![]() |
| 29 OCAK 1997 CARSAMBA |
![]() |
Üst üste acılı günler geçiren İçişleri eski Bakanı Mehmet Ağar, dün kızı Yasemin'in ölümüyle yıkıldı. Susurluk Kazası'ndan sonra hakkındaki iddialar nedeniyle acı ve zorluk dolu günler geçiren Mehmet Ağar yaşamının en büyük ızdırabını dün yaşadı. Ağar'ın henüz 18 yaşında olan kızı Yasemin, dün sabah 10.15'te 38 günden bu yana tedavi gördüğü Bayındır Tıp Merkezi'nde öldü.
ANKARA - Ve Yasemin öldü... Son bir yıldır yaşaması için elinden gelen herşeyi yapan Mehmet Ağar, aylardır başucundan ayrılmadığı kızı Yasemin'i henüz 18 yaşındayken, henüz hayatının baharındayken, dün kaybetti. Bir hafta önce bitkisel hayata giren ve solunum cihazına bağlı olarak yaşatılmaya çalışan Yasemin'in beyninden sonra kalbi de hastalığa yenildi ve dün saat 10.15'te yaşama veda etti. "Canısı"nın cansız bedeni karşısında çaresizliğin kahrını yaşayan Mehmet Ağar, hıçkırıklara boğulurken, acı ve isyan dolu iki sözcük feryat olup döküldü dudaklarından: Işığım söndü... Ve "canısı" parçası her çaldığında gözyaşları içinde kalan Ağar, artık anılarında yaşatacağı "canısı"nı toprağa vermek üzere İstanbul'a götürdü. Yasemin, 1978'de Ankara'da doğdu. Ama ilkokulu, ortaokulu, liseyi İstanbul'da okumuş, İstanbul'u çok sevmişti. O yüzden İstanbul'dan ayrılmayı hiç istememiş, ama hastalığı yüzünden İstanbul'a dönememiş, "Ölürsem İstanbul'a gömün" demişti. Ve dün, çok sevdiği babası, annesi, ağabeyi ve sevenleri eşliğinde, İstanbul'una kavuştu.
Acı sonun haberi, 1.5 yıl önce geldi
Ağarlar'ın en küçüğü olan Yasemin'i pençesine alan ve ölüme götüren kanser, bundan bir buçuk yıl kadar önce ortaya çıktı. Arkadaşları tarafından sevilen, öğretmenleri tarafından ağırbaşlı olarak nitelenen Yasemin, liseyi iki buçuk yılda başarıyla tamamladı. Üniversite sınavlarına girecek zamanı ise olmadı. Liseyi bitirmesinin hemen ardından önce şiddetli başağrıları başladı. Anne Emel Ağar, üzerine titrediği kızını götürdüğü doktordan teşhisi duyduğunda dünyası karardı. Yasemin'in beyninde ur belirlendi ve derhal ameliyat edilmesi gerekti. Amerika'ya götürülen Yasemin bir yıl önce ilk beyin ameliyatını oldu. Ameliyattan sonra rehabilitasyon tedavileriyle eski haline dönen Yasemin'in bu durumu uzun sürmedi. Yeniden epilepsi nöbetleri başladı. Bunun üzerine doktorlar ikinci bir ameliyat gerektiğini söylediler. Ve yeniden yurtdışına, bu kez İsviçre'ye gidildi. Prof. Dr. Gazi Yaşargil Yasemin'i ikinci kez ameliyat etti. Bu ameliyattan sonra Yasemin'in vücudunun sol tarafına felç geldi. Aile Türkiye'ye döndükten sonra Yasemin bir süre İzmir Balçova'da hem radyoterapi hem de fizik tedavi gördü ve vücudunun hareketsiz bölümlerine işlev kazandırılmaya çalışıldı. Ve Yasemin'in yaşama coşkusu zoru başardı. Tekerlekli sandalyeden kalkan Yasemin son dönemde yürümeye ve merdiven çıkmaya başladı.
