Büyük sürgün
Güvenlik güçleri tarafından tam 72 yıl izlenen Said Nursi, 28 yıl boyunca hapis ve sürgün cezası yedi Sabah'ın dev araştırması / 18 HULUSİ TURGUT
Osmanlı İmparatorluğu'nun 1918 yılında Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkması üzerine, mukaddes vatan toprakları, savaşın galipleri tarafından adeta yağma edildi.
Anadolu, Trakya ve Ortadoğu'daki pek çok yerleşim yeri işgal kuvvetlerinin kontrolüne geçti.
Ancak 23 Nisan 1920'de açılan Büyük Millet Meclisi, yeni ve bağımsız bir Türk Devleti'nin müjdesini veriyordu.
Parsellenen vatan coğrafyasının orta yerinde başlatılan Milli Mücadele dalga dalga yayılacak, 29 Ekim 1923'de ise "mutlu son"a ulaşılacaktı.
Kuvay-ı Milliye ruhunu benimsemiş insanlar yılların getirdiği acıyı sinelerine gömecek, yeniden devlet olmanın heyecanı içinde, bu sefer de toparlanma ve kalkınma mücadelesine koyulacaktı.
Bediüzzaman'a gelen teklif
Bediüzzaman Said Nursi ise, Cumhuriyetin ilanını Van'da karşılıyor, Erek dağındaki yaşantısını sürdürüyordu.
1925 yılında Cumhuriyet iki yaşına bastı. Bu arada yeni devlet yapılanmasına karşı bazı oluşumlar başgösterdi. O günlerde, Kürt aşiret ağalarından ve Hamidiye Paşalarından Kör Hüseyin Paşa, Said Nursi'yi Erek dağında ziyarete gelip, heybesinden çıkardığı bir kese altını, orta yere koydu.
Kör Hüseyin Paşa, mendil içindeki çil çil altınları, Bediüzzaman'a uzatırken, şunları söylüyordu:
"Bu, minnetsiz (karşılıksız) olarak benim malımın zekatıdır. Bunu kabul et; fakirlere, misafirlere ve talebelere sarfet."
Bediüzzaman, konuğunun teklifini hayret ve hiddet içinde dinleyip, şu cevabı veriyordu: "Paşa!, sen hiç alim ve hocalara sormadın mı? Zekat, yerinden nakil olur mu? Senin köyünde fakir akraban ve yakınların yok mu? Niçin getirdin?"
Kör Hüseyin Paşa, Said Nursi'nin sözlerini, şu şekilde cevaplandırdı:
"Sizinle bir konuyu görüşüp, danışacağım. Askerim hazır. Atlar hazır. Silahlar ve cephaneler de hazır. Sizden emir bekliyoruz."
Bediüzzaman'la, Said Nursi arasındaki diyalog şöyle sürüyordu:
Said Nursi : Sen ne diyorsun, kiminle savaşacaksın?
Hüseyin Paşa : Mustafa Kemal'le.
Said Nursi : Mustafa Kemal'in askeri kim?
Hüseyin Paşa : Ne diyeyim, işte askerdir.
Said Nursi : Askerler, bu vatanın evlatlarıdır. Senin ve benim akrabalarımdır. Kime vuracaksın? Onlar kime vuracak? Düşün, idrak et. Ahmet'i Mehmed'e, Hasan'ı Hüseyin'e mi kırdıracaksın?
Hüseyin Paşa : Böyle bir hayattan, ölmek daha iyidir.
Said Nursi : Ne olmuş hayata?
Sen hayatından bezmişsen, o Müslümanların günahı ne?
Bediüzzaman'ın tavrı karşısında şaşkına dönen Kör Hüseyin Paşa konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Sen, benim elimi ayağımı soğuttun. Aşiretimin korkusundan, evime gidemem.
Bütün aşiretler toplanmış, benden söz bekliyorlar. Beni, beş para etti."
Said Nursi'nin cevabı ise ilginçti: "Kullar arasında beş para ol, ama Allah katında makbul ol."
Kör Hüseyin Paşa, çaresiz dönüyordu.
Şeyh Said'den teklif
Kör Hüseyin Paşa'yı, bu sefer Doğu'nun ünlü Nakşibendi Cemaati Lideri, Şeyh Said'in teklifi izledi. Şeyh'ten, bir mektup geldi. İçinde, şu ifadeler vardı: "Efendim, sizin nüfuzunuz kuvvetlidir. Bu harekatımıza katılır, yardım ederseniz, kazanırız." Said Nursi'nin, bu mektuba cevabı ise tarihi nitelikteydi. İçeriği ise şöyleydi: "Türk milleti asırlardan beri İslamiyetin bayraktarlığını yapmıştı. Çok veliler yetiştirmiş ve şehitler vermiştir. Böyle bir milletin torunlarına kılıç çekilmez. Biz Müslümanlar, onlarla kardeşiz. Kardeşi kardeşle çarpıştırmayız. Bu, Şer'an caiz değildir. Kılıç, harici düşmana karşı çekilir. Dahilde kılıç kullanılmaz. Bu zamanda tek kurtuluş çaremiz, Kur'an ve iman hakikatleriyle, aydınlatma ve yol göstermedir. En büyük düşmanımız olan cahilliği yok etmektir. Birkaç cani yüzünden, binlerce masum kadın ve erkekler telef olabilir."
İsyan başlıyor
Yakın tarihimize "Şeyh Said İsyanı" diye geçen olay 8 Şubat 1925'de Doğu Anadolu'nun çeşitli yörelerinde organize bir biçimde başladı.
Başkent Ankara'da olağanüstü önlemler alınırken, isyan bölgesinde yaşayan nüfuz sahibi kişilerin de Batı Anadolu'ya sürgün kararı çıktı. Başbakan Fethi Bey (Okyar) görevden ayrıldı, Hükümeti kurma görevi İsmet Paşa'ya verildi. İsyan hareketinde, Orta Doğu'nun konumu ve petrol mes'elesi nedeniyle İngiltere'nin parmağı olduğu daha sonra tarih araştırmacıları tarafından ileri sürülecekti. Yine aynı kaynaklar bu isyan hareketine Said Nursi'nin karşı koyduğunu ve başarısızlığa uğramasında etkin rol oynadığını yazacaktı.
Ankara Hükümeti, "Kürt isyanını desteklediği" gerekçesiyle Bediüzzaman Said Nursi'yi Burdur'a sürgün ediyor, ardından da Isparta'nın Eğirdir İlçesi, Barla Bucağı'nda zorunlu ikamet kararı alıyordu.
Sürgünde yazılan eserler
Said Nursi, "Risale-i Nur" isimli eserlerinin bir kısmını Barla'da yazmaya başladı. Sekiz yıl boyunca Jandarma gözetiminde tutuldu.
Adeta, nefes alışları dahi izlendi. Isparta şehir merkezinde ise peşine polisler düşüyor, günlük izleme raporlarına şuna benzer ifadeler yazıyorlardı: "Arabasından indi, sarığını düzeltti. Elinde tesbih vardı. Abdest aldı, namaz kıldı..."
Said Nursi'nin eserleri Isparta, Burdur, Afyon ve Denizli'de talebeleri tarafından gizlice çoğaltılıp, yurdun dört-bir yanına dağıtılmaya başlandı.
1935 yılında 120 öğrencisi ile birlikte tutuklanıp, Eskişehir cezaevine kapatıldı. Daha sonra Afyon Cumhuriyet Savcısı, Risale-i Nurlar'ın 600 bin adet çoğaltılıp, Anadolu'ya dağıtıldığını iddianamesinde açıkladı. Bediüzzaman, Risale-i Nurlar'ı, cezaevi şartlarında da yazmayı sürdürdü.
Risaleler aynı yöntemlerle evlerin, işyerlerinin bodrum katlarında ve dolap içlerinde el yazısı ile gizlice çoğaltıldı. Eskişehir, Afyon, Denizli ve Kastamonu'nda yargılanıp tam 28 yıl hapis ve sürgün cezası yedi. "Nur Hareketi"ni başlatmasından, ölümüne kadar sadece kendisi aleyhine tam 700 kamu davası açıldı, hepsinden beraat etti.
36 yıl boyunca da "gizli cemiyet kurmak" ve "rejim aleyhtarlığı yapmak"la suçlandı. Ancak 700 davada, bu konuda tek delil bulunamadı.
Mücadele yıllarında 19 kez "zehirlenme" olayı ile karşı karşıya geldi. Bu nedenle talebeleri bir ömür boyu yemeklerini özel olarak hazırladı, suyunun ise doğadaki kaynaklardan doldurdu.
Savunmada dünya rekoru
Bediüzzaman Said Nursi'nin 1926 yılından itibaren yazmağa başladığı Risale-i Nur isimli eserler, binbeşyüz kamu davasına konu oldu. Bu davaların yaklaşık bin kadarı Avukat Bekir Berk tarafından takip edilip, savunuldu. Sözkonusu davaların sanıkları arasında Said Nursi'nin yanı sıra Türkiye'nin dört-bir yöresinde yaşayan Nur talebeleri de bulunuyordu.
Bediüzzaman'ın tüm yaşantısı boyunca tek "vekaletname" verdiği avukat olan Bekir Berk bu dosyalar nedeniyle bir dünya rekoru kırdı.
Özellikle 1958-1972 yılları arasında elinde çantası ve cübbesi ile şehir şehir koşturup, "Nurculuk Davaları"na giren Bekir Berk, hepsinden de beraat kararı alıp, Türk Hukuk tarihinde ikinci rekoru yakalıyordu.
Avukat Bekir Berk, Said Nursi'nin yanı sıra, sanık sandalyesine oturmuş yüzlerce Nur Talebesi'nin savunmalarını da üstlendi. Hiçbir ücret talep etmeksizin "Nurcuların avukatı" görevini sürdüren Berk, vekaletini alacağı sanığa işin başında şu soruyu soruyordu:
"Önce sizi mi kurtarayım, yoksa Risale-i Nurları mı?"
