kapat

20 OCAK 1997 PAZARTESI

İki kilit isim cezaevinde

Bayrampaşa Cezaevi'nde 2 mahkum. Biri uyuşturucu kralı Celal Ateş'in eşi Gülbahar Ateş. Diğeri, Sincar Aşireti'nden Murat Sincar. Gülbahar Ateş'in Susurluk'ta ölen polis müdürü Hüseyin Kocadağ'la birlikte Behçet Cantürk'ü öldürttüğü iddiası var. Murat Sincar ise hapiste olduğu dönemde Cantürk'ün kendisini ziyarete geldiğini söylüyor. Savaş Ay'ın Gülbahar Ateş ve Murat Sincar'la röportajı bu akşam saat 22.20'de atv'deki "A Takımı"nda yayınlanacak.

Refah Partisi Van Milletvekili Mustafa Sıddık Bayram, Aktüel'in 8 Ocak tarihli sayısında, yeraltı dünyasının ünlü isimlerinden Behçet Cantürk'ün öldürülmesi olayıyla ilgili inanılmaz iddiaları dile getirdi.

Bayram "Çete, benden de haraç istedi!" diyor ve ekliyordu: "Yeşil kod adlı Ahmet Demir devlet adına benden 500 bin mark haraç istedi ama vermedim. Meclis koridorlarında Abdullah Çatlı'yla tanıştırıldım. Behçet Cantürk'ü, Hüseyin Kocadağ ve öldürülen uyuşturucu kralı Celal Ateş'in karısı Gülbaher Ateş tuzağa düşürüp öldürttüler. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görevli üst düzeyde bir polis şefi bana, kan davalı olduğumuz Sincar Aşireti'ni kastederek 'Senin düşmanların varmış. Onları istediğin yerde sana teslim edelim. İster infaz et, ister ne yaparsan yap. Yalnız bunun faturası 150 bin marktır' dedi. Kabul etmedim, 'Ben aciz biri değilim. Hesabım varsa kendim görürüm' dedim."

Susurluk kazasının ortaya çıkardığı karanlık ilişkilerin gündemi kilitlediği günlerde ortaya atılan bu müthiş iddialar, birbiri ardına patlayan skandallar ve şok belgeler arasında kaynayıp gitmişti sanki.

İddialar çok ağır

Ancak, atv'deki A Takımı programının kaptanı Savaş Ay, Bayrampaşa Cezaevi'ndeki çalışmalarında iddialara konu olan Gülbahar Ateş ve kellesine 150 bin mark biçilen Murat Sincar'la görüşmeyi başardı. Her ikisi de tutuklu bulunan Ateş ve Sincar olayla ilgili görüşlerini arkadaşımıza bakın nasıl anlattılar.

Yer Bayrampaşa Cezaevi kadınlar koğuşu.

- Gülbahar hanım Aktüel'de sizinle ilgili çok ağır bir iddia var. Milletvekili Mustafa Bayram, Hüseyin Kocadağ'la buluşup birlikte Behçet Cantürk'e telefon edip onu eve çağırdığınızı, sizlere çok güvenen Cantürk'ün korumalarını bile almadan eve geldiğini ve burada tuzağa düşürülüp öldürüldüğünü ileri sürüyor.

Gülbahar ATEŞ- Evet. Bu çok ciddi bir itham. Ben Hüseyin Kocadağ'ı hiç tanımazdım. Ve olay tarihinde bilgime başvurulmak üzere 4 gün müdüriyette göz altındaydım. Çarşamba, Perşembe, Cuma, Cumartesi. Bu tarihleri çıkarabilirsiniz kayıtlardan.

- Peki siz milletvekili Bayram'ı tanır mısınız?

ATEŞ- Hayır o beyi de hiç tanımam.

- Peki böyle bir iddiayı neden ortaya atmış olabilir ki?

ATEŞ- Hiç bilmiyorum. Gelsin iddiayı karşımda söylesin. Çok büyük bir iddia çünkü. Yani dava da açacağım bu yüzden kendisine.

- Yanılmıyorsam eşinizi yitirdiniz-

Cantürk'ü tanıyor

ATEŞ- Evet eşim Hollanda'da öldürüldü.

- Neydi olay acaba?

ATEŞ- Orada bir sokak savaşıydı zannedersem. Hollanda'da bir sokak savaşıydı.

- Siz bu işlerin içine girdiniz mi hiç. Hani ucundan kenarından da olsa.

ATEŞ- Hayır hayır asla...

- Peki şu an neden burada, cezaevindesiniz?

ATEŞ- Bir affı cürümden dolayı burada tutukluyum. Kocamın kardeşi öldürüldü yakın süre önce. Bizim de aile ile ilgili bir miras davası vardı, benden kuşkulandılar. Oysa kaynımla ilgili problemim yoktu benim. Dava devam ediyor. İnşallah yakında çıkacağım.

- Peki Behçet Cantürk'ü tanır mıydınız?

ATEŞ- Evet tanırdım. Kocamın vasıtasıyla tanırdım kendisini. Öldürüldüğü günlerde üvey oğlumun bir olayıyla ilgili olarak beni göz altına almıştı polis. Bilgime başvurmak üzere 4 gün orada tutmuşlardı.

- Peki siz Behçet Cantürk'e telefon açtığınızda güvenerek evinize gelir miydi? "Bir dostun eşidir. Kardeşim sayılır" filan der gelir miydi, güvenir miydi size?

ATEŞ- Bu şekilde telefon açıp, gel eve diyecek şeyim yoktu.

- Öyle bir yakınlık dostluk yok yani.

Kocasının kirvesi

ATEŞ- Yakınlık, dostluk!.. Eşimle beraber bir kirveliği vardı. Fakat hani eve gel... Ben dul bir kadınım. Nasıl eve gel derim kendisine.

- Yok o anlamda değil. Hani başım sıkıştı, başım dertte, bir şey dertleşmek istiyorum gibisinden.

ATEŞ- Yok yok... Ben kendim giderdim onun iş yerine. Öyle durumlarda ben giderdim.

- Çok gittiniz mi?

ATEŞ- Tabi gittim

- Ne gibi sıkıntılarınız vardı da gittiniz.

ATEŞ- Sıkıntılarım... Hiçbir sıkıntım yoktu. Gittiğim vakit de "Çocuklara biraz akıl verebilir misin?" diye giderdim.

- Bir hami gibi mi diyorsunuz yani?

ATEŞ- Tabi, eşimin çocuklarına biraz akıl verebilir misin gibilerinden gitmişimdir bir iki sefer.

Aşiret çocuğu

Savaş Ay, Gülbahar Ateş'ten sonra yine Bayrampaşa Cezaevi'nde bulunan ve Mustafa Bayram'ın "Çete kellesi karşılığı 150 bin mark istedi" dediği Murat Sincar'la konuştu.

- Milletvekili Mustafa Bayram'ın çeşitli iddiaları var. Ne diyorsunuz buna.

Murat SİNCAR- Şimdi, tabii biz şu anda düşmanımızı tanıyoruz. Mustafa Bayram'ın kim olduğunu biliyoruz, düşmanımızı tanıyoruz, yalnız polis şefinin kim olduğunu bilmiyoruz, bizim tabii polis dostlarımız da vardır, tabii ki biz bazı duyumlar da aldık almadık değil.

- Ne zaman oldu bu?

SİNCAR- Bu takriben iki sene evvel oldu. Cezaevinden yeni çıkmıştım. Öyle bir duyum aldık, bu duyumdan sonra biz polisten birazcık uzak, bulunamayacağımız yerlere gittik. Onlar silahsız olduğumu bildikleri için rahat bir şekilde infaz edebileceklerini düşündüler, benim söylemek istediğim bu. Bu adam düşmanımız.

- Niye düşmanınız efendim sizin Mustafa Bayram?

SİNCAR- Bu adam, aşiret reisi olan büyük ağabeyinin öldürülme olayından bizi sorumlu tuttu.

- Siz miydiniz efendim gerçekten sorumlu?

SİNCAR- Şimdi, tabii ki bizim büyüklerimiz var, ben tam olarak cevap veremeyeceğim.

- Ama biliyorsunuzdur yani ailenin küçüğü bilir.

Barış girişimi

SİNCAR- Tabii, illaki bilir, Cemal ağabeyimden sonra, içerdeyken daha doğrusu, bütün işlerini ben yönettim, daha sonra dışarı çıktı.

- Peki bir barışma girişiminiz olmadı mı?