Ankara'da birlikte geçen 10 mutlu gün
Yasemin'deki gelişme herkesi mutlu ediyordu. Yasemin'in rahatsızlanmasından önce baba Mehmet Ağar milletvekili olduğu için Ankara'da kalıyor, anne Emel Hanım ise Yasemin'in okulu yüzünden kızıyla İstanbul'da kalıyordu. Mehmet Ağar'la ailesinin yolları en son 1993'te Erzurum Valisi olduğunda ayrıldı. Baba Erzurum'a giderken, Yasemin ve annesi İstanbul'da kaldı. Ağar 26 Aralık 1995'te milletvekili seçilince, aile biraraya gelmek için Yasemin'in İstanbul'daki okulunu bitirmesini bekledi. Ancak Yasemin'in rahatsızlığı planları bozdu. Yıllarca biraraya gelemeyen aile, Yasemin'in ameliyatından sonra kenetlendi. Baba Mehmet Ağar, hafta sonlarında kızının yanına gidiyor, yılların hasretini iki kısa güne sığdırmaya çalışıyordu. İkinci ameliyattan sonra Yasemin'in durumunda düzelme olunca, Emel Hanım kızıyla Ankara'ya geldi. Böylece baba hasreti bitecek, hergün birbirlerini görebileceklerdi. İstanbul'daki ev kapatıldı ve Ankara'ya gelindi. Yasemin destekle yürüyebiliyordu ve tekerlekli sandalye artık hayatının ayrılmaz bir parçası olmuştu. Bu nedenle düzayak bir ev tutmak gerekiyordu. Bilkent'te bir ev tutuldu, Yasemin ve Emel Hanım buraya yerleştiler. Hasret 1996 sonbaharında bitti. Ailenin bütün üyeleri, ABD'deki Tolga hariç, Bilkent'teki evde, yeniden aynı şehirde, birarada yaşamanın tadını çıkarmaya başladılar. Mutluluk 10 gün sürdü.
Felçle birlikte gözleri de görmez oldu
Yasemin geçirdiği bir epilepsi nöbetinden sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırıldı. Ağır bir nöbetti ve Yasemin'in iyileşme süreci tamamen tersine dönmüştü. Tüm vücudu felç oldu, gözleri de görmüyordu. Bu korkunç gerçeği herkes birbirinden sakladı. Yasemin'in körlüğünü gizlemeye çalışması, acılar içinde kıvranan anne ve babayı derinden vurmuştu. Yasemin, onlara daha fazla acı çektirmek istemiyordu. Ama daha zor günler sırada bekliyordu.
İstanbul özlemi
Yasemin'in durumu giderek ağırlaşıyordu, herkes herşeyi biliyor ama hiç kimse birbirine belli etmiyordu. Ailece bir sırrı paylaşıyorlardı. Yasemin İstanbul'u özlüyordu. Bunu sık sık söylüyordu. Hazırlıklar başladı, Yasemin İstanbul'a dönüyordu. İstanbul'a hareket edecekleri gün Yasemin şiddetli bir nöbet daha geçirdi ve Bayındır Tıp Merkezine kaldırıldı. Yoğun bakımda geçen günler ve gecelerden sonra durumunda hafif bir düzelme olunca özel odaya alındı. Emel Hanım zaten artık ev kavramını yitirmiş, Yasemin neredeyse o da orada sabahlıyordu. Bayındır Tıp Merkezindeki Yasemin, artık hareket etmiyor, görmüyor ve bir bebek gibi zorlukla konuşabiliyor, bilinci zaman zaman gelip, kimi zaman gidiyordu.
Babası ağrıkesicisiydi
Mehmet Ağar, kendisini yalnız bırakmayan dostlarına pişmanlık içinde "Yasemin doğduğu günden beri ailece 4-5 sefer birarada yemek yedik. Çocuklarımın nasıl büyüdüğünü anlamadım. Ailemle başbaşa olamadım" diyordu. Bu yüzden, bakanlıktan ayrıldığı günden itibaren bir gün bile Yasemin'den ayrı kalmamak için elinden geleni yapıyordu. Ve kızının durumuna rağmen çevresine karşı güçlü durmaya çalışan Mehmet Ağar, zaman zaman kontrolünü kaybediyordu. Ankara'daki Erzurumlular gecesinde, "Canısı" şarkısı söylenirken Ağar gözyaşlarını tutamıyordu. Kanser ağrıları yüzünden kendini kaybeden, çığlıkları hastane koridorlarına yayılan Yasemin'in, hergün yapılan morfin iğnelerinden başka tek ağrı kesicisi babası Mehmet Ağar'dı. Hastaneye gidip, Ağarları ziyaret eden pek çok kişi, babası elini tutunca Yasemin'in çığlıklarının kesildiğine tanık olmuştu. Bu yüzden babası hastaneden hiç uzaklaşmadı. Yasemin uyuduğu zamanlarda hastanenin yakınında, bir dostuna ait benzincideki boş bir odada oturdu, bekledi, bekledi..