Bekir Berk'in bu sorusuna, Nur Talebelerinden gelen cevaplar ise bir cümleden ibaretti:
"Elbette Risale-i Nurlar'ı beraat ettirin, sonra da bizi."
Bekir Berk de öyle yapıyordu. Önce, suç delili olarak gösterilen kitaplar için beraat kararı alacak, içeriğinde suç teşkil etmeyen bilgiler bulunan kitapların okurları da otomatikman bu haktan yararlanacaktı. Avukat Bekir Berk'in üniversite yıllarında başlayan mücadele hayatı, ileriki dönemlerde fırtınalı bir şekilde sürdü. Ordu'nun Uzunhisar Bucağı Delikkaya köyünde dünyaya gelen Berk, 1945 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğrenime başladı.
Sağ-sol fikir akımlarının ateşlendiği bir dönemde üniversite öğrencisi olan Bekir Berk, Milliyetçiler arasında yer aldı. O dönemde Mihri Belli ve arkadaşları Süleymaniye Camii'nin minarelerine orak-çekiçli bayrak asarken, bir grup milliyetçi genç de, aşırı sol fikirlerin savunuculuğunu yaptığı gerekçesiyle, Sirkeci'deki Tan Matbaası ve Gazetesi'ne baskın düzenliyordu.
Ateşli bir mücadele adamı
Bekir Berk gençlik yıllarında çok önemli sosyal görevler üstlendi. Milli Türk Talebe Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği ile Türk Ocağı, Milliyetçiler Derneği, Türkiye Milliyetçiler Federasyonu başkanlıklarında bulundu. Bir grup arkadaşı ile de "Komünizmle Mücadele Derneği"ni kurdu.
Aşırı sol fikirlerin yayıldığı 50'li ve 60'lı yıllarda komünizm aleyhtarı toplantılar ve mitingler düzenleyen Bekir Berk, bu arada yurt dışından yayın yapan ve Türkiye'de marksist bir rejim oluşturulması için yönlendirmede bulunan "Bizim Radyo"nun boy hedefi oldu.
Ancak Bekir Berk ve arkadaşları, bu tür yayınlara radyo konuşmaları ile karşılık veriyor, görkemli açık hava toplantıları ile de halkın milliyetçilik duygularına hitab ediyordu. 1952 yılında İstanbul Barosu'na kaydını yaptırıp, fiilen avukatlığa başlayan Berk, ünlü yazar Peyami Safa'nın da savunmasını alıyordu. Heyecanlı ve mücadele dolu meslek hayatının akışı, 1958 yılında tanıştığı Bediüzzaman Said Nursi ile yön değiştirdi. Bu karşılaşma kendisine "Bediüzzaman'ın Avukatı" ve "Nur Talebesi" kimliğini birlikte getirdi.
Nur Talebeleri, Türk Ceza Kanunu'nun 163.maddesine göre "Devletin temel nizamını dini esaslara uydurmak" fiili ile suçlanıyordu. Ülke genelinde açılan bine yakın davada medreselerde ve evlerde ele geçirilen Risale-i Nurlar, rahle, tesbih ve namaz takkeleri suç unsurları olarak gösteriliyordu.
Bekir Berk, işte böylesine dava bombardımanına tutulan Nur Cemaati'nin imdadına hızır gibi yetişti. Bu yoğun mücadelesi sırasında hem yorgun düştü, hem de baskılara maruz kaldı. Gün geldi, herşeye küstü.
1974'de Suudi Arabistan'a gidip 16 yıl süre ile gurbette yaşadı. Hayatını sürdürebilmek için Cidde Radyosu Türkçe yayınlar bölümünde çalıştı. Vatanından ayrı kaldığı süre içerisinde hep ülkenin birliği, bütünlüğü ve dirliğini düşündü.
Çalıştığı radyoda, bu konuları işledi. 1990 yılında tekrar çok sevdiği vatan topraklarına kavuştu. Hemen ardından "Körfez Fitnesi", "Doğu Olayları ve Tehlikenin Kaynağı", "Bediüzzaman ve Siyaset" isimli eserlerini kitap olarak yayınladı. Türk milliyetçiliğinin sembol isimlerinden Bekir Berk 14 Haziran 1992'de İstanbul'da vefat etti. Cenaze onbinlerce cemaatin katılımı ile Fethullah Gülen Hoca tarafından kaldırıldı. Bekir Berk Eyüp Kabristanı'na doğru yolcu edilirken, bu kubbede bir hoş sada bıraktı. Türk milliyetçileri ve çilekeş Nur Talebeleri "Bekir Ağabeyleri"nin kaybını gönüllerine gömerken, "Söz Savunmanın" diyen Türk Hukuk alemi de ünlü bir hatibini kaybetti.
Yarın:
Elveda Isparta
|