![]() |
| 22 MART 1997 CUMARTESI |
![]() |
Taze beyinlerinde basket topları dolaşan 40 minik basket öğrencisinin idman heyecanınla tanışıp çocukluğumun potasına kattım onları. Öğrendim ki, onlara topları yastık, formaları pijama olmuş artık. Rüyalarını ise Space Jam süslüyor. Hepsinin tepkileri, algıları, güçleri birbirinden farklı olsa da heyecanları ortak. Belki de içlerinden biri geleceğin Michael Jordan'ı olacak.
* Geçen hafta 40 minik basketbol öğrencisinin idman heyacanına karıştım. Türk Telekom'un Ankara'daki spor salonundan sepet sepet basketçi ruhu topladım. Çocukluğumun potasına kattım onları. Kendimi çocuklara sattım. * Onlar baskete başlayalı 2 ay oldu. Hafta sonlarını buraya adıyorlar. Salonu mabed, potaları mihrap belliyorlar. 40'ının da 40 basket topu dolaşıyor ter-ü taze beyinlerinde. Öğrendim, toplarıyla yatıyorlar, formalarını pijamaları biliyorlar. Rüyalarında Space Jam'i görüyorlar. * Her hafta sayıları artıyor, bir minik daha, bir çocuk daha, bir delikanlı daha katılıyor aralarına. Tabii ki becerileri bir değil. Tepkileri, algıları, güçleri farklı. Tek ortak yanları heyecanları. Bu sezon böyle idare edecekler. Sonra daha iyiler, iyileri eleyecek. Kalanlar spor yoluna devam edecek. Kimbilir nereye kadar gidecekler?
Sabretmeyi öğreniyorlar
* Çocuklar şimdi bedenlerini öğreniyor. Ellerini, ayaklarını tanıyor, hiç farkına varmadan. Topu onlarca defa bacak aralarından geçiriyorlar, sağdan sola veriyorlar, döndürüp döndürüp küçük vücutlarını. Fırlamayı, koşmayı, birbirlerinin elinen top kapmayı, topu kaptırmamayı çalışıyorlar, topuklarını ve burunlarını keşfediyorlar, esniyorlar. Hareketlerini sayı sayarak yapıyorlar, yani sabretmeyi öğreniyorlar. Aynı anda iki üç şey yapılabileceğini görüyorlar. Top sürerken koşulabilir, yalpalamadan bir hat izlenebilir, bu arada sağları solları kolaçan edilebilir. Topu gözleriyle izlemek ve elleriyle yönlendirmenin yordamını heyacanlarına katık ediyorlar. Hocaları topu yere vurduğu an, önce gözleriyle kapıyorlar o sihirli yuvarlığı. Sonra yaylarından boşanıyorlar. Kelebek hafifliğinde aslanlar gibiler. Kah dansa benziyor hareketleri, kah savaşa. İki de bir şortlarını çekiştiriyorlar. Topu kaptıkları an hiç bırakmak istemiyorlar. Koltuk altlarına sıkıştırıp afilli pozlar veriyorlar. * Hepsinin içinde bir Michael Jordan yatıyor. Bir an evvel "Maykıl" olmak istiyorlar. Fark etmedim sanmasınlar, salona girer girmez doğru toplara saldırıyorlar. Esnemeden basket atmak istiyor, idmana direniyorlar. Biliyorum acelesi var hepsinin. Çabucak olmalı her şey. Köşeleri kolay kolay dönmek istiyorlar.
'Küçük İbo olmayacağız'
* O gün anteramanların sezon ücreti verilecek. Eşofmanların ceplerinde beşer milyon lira, biraz sonra koça iletilecek. Biri diyor ki arkadaşına: "Ben sürekli borç takıyorum. (borç veriyorum demek istiyor) Günde yüzde yüz faiz uyguluyorum. Yolumu buluyorum. 5 milyon kendi paramdan babama borç taktım. 7 milyon olarak geri alacağım ondan. Babamla anlaştım." Bu sözler, kafalarındaki spor ve para ilişkisinin habercisiymiş. Neden bu sporu seçtiklerini sorgularken çoğu için iyi basketçi olmanın, iyi bir gelir kapısı anlamına geldiğini öğreniyorum. Bilim Koleji'nden Berker Efendioğlu, hepsinin hislerine tercüman oluyor: "Michael Jordan dünyanın en fazla para kazanan oyuncusu. Adam uyurken bile para kazanıyor. Saat başına, sayı başına milyarları götürüyor. Demek ki ünlü bir basketçi olmak zengin olmak demek. En azından zengin olma ihtimali baskette çok fazla." * Ürküyorum. Bu yaştaki çocukların basketi öncelikle yüksek kazanç olanağı olarak görmesi spor ruhuna ne kadar uygun? Bu çocuklardan kaçı ilerde yıldızlaşacak, kaçı yakalayacak para topunu, kaçı hayatlarını basketten kazanacak? Yeterince para yoksa yeterince zevk vermeyecek mi oyunları? Para beklentisiyle topa uzanırlarsa, biz yerine ben demeleri gerekmeyecek mi? O zaman o çok övdükleri takım ruhuna ulaşabilecekler mi? * İçlerinden biri "Biz küçük İbo gibi olmak istemiyoruz" deyince iyice kafam karışıyor. "Onu kullanıyorlar. Baskette ise takımla birlikte var olduğumuz için bizi tek başımıza kullanamazlar. Kullanacaklarsa takımı kullanırlar" diye devam ediyor. İyi ama sporda önceliği paraya verirlerse Küçük İbo'dan ne farkları olacak?