SİNCAR- Şimdi, kendileri, Cemal ağabeyim içerdeyken 3-4 sefer teklif ettiler bababa. Yakında barış da olabilir.

- Belki siz candan yürekten bu barışın olmasını istiyor musunuz efendim?

SİNCAR- Bugüne kadar İstanbul'da bir sürü olaylarımız oldu, olayın tam olarak nasıl aksettiğini bilmiyorum, ağabeyim biliyor.

- Abiniz konuşmayı düşünür mü efendim acaba?

SİNCAR- Ağabeyim çıkalı bir sene oldu. Bugüne kadar biz de bazı girişimlerde bulunduk, rica ettik, galiba basın karşısına bugünlerde çıkmak istemiyor, ama çıkacak, çok büyük açıklamaları, çok güzel ve çok geniş açıklamaları olacak, buna eminim. Öldürülen bazı insanlar onun dostlarıydı, insanlar bizim de dostlarımızdı.

- Kim efendim mesela?

SİNCAR- Behçet Cantürk gibi olsun. Bunlar benim ziyaretime gelen insanlar. Ben burda Mustafa Bayram için bir şey daha söyleyeceğim. Düşmanını 150 bin mark verip öldürtmüyor veya öyle bir şey düşünüyor, bizimle bir işi varsa...

- Meselem varsa kendim görürüm diyor.

SİNCAR- Evet öyle diyor ama bunlar artık milletvekili olmuş insanlar, uyuşturucudan yakalanmış, daha önce ben kendisiyle de yattım. Çıksın bize o polisin adını açıklasın. Biz de o düşmanımızı da tanıyalım. Çünkü o da bir düşmandır.

- Bu iddia doğruysa tabi, bunların hepsi birer iddia.

Tahsilat yapıyor

SİNCAR- Tabii bunlar doğruysa, tabii ki iddia, ben son olayda alındım, kendi alacağımızı tahsil etmekten dolayı alındım. Hepimiz, düşman sahibi olduğumuz için silah taşırız. 3-4 kişi, ayriyetten bir Kaleşnikof alınmış.

- Siz alacağınızı tahsil etmeye Kaleşnikoflar'la mı gidiyorsunuz?

SİNCAR- Hayır, kesinlikle hayır, zaten ayrı bir tartışmadan dolayı teyzemin oğluyla ayrı bir tartışmadan dolayı bir olay oluyor.

- Siz az önce, ben burdan yatarken Behçet Cantürk geldi, ziyaret etti, ben içerdeyim, ağabeyim dışardaydı dediniz, daha önce yattınız mı efendim?

SİNCAR- Tabii daha evvel Sarı Nezir cinayetinden yatmıştım. Beş seneye yakın, 86'da işlenmişti cinayet.

- Sarı Nezir?..

SİNCAR- Evet beş sene yatmıştım, o olaydan ben Mardin'deyken Behçet Cantürk'ün kardeşi vardı yanımızda Zabit diye bir rahmetli. Yine rahmetli Behçet abi beni ziyarete geldi, gördü, tanıdığımızdı, çok iyiydi.

- İddia bunların hepsi, peki kaç yaşındasınız siz?

SİNCAR- Ben şu anda 28 yaşındayım.

- Bazen lanet olsun, ya keşke böyle olmasa, keşke barış gelse, kardeş kardeşe yaşasak dediğin oldu mu?

SİNCAR- Tabii ki bunları düşünmüyor değiliz. Ama bizim büyüklerimiz var, bizi yöneten insanlarımız var.

- Peki onlar düşünüyor mu acaba?.

SİNCAR- Tabi düşünüyorlar, ama galiba da daha devam eder. Çünkü kendisi bu kadar yol almış, yıllarını verdi içerde tahmin ettiğim kadarıyla devam edecek.

- Bazen küçük sözü dinlemek iyidir diye abinize...

SİNCAR- Tabi söylüyoruz ama şimdi tabii ki ağabeyimin yanında, sizinle konuştuğumuz gibi rahat konuşamayız. O bir büyüğümüzdür. Çünkü onun beyni daha büyük. Ona bağlı Mardin'de 60 bin insan var.

- İnşallah büyük beyinlerimize, büyük sevdalar, sevgiler gelsin, barış umutlar, gelsin, hatta sığmasın bile.


© COPYRIGHT 1997 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır) YÖRE Elektronik Yayimcilik A.S.