuruyor mu?.. Buna "Evet" demek güç.. Önce niye ısrarla verdiğini anlamadığım, bitmez tükenmez maç öncesi, otobüsten inme, soyunma odasında tepinme görüntüleri.. Hafakanlar basıyor.. Sonra, maçtan özet görüntüler.. Sonra Kale Arkası'nın kalesi Erman Hoca'dan tartışmalı pozisyonlar üzerine ahkam.. Hayır.. Bu değil spor programcılığı.. Elindeki malzeme ile inanılmaz bir program zenginliğine ulaşabilir Şansal.. Güzellikleri sergileyebilir mesela.. Mesela Hagi'nin vücudu ile ayak bileğini karıştırıp attığı harika bir çalımı, arka arkaya ve de yavaş çekimlerle ekrana getirebilir.. İlle de gol ya da tartışma mı gerek, bir güzelliğin ekrana gelmesi için.. Haftanın çalımı, haftanın pası, haftanın şutu, haftanın kurtarışı, haftanın golü.. Tribünlerden seçme görüntüler, daha neler neler yapılabilir.. Bunlar emekle, alınteriyle yapılır ancak. Show en kolayını yapıyor. Elindeki hazineyi de ziyan ediyor!..
"Haritada görüldüğü gibi" diyor, güzel Banu, hava durumunu sunarken.. Haritada bir şey görünmüyor oysa.. Çünkü Banu tam haritanın önünde duruyor.. Onun orda durduğunu da programın yönetmeni bin gecedir görüyor. Bütün dünyada, çok ama çok ciddi yapılan, çünkü sanıldığından fazla ilgi çeken hava durumları, bizim televizyonlarda nasıl şişirme, nasıl baştan savma, inanamıyorum.. Hiç yapmayın arkadaşlar o zaman.. Hiç yapmayın, biz de bilelim!..
Mum söndüymüş.. Ama Kazan haklı, yalancının mumu ne güzel de yatsıya kadar yanıyor.. Hakan/Utku
Bir insanı tanımak istiyorsanız, onu büyük iktidara sahip kılınız. Pittakus
Cemal çok başarılı olmayan bir güreşçiymiş. Temel bir gün Cemal'den sözedilirken, - Artık dünyadaki tüm güreşçilerin sırtını yere getirebilir. - Nasıl oldu, çok mu çalışıyor? - Hayır, mektebi bitirdi, doktor oldu. |
|