![]() |
| 22 MART 1997 CUMARTESI |
![]() |
Çetin Altan
İnsanoğlunun algılamakta en zorlandığı olgu hem evrendeki, hem de dünyadaki hiç durmayan sinsi değişim... Eski fotoğraflarınıza baktığınızda daha somut görürsünüz bunu... Doğduğunuz mahalleye şöyle bir uğradığınızda da... Sovyetler Birliği nasıl değişiverdi örneğin? Şimdi Rusya yeni bir dönemin eşiğindedir; Avrupa da öyle, hatta Amerika Birleşik devletleri de...
Dün Bill Clinton ile Boris Yeltsin'in Helsinki doruğundaki son görüşmeleri, daha doğrusu tüm ülkeleri ilgilendiren sıkı pazarlıkları, nasıl sonuçlandı acaba? 1993'ten bu yana her iki Başkan'ında 11. buluşmasıydı Helsinki "başbaşa"sı... Clinton, golf oynarken geçirdiği bir sakatlık yüzünden hemen ameliyata alınış ve bir günlük ertelemeyle yetişmişti randevusuna, tekerlekli sandalyesinden ayrılamadan... Yeltsin ise sekiz ay boyunca ölümle pençe pençeye geldikten sonra uçuyordu Helsinki'ye...
Clinton, Çek Cumhuriyeti'yle Polonya ve Macaristan'ı da Kuzevy Atlantik Paktı'na ekleyerek, NATO'yu Avrupa'nın doğusuna doğru genişletmek inadındaydı. Yeltsin ise mıh gibi bir "olmaz"la karşı çıkıyordu buna... İki taraf da, dediğim dedik çizgisine saplanmış iki Apaçi mızrağına benziyordu. Öyle ki, Yeltsin bu buluşma için: - Rus-Amerikan ilişkileri tarihinin en zor karşılaşması, diyordu. Temmuz'da Madrid toplantısında açıklanacak olan yeni NATO'dan adayların listesi, şimdiden iki lider arasında yeni bir "ulusal çıkarlar" düellosu başlatıyordu. Nasıl başlatmasındı ki, NATO'ya katılacak yeni ülkeler, daha düne kadar Sovyetler'in Doğu Bloku içindeydi. Clinton, Ruslar'ı büsbütün germemek için Baltık ülkeleriyle Ukrayna'nın NATO'ya girme isteklerini bir yana bırakmıştı. Ve ayrıca Yeltsin'e şu ödünleri vererek havayı biraz olsun yumuşatmayı hesaplıyordu: 1- NATO, yeni üye olacak ülkelerde, nükleer silahlar da dahil, askeri bir genişlemeye gerek duymuyordu. 2- 1992'deki karşılıklı nükleer silah indirimi anlaşmasından ABD avantajlı çıkmıştı. Bu eşitsizliğin düzeltilmesi yeniden gündeme getirilebilirdi. 3- Yeni durumu sürekli gözlemek için Rusya'nın da katılacağı bir Barış Konseyi kurulabilir ve Moskova resmi olarak da NATO'yu -bir anlamda- denetleyebilirdi. 4- Rusya "7 Büyükler" diye bilinen en gelişmiş 7 ülke arasındaki ekonomik platforma dahil edilebilirdi.
Clinton'un yapabileceği bu öneriler belki de ağzının suyunu akıtacaktı Yeltsin'in. Ne var ki, kendisinin siyasal çevresi NATO'nun genişletilmesi konusunda iyice şahinleşmişti. Ekonomik sıkıntılar ise zaten Ruslar'ı ezdikçe eziyordu. Aylardır ödenmeyen aylık ve ücretleri protesto etmek için, 27 Mart'ta genel bir greve gidilecekti. Yeltsin sıkı durmak zorundaydı. Nitekim Helsinki doruğunun önceki günkü ilk toplantısında, NATO'nun genişletilmesi önerisine, Clinton'un pek beklemediği bir karşı öneri geldi Yeltsin'den... Böyle bir durumda Moskova da Çin, Hindistan ve İran'la işbirliği yapmaya yönelebilirdi...
Helsinki konuşmalarının vardığı son noktayı bugün öğreneceğiz. Ve Türkiye hiç beklenmedik siyasal bir rüzgarlanmayla karşı karşıya kalacak. Moskova-Ankara-Kudüs şakulü, Türkiye'nin gözardı edemeyeceği tarihsel bir şakuldür. Moskova'daki bir rota ayarı da sanıldığından daha çok etkiler Ankara'yı; -Washington'un Kudüs yörüngesinde- arttırabileceği Ortadoğu'daki ağırlığı da... İnsanoğlunun algılamakta en zorlandığı olgu hem evrendeki, hem de dünyadaki hiç durmayan sinsi değişim... Yine köklü bir değişimin arifesindeyiz, ne kadar algılayamasak ve o nedenle umursamasak da... |
|