![]() |
| 17 OCAK 1997 CUMA |
![]() |
Bugün sizlerle biraz felsefe üzerine sohbet edelim istedik.. Biliyor musunuz, Descartes'ı 50 yaşından sonra yeniden keşfetmek son derece ilginç ve müthiş keyifli bir iş.. Heyecan verici de.. Bunu yaparken, koca Osmanlı İmparatorluğu'nun neden battığını gösteren işaretlerden birini daha yakaladım.. Descartes Türkçe'ye ilk kez 1895 yılında İbrahim Ethem bey tarafından çevrilmiş.. Düşünürün, 1637 yılında yazdığı "Discours de la Methode" isimli eserini, "Hüsn-ü İdare-i Aklı. Ulumda Taharri ve Hakikate Dair Usul Hakkında Nutuk" adı ile çeviren Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu bir bürokrat olan İbrahim Ethem bey, ne var ki, kitabı bir türlü izin alıp bastıramamış.. Nedeni ise inanılmaz bir gerekçe.. O zamanın Milli Eğitim Bakanlığı yöneticileri, batıda 250 yıl önce basılmış olan filozofun "Akıl en iyi taksim olmuş şeydir" diye başlayan bu eserinin basılmasını, bakın hangi gerekçe ile yasaklamışlar: "Bu kitabın içinde çok sık akıl ve felsefe kelimeleri geçmektedir.. Bu nedenle basılması sakıncalıdır..." Ve kitap birkaç yıl sonra, ancak, içindeki "Felsefe kelimesi Hikmet sözcüğü" ile değiştirilerek yayınlanabilmiş.. "Hikmet" kelimesi, eğer yanlış hatırlamıyorsak, genelde, "Tanrı'nın insanlarca anlaşılamayan işi" anlamına gelir.. İbrahim Ethem bey, Türkiye Felsefe Kurumu Bülteni'nde "Kitabı yayınlattık ama, felsefe sözünü de kurban verdik" diye acı acı anlatmış o günleri.. Ve bu önemli kitap, içindeki akıl ve felsefe sözcüklerine dokunmadan 1928 yılında yeniden yayınlanmış.. Utanç tablosudur bu, utanç tablosu.. Felsefe ve akıldan korkan yönetimler bakın ne kadar büyük kötülükler yapmışlar bizlere..
Descartes'dan matbaaya
1600'lü yıllarda yaşamış ve "Düşünüyorum o halde varım" cümlesini ortaokul son sınıfta öğrendiğimiz Descartes, İbn-i Sina'nın önemini de bilen filozoflardan biri.. İbn'i Sina'nın, "İnsanın en iyi bildiği şey kendisidir. Ruh en iyi şekilde ancak kendisini bilir" sözünü dünya literatürüne armağan eden kişi Descartes'dir.. O, İbn'i Sina'yı 1600'lü yıllarda bildiği için yararlanmış, bizler ise 1900 yılında hala felsefe ve aklın zararlı olduğunu savunanlar tarafından yönetilmiştik ve Descartes'i bilmiyorduk... Oysa Descartes, ölümünden iki yıl önce 1948'de, Viyana'lı bir öğrencisine "Felsefenin yalnız batıda değil, ama Osmanlılar'da da kabul görmesini umut ettiğini" söylemiş.. Acaba, Türkiye'yi yönetenler felsefeden korkmamayı, 2000 yılına üç kala benimsediler mi dersiniz? Bize sorarsanız, zamanımızda da "Felsefe ve akıldan korkanlar var".. Geçen yıl ölümünün 400'üncü yılı nedeniyle dünyada anılan Descartes ve onun "akıl" konusundaki yaklaşımlarını, Osmanlılar eğer 1600'lü yıllarda tartışmaya başlasalardı, bugün inanıyorum ki bambaşka bir dünya olur ve bizler de bu bambaşka dünyada, bambaşka koşullarda yaşıyor olurduk.. Dünya tarihi bile değişirdi.. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu'nu yönetenler okuyunca o hataları belki de yapmayacaklardı.. Eğer o zaman okusaydık bugün fizikte, kimyada, Tıp'ta ve diğer tüm dallarda bizim de Nobel ödüllü isimlerimiz olurdu.. Çünkü, Aklın hakim olduğu toplumlar, her zaman kazanmış, akıldan korkan yöneticiler ise toplumlarını her zaman felakete sürüklemişlerdir.. Halkın okumasından korkan Osmanlı İmparