![]() |
| 08 SUBAT 1997 CUMARTESI |
![]() |
Mehmet Barlas
Hiçbir tartışmalı konuyu, bir çözüme bağlamak gibi niyetimiz olmasa bile, bunu denememiz de şarttır. Mesela şu "Taksim'e cami" diye bir tartışma konusu var ya elimizde. Bu, "Taksim'e cami yapılsın mı yapılmasın mı" tartışmasını da, 2000'li yıllara taşımaktan yana mıyız? Önceki gün Oğuzhan Asiltürk de açıkladı. Süleyman Demirel'in başbakan olduğu 1980'in Mayıs ayında, Bakanlar Kurulu, Taksim'e cami yapılması için bir karar almış. Adalet Partisi'nin azınlık hükümeti tarafından alınan bu kararı, dönemin Cumhurbaşkanıvekili İhsan Sabri Çağlayangil de imzalamış. Taksim'e yapılacak cami için, o bölgede gayri menkul alınmasını da içeren bir kararname imiş bu. Sonra, 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi gerçekleşince, bu karar, havada kalmış. Şimdi yıl 1997. Gündemimizde yine aynı konu var. Bir kesim (özellikle Refahlılar) "Taksim'e cami şarttır" diyor. Karşı kesim ise, "Taksim'e cami yapılamaz" şeklinde konuşuyor. Kendi toplumumuzu artık tanımış olmamız gerekir. Biliyoruz ki, herhangi bir konu, toplumun önünde tartışmaya açılınca, hemen fanatikler çıkar ortaya. Bu fanatikler, siyasi yelpazenin her kesiminde, fazlasıyla mevcuttur. Hatırlayın, "İstanbul'a Boğaz Köprüsü yapılsın mı?" konulu tartışmaları.
1960'ların sonunda ve 70'lerin başında, "Boğaz Köprüsü" projesi gündeme gelince, sol fanatikler hemen karşı savları seslendirmeye başlamıştı. Attıkları slogan da, şu doğrultudaydı: - Boğaz'a köprü yapacağınıza, önce Zap Nehri'ne köprü yapın! Bereket zamanın Başbakanı Demirel, Boğaz Köprüsü konusunda direndi. Neredeyse vatana ihanetle suçlanacak gibi olmasına rağmen, 1'inci Boğaz Köprüsü'nün yapımını sağladı. "12 Mart 1971"de askeri müdahale ile devrildiği için, köprü açılışını da, kendisi yapamadı. 1973'teki açılışı, Cumhurbaşkanı Korutürk yaptı. Ama Boğaz'a köprüye "hayır" diyenler, çok kızgındı. Daha sonraları, "Önce Zap Köprüsü" sloganını bıraktılar. "İstanbul'a köprü tuzağı" gibi sloganlara sarıldılar. Boğaz köprülerinin, İstanbul'u çarpık kentleştirdiğini falan söyleyerek, savlarını sözde bilimsel bir açıya bağladılar. Bereket 1980'lerin Başbakanı Turgut Özal da, her konuda kazan kaldıran neo-Yeniçeri makulesine pabuç bırakacak türden bir politikacı değildi. Özal da, bütün bağrışmalar arasında, 2'nci Boğaz Köprüsü ile çevre yollarını yapıverdi. Yani şunu söylemek istiyoruz. Eğer icraat yaparken, bizim toplumun fanatiklerine takılırsanız, parmağınızı bile oynatamazsınız. Hatırlayın Karayolları'nı ve otoyol tartışmalarını. Özal otoyollara başlarken, "sol yobazlar" ne dedi? - Demiryolu varken, otoyol yapılır mı efendim? Özal ihracat hamlesini başlatırken ne dediler? - Türkiye'nin ihraç edecek malı mı var? İhracat yaparsak, içeride aç kalırız! "Taksim cami" konulu tartışmaları da, iki farklı kesimin fanatiklerinin tartışmasına bırakırsak, sonunda bu meselenin, demokratik rejimi tehdit eder hale geldiğine tanık olabiliriz. Eksik olmasın... Erbakan da, olayı, "İstanbul'un yeniden fethedilmesi" gibi bir çizgiye oturtarak, bu konuda ciddi bir katkıda zaten bulunmuştur.
Karşı kesim de, sonunda olayın, bir "rant meselesi"ne dayandığını söylemeye başlamıştır. Yani Taksim Camii de, her tartışmada hemen ortaya çıkan "karşıt taraflar"ın, birbirleri ile meydan savaşına giriştiği bir vesile haline dönüşüvermiştir. Peki biz bu konuda ne diyoruz? "Taksim'e cami yapılsın", diyoruz. Ama bu caminin adı, "Atatürk Camii" olsun diyoruz. İstanbul'da, padişahların ve valide sultanların isimlerinin verildiği, sayısız "selatin cami"ler var. Üstelik İstanbul'u işgalden kurtaran bir komutandır da Atatürk. Gerçek anlamı ile, İstanbul'un 2'nci fatihidir. Kentin ve Taksim'in mimarisine uygun, abartılmamış, özgün yapıya sahip bir "Atatürk Camii" yapılsa, fena mı olur? Hiç olmazsa, bir konuyu çözüme bağlar ve 2000'li yıllarda da, bunu tartışarak, rejimi de tartışılır hale düşmekten kurtarırız.
TAKSİM
Eğer İstanbul'un ve Beyoğlu'nun Refahlı belediye başkanları, gerçekten kentin, Osmanlı tarihine uygun bir çizgideki "yarın"a bakmak istiyorlarsa, Taksim'i ve "Taksim cami projesini" de, o çizgiye oturtmalıdırlar. Taksim'e, Osmanlı Padişahları'nın yaklaşımı, dini olmaktan ziyade askeridir. Mesela "Taksim Kışlası"nı, 3'üncü Selim 1860'da yaptırmıştır. "Taşkışla" da, Abdülmecid tarafından, 1847'de temeli atılarak başlatılmıştır. Başka bir şeyi hatırlayalım. Mesela Taksim'in en bilinen yollarından bir tanesi, "Şehit Muhtar Bey Caddesi"dir. Kimdir bu Şehit Muhtar Bey? 1909'un 13 Nisan günü (eski takvimle 31 Mart), Taksim'de direnen topçu askerlerine karşı Hareket Ordusu ilerlerken, yer alan çarpışmalarda vurulup, ölmüştür Şehit Muhtar Bey!.. O sırada, Taşkışla da, Hareket Ordusu tarafından bombalanmıştır. Yani Şehit Muhtar Bey, 1909'da, "şeriat isteriz" diyenlere karşı savaşırken şehit olmuş bir subaydır. Tarih böyle, çok boyutlu bir olgu. Taksim'in bile bir tarihi var yani!
ŞAKA
ANAP'lı Korkut Özal, çok açık konuşmuş. - Bu hükümetin alternatifi yoktur. Refahyol Koalisyonu düşerse, Türkiye kaosa sürüklenir, demiş. Şimdi gelin işin içinden çıkın. Galiba bu ANAP'ın yöneticileri, "glu glu dansı" yapıyor. Ama "glu glu" sesini hindiler değil, devekuşları çıkartmakta. Çünkü yöneticilerin başı, hep kuma gömülü. |
|