Bir hafta önce herşey bitti
Ama sinsi kanser pes etmedi. Tam bir hafta önce, Yasemin'in kalbi ve solunumu dışında bütün yaşam fonksiyonları durdu. Bilincini sonsuza dek kaybetmişti. Sadece kalbi hala bilinçsizce direniyordu. Yasemin ailesinden de yaşamdan da kopmuştu. Onun için artık yapılacak hiç birşey kalmamıştı. Yasemin bir haftadır adı gibiydi... Ailesi ise onu son ana dek bırakmadı. Geceleri artık hayatla tek bağı solunum makinası olan Yasemin'in yanında sabahlamasalar da, sabah kalkar kalkmaz hastaneye koşuyorlardı. Doktorlar "hiç ümit kalmadı, gençliği sayesinde kalbinin dayandığı kadar yaşar ama bitkisel hayattan kurtulamaz" dese de geceyarılarına kadar ümitle beklediler.
Acı haber telefonla geldi
Ve dün sabah, saat 10.15'i birkaç saniye geçe, yine hastaneye gitmek üzere kapıdan çıkarken, acı haberi öğrendiler. Yasemin'in 38 gündür yattığı Bayındır Tıp Merkezi'nden telefonla arayan Prof.Dr. Bektaş Açıkgöz, Ağar'a "Üzgünüm, Yasemin'i kaybettik" dedi. Aldığı haberle yıkılan Mehmet Ağar'ın hıçkırıkları, eşinin ve oğlunun durumu anlamasına ve onların da gözyaşlarına boğulmasına yetti.
"Işığım söndü"
Mehmet Ağar, eşi ve oğluyla birlikte Bayındır Tıp Merkezi'ne gitti ve doğruca kızının bulunduğu odaya çıktı. Aynı anda, Bayındır Tıp Merkezi'nin tüp bebek servisinin açmak üzere hastanede bulunan Aktuna, Yasemin'in öldüğünü öğrendi ve hemen Yasemin'in odasına çıktı. Aktuna'nın gözleri doluyor, karşısındaki insanların acısı karşısında söyleyecek söz bulmakta zorlanıyordu. Ağar ise Aktuna'ya sımsıkı sarılırken, hıçkırıklar içinde feryat ediyordu: "Işığım söndü" Anne Emel Ağar ise kızının başucunda, yanaklarını okşamaya devam ediyor, başsağlığı dileklerini bile algılamıyordu. Görevliler Yasemin'in cansız bedenini yataktan aldılar. Yasemin İstanbul'a gidecekti ve yolculuk için tabuta konması gerekliydi. O sırada Ağar'ın cep telefonu çaldı. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Tansu Çiller, DYP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Gölhan'dan acı haberi almıştı. Önce ona, cenaze işlemleri için gereken herşeyin yapılması talimatını vermiş ve "Mehmet sana emanet" demişti. Sonra da hemen Ağar'ın telefonunu çevirmişti. "Acın büyük Mehmet, biliyorum. Allah sabır versin." 10.36'da acılı ailenin yanına giderek başsağlığı dileyen ilk politikacı Aktuna, hastaneden çıkışında "Olayı açılış sırasında öğrendim. Mehmet de, eşi de yıkılmış. Başsağlığı diledim. Oradan ayrıldım. Zaten uzun süredir komadaydı. Allah rahmet eylesin" dedi. Aktuna, hastaneden uzaklaşırken, "Çocuğu olmayan bu acıyı bilemez, Allah sabır versin" diye mırıldanıyordu.