"Kendi işimize bakmalıyız"
* Çocuklar acaba Türkiye'de profesyonel basketçilerin ne kadar para kazandığını biliyor mu? Bahçelievler İlkokulu'ndan Efe Cihan Terzi'nin cevabı içime sular serpiyor: "Başkalarının parasıyla uğraşacağımıza kendi işimize bakmalıyız. Çalışmazsak hiçbir şey olamayız. Kendimizi geliştirmeliyiz. Her şey bizde başlayıp bizde bitiyor. işi yapacak olan biziz çünkü." * Görgü ve kişilik farkından mı, yoksa bu zihniyetten mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama bakıyorum, az da olsa koçun gösterdiği hareketleri yapıyormuş gibi davranıp kaytaranlar var. Arkadaşının bacağının arasından sürünerek mi geçilecek; bir geçiyor iki geçiyor, üçüncüsünde yandan seyirtiyor. * Tabii ki çocukların dünyasını yalnızca para renklendirmiyor. Bir sonraki antreman için sıra bekleyen çocuklara yaklaşıyorum. Erden Yüksel Ankara Koleji öğrencisi. Neden basket oynadığını açıklarken, çocuksu heyecanına delikanlı raconu ekliyor: "Baskette şov hareketleri daha fazla futbola göre. Öyle artistik hareketler görmeyi seviyorum. Boyun kısa dediler ilk başta, uzar dediler. Faydası oldu. Favorim Scatty Pippen. Çünkü her türlü şeyi yapıyor. Asist, ribaund, sayı..." Herkesin favorisi Michael Jordan, seni etkilemiyor mu? "O da fazla şovmen. Michael'ın modası geçti. Bizimkilerden en çok Ufuk Sarıca'yı beğeniyorum. Çünkü çok iyi üçlük atıyor." * Selim Şükrüoğlu. ODTÜ orta 1 öğrencisi. Basketi takım sporu olduğu için seviyor. "Oyun bir çok kişiyle oynandığı için stres üzerinizde kalmıyor. bir topu paslaşarak paylaşmak insanı rahatlatıyor. Hayat da böyle olmalı." Selim'in gönül verdiği basketi paylaşmayı ve paslaşmayı öğreten spor olarak tanımlaması çok hoş. Acaba büyüklerinin basket üzerine görüşlerini mi yansıtıyor, yoksa bunun önemini içtenlikle kavramış mı? Kavradıysa bu yaşta bu olgunluğu yakalamasına yardımcı olan basket yaşasın. Ama bu yaşta stresten söz etmesi ilginç. Daha sonra stres ve takım ruhu sözlerini diğer çocukların da kullandığını fark edeceğim.
'Ünlü olacağız'
* Basket deyince çocukların hemen hepsi iki şey söylüyor. Bir "boyumuz uzayacak", iki "ünlü olacağız". Boyun uzamasını içlerinden biri "Futbolda bacak kasları enine, baskette boyuna gelişir de ondan" diye açıklıyor bilmiş bilmiş. Söz boydan söz açıldığında fazla boyun karın ağrıtacağına ilişkin yorumlar da duyuyorum. Atıbey İlkokulu'ndan Onur Utku, "Boy uzunluğu çok da iyi değil. Evlenirken eş bulamazsın kendine" diyor. Efe Cihan Terzi, arkadaşını destekliyor; "Her şeyin fazlası kötü. Gülseren fazla oynamış, fazla uzamış." Daha önce bir basket antrenöründen duymuştum: "Doğru basket boyun uzamasına yardım eder. Ama aslında boyun basketle uzanacağına dair inançtır serpilmeyi sağlayan." Demek iman gücüyle uzayacak bu çocukların boyları. * Hepsi kopya kağıdı koymuş gibi şu cümleyi tekrar ediyor bana: "Basketçi olursan ünlü olursun. Televizyona, gazeteye çıkarsın. Herkes seni beğenir. Sokakta yürürken 'Aa! Bu o' derler (Burada kendi isimlerini söylüyorlar.) Türkiye'nin Avrupa'da en başarılı olduğu spor basket. Böyle bir takıma (Türk Telekom) girince Avrupa'da da tanınacağım demektir. Türkiye'de ünlü olmak yetmez." Bir diğer genel kabul cümlesi de şu: "Futbolcular o kadar tahsilli değil. Basketçiler daha kültürlü olur" Konuşmada en atak Berker, basket sevgisinin nedenini şöyle özetliyor: "Beni cezbeden yanı oyunun tempolu olması. Bana zevk veren yönü hız. Ayrıca çok sert bir spor. Otoriter yapıyor bizi." Demek böyle de olumsuz yönleri var? "Hayır ben bunu olumlu anlamda söylemiştim. Basket güç artı yetenek ister. Sertlik kaba kuvvet değil. Sınırları belli bir sertlik bu. Centilmenlik dışı faul yapamazsın."
'Artık yatağımı topluyorum'
* Türkan Azmi Köksoy İlkokulu'ndan Ali Eren, basket oynamanın yararları arasında benim hiç aklıma gelmeyen bir noktaya dikkatimi çekiyor: "Ben basket oynamaya başlamadan önce yatağımı yapmazdım. Bu sporda disipline alıştım. Artık hem yatağımı topluyorum hem de odamı." Bilim Koleji'nden Eren Akman'ın basket aşkı o kadar büyük ki, her anını bu spora adamak istiyor. Eren, evde komşulara gürültü gitmesin diye, büfenin üstüne koyduğu büyük tencereleri basket potası olarak kullanıyor. Bir çift temiz çorabı iç içe geçirip top yapıyor ve çorap topu tencerenin içine sokmaya çalışıyor. * Çocukların basket "örtmenleri", Ceylan Erbaşlar ve Çağlar Irak'la konuşuyorum. Genç koçlar, Ankara Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü, 2'nci sınıf öğrencisi: "İlk geldiklerinde çok şımarıktılar. Sesimizi yükseltmedikçe sözümüzü dinlemiyorlardı. Aman çocuğum düşmesin diye titrenmiş üzerlerine. Artık sporun olumlu etkileri görülmeye başladı. Şimdi laf dinliyorlar, kendilerinden istenileni yapmaya yarışıyorlar. Hırsla, çabayla birbirlerinin elinden topu kapmaya çalışırken yüzlerine yayılan mutluluğu hissediyorsunuz. Mesela Burak, uzun zamandır topu potaya yetiştiremiyordu. İlk kez dün başardı. Arkadaşları onu nasıl uzun uzun alkışladılar. O sırada sevincini görseydiniz.
'Takım olduklarını öğrendiler'
Artık idmanda gördüklerini maça da aktarabiliyorlar. Basket kişiliklerini geliştirdi, disipline oldular. Önceleri birbirlerini şikayet ederlerdi. Bu şikayetler de bitti. Çünkü onlara bir takım olduklarını, takımla birlikte varolduklarını, birbirlerini tamamlamaya çalışmalarını öğretiyoruz. Daha çok Türk Telekom'un A takımı oyuncularını kendilerine örnek alıyorlar. "Alper Yılmaz gibi iyi üçlük atabilecek miyim örtmenim?" diye soruyorlar bize. Veya Rick Vinslov kadar sıçrayabilir miyim acaba?" diyorlar. Hatta "Örtmenim benim tipim Kemal Tunçeri'ye benziyor mu?" diye soranlar var. Okullarında, evlerinde basket oynama imkanı olmayan çocuklar buraya daha hırsla geliyor, dört elle topa sarılıyor. Salona girer girmez hemen topa dokunmak istiyorlar. Takım ruhuna çabuk girdiler. Bu yaş gurubunda bu kadarını beklemiyordum. Aileler çocuklarının evdeki hallerine de basketin olumlu yansıdığını söylediler bana. Yemekler daha nazlanılmadan yeniliyor, sütler itirazsız içiliyor, odalar toplanıyor, yataklar yapılıyormuş artık. Bizim bu konulardaki motivasyonumuzun etkisi oluyor demek. İnanılmaz bir soru sorma merakları var. Söylediğimiz her şeyi neden sorusuyla karşılıyorlar. Nedenini bilmedikleri hiçbir hareketi yapmak istemiyorlar. Buna süt içme de dahil, idman hareketleri de." * Peki sevgili örtmenlerim, çocukların bu yaşta basketi iyi bir gelir kapısı olarak görmelerine ne diyorsunuz? "Doğrusu çok şaşırdık. Biz böyle eğilimleri olduğunu hissetmedik. Bu, daha çok ailelerin çocuklarını nasıl motive ettiğini, çocuklarını spora verirken hangi beklentiler içinde olduğunu gösteriyor. Tabi bize düşen görev burada onlarını beynindeki bu yanlış yaklaşımı silmek. Biz burada her zaman arkadaşlık, yardımlaşma duygularını aşılamaya çalışıyoruz. Ama ailelerin desteğiyle ulaşılır bu hedefe." Çocuk ailenin aynasıysa 40 sepet basket çocuğunu takdimimdir. Sepet sepet basket. Ey aile, sen bunları not et. |
|