Hastaneye akın
Acı haber tez yayıldı. Haberi alan politikacılar da Ağar ailesine acılı günde destek olabilmek için hastaneye akın etti. Hastane bir anda anababa gününe döndü. Çok sayıda polis ve eskort aracı hastanenin etrafını çevreledi. Hastanenin çatısına dahi sivil polisler yerleştirildi. Aktuna'nın ardından hastaneye ilk gelen Devlet Bakanı Bekir Aksoy oldu. Hastaneye saat 11.35'te Meral Akşener, Ankara Emniyet Müdürü Mehmet Cebe, 11.38'te ANAP Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner, 11.40'ta Devlet eski Bakanı Necmettin Cevheri, DYP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Gölhan, saat 11.45'te beraberinde eski bakan Kazım Dinç'le birlikte Devlet Bakanı Nevzat Ercan, 11.50'de Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu, 11.55'te Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez, DYP Genel Başkan Yardımcısı Hayri Kozakçıoğlu, 12.10'da Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel, DYP Milletvekili Ünal Erkan, 12.15'te Ufuk Söylemez geldiler.
Ağar, oğlunun ağzını tuttu
Yasemin'in cenazesi hastanenin acil çıkışından saat 12.30'da çıkarıldı. Ağar'ın yakın arkadaşları, Devlet Bakanı Bekir Aksoy, Sanayi Bakanı Yalım Erez ve çok sayıda sivil emniyet mensubu tarafından Sivil Savunma'nın ambulansına yerleştirildi. Cenazenin yerleştirilmesinden sonra hastanenin ön kapısından iki kişinin kolunda ağlayarak Yasemin'in anneannesi ve acılı anne Emel Ağar çıkarıldı. Daha sonra hastanenin kapısında korumalarının kolunda güçlükle yürüyen, gözlerindeki kızarıklığı ve şişliği güneş gözlükleriyle gizlemeye çalışan Mehmet Ağar çıktı. Emel Ağar arabanın önüne, Mehmet Ağar ve oğlu Tolga arabanın arkasına bindi. Ağar'ın arabaya binmeden önce Devlet Bakanı Bekir Aksoy'a sarılmak istediği sırada, görüntü almak isteyen muhabir ve kameramanlar izdihama neden oldu. Basın mensupları, acı içindeki Tolga'nın canını sıkmıştı. Üzerlerine yürümek istedi, ama Tolga Ağar'ın ağzını, babası Mehmet Ağar sıkıca tutarak konuşmasını önledi. Ve Ağar ailesi, polis korteji eşliğinde cenaze ambulansıyla birlikte hastaneden ayrıldı. Kısa bir süre önce henüz yaşarken götürmek için bütün hazırlıkları tamamladıkları halde hastaneden çıkaramadıkları Yasemin'i defnetmek için İstanbul yoluna koyuldu. Ankara'da kalan dostları ise, yapılması gerekeni yapıyor, İstanbul'daki arkadaşlarına Yasemin'in, bugün İstanbul Fatih Camii'nde kılınacak cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığında toprağa verileceğini duyurup, gerekli hazırlıkların tamamlanmasını istiyordu.
Doktor: Solunum durması sonucu öldü
Acı haberi Ağar'lara duyuran Prof.Dr. Bektaş Açıkgöz, "Yasemin'de beyin tümörü vardı. 1996 Ocak ve Ağustos aylarında tümör çıkarılmış, radyoterapi ve kemoterapi uygulanmış. Bize 24 Aralık günü geldi. Yaptığımız tetkiklerde tümörün beyin hücrelerine nüksettiğini, beyin sapını sardığını tespit ettik. Bu nedenle de hastayı kaybettik" dedi. Açıkgöz, bitkisel hayata giren Yasemin Ağar'dan tıbbi desteğin yakınlarının iradesiyle çekilip çekilmediği yönündeki bir soruya da, "Kendisine son dakikaya kadar tıbbi destek verdi. Solunum durması sonucu öldü" dedi.
Bilge Kağan Lisesi'nin başarılı öğrencileri arasında bulunan Yasemin, karnesindeki tüm derslerini vermiş ve diplomasını almaya hak kazanmıştı. Okul yönetimi diplomayı hazırlamış, sağlığına kavuştuktan sonra Yasemin'e teslim etmeyi bekliyordu. Tedavi uzayınca, okul idaresi diplomayı ve karneyi Ankara'ya götürerek Yasemin'e teslim etmeyi planlamıştı. Ancak Yasemin, hazır bekleyen diplomasını alamadan yaşama veda etti.
Yasemin'in arkadaşları ve öğretmenleri anlatıyor
İlkokulu Ankara, Çankaya ilkokulu'nda okuyan Yasemin Ağar, daha sonra Ankara Yükseliş Koleji'nde ortakokul hazırlık okudu. 1990 yılında babasının İstanbul'a Emniyet Müdürü olarak atanmasıyla birlikte, Florya Özel İstek Bilge Kaan Lisesi'nde Ortaokul birinci sınıfa başladı. Altı yıl boyunca bu okulda öğrenim gören Yasemin'in öğretmenlerinden Serap Başaran, öğrencisinin ölüm haberini alınca şok geçirdi. En sevdiği öğrencileri arasında bulunan Yasemin'in başarılı bir öğrenci olduğunu belirten müdür yardımcısı Serap Başaran şunları anlattı: "Bazıları gibi babasının durumunu kullanarak hiç bir zaman devamsızlık yapmadı. Derslerinde istikrarlı ve başarılıydı. Okulun son zamanlarında bana gelerek ağrılarını anlattı. Ben de konuyu ailesine iletmesini ve en kısa sürede tomografi çektirmesini söyledim. Ama o anne ve babasının çok evhamlı olduğunu ve yalnız başına tomografi çektirmek istediğini söylemişti. Daha sonra hastalığı ortaya çıkınca Amerika'ya gitti ve bir daha görüşme olanağımız olmadı" Sınıf arkadaşlarından Aslı Bravo, Yasemin ile ilgili olarak şunları söyledi: "Kredili sistemle öğrenim gördüğümüz için bazı derslerde birlikte olurduk. Yasemin çok konuşkan, şakacı, arkadaş canlısı bir kızdı. Babasının siyasi kariyeriyle hava atan tiplerden değildi. Sınıfta hastalığından hiç yakınmaz, bahane etmezdi.Ben sınıf arkadaşı olmama rağmen hastalandığını televizyondan duydum. Okulda bize babasıyla çok iyi anlaştığını, birlikte barlara gittiklerini, kendisini "bebeğim" diyerek sevdiğini anlatırdı. Annesinin ise üzerine titrediğini ve hastalanır diye evin camlarını bile açmadığını söylerdi.Yani yaşamı ile hastalığı ters orantılıydı.Hastalığından bahsetmediği halde ben şüpheleniyordum.Bir gün bir sınav çıkışında başının çok ağırdığını normal bir ağrı olmadığını bazen bildiklerini de bu yüzden unuttuğunu söyledi.Hastalığı boyunca iyileşeceğine inanıyordum.Ama onun iyiliği neşesi yaşamasına yardımcı olamadı.Onu hep seveceğim benim için sonsuza kadar yaşıyor " dedi. Yasemin'in okula geldiğinden beri çok iyi arkadaş olduklarını belirten en yakın arkadaşı Pelin Öztürk ölümüne inanmadığını belirterek, "Yasemin hazırlığı Ankara da okuduktan sonra bizim okula geldi ve 6 yıl boyunca beraber çok iyi arkadaş olduk.Onunla kardeş gibiydik.Paylaştığımız çok şey vardı.Okulda ki sohbetlerimizde babasının işi nedeniyle onu az gördüğünü bu yüzden çok özlediğini ve sevdiğini söylerdi.Hastalığından hiç yakınmazdı.Son zamanlarda sık sık ilaç kullanıyordu.Hastalığının bu durumaü gelebileceği hiç aklıma gelmiyordu.Ben onun insan sevgisinin hastalığını yeneceğine inanıyordum.Benim için Yasemin ölmedi o hep bana şunu derdi: Bir gün ayrılsada yollarımız,sonsuza kadar beraber düşüncelerimiz " dedi. |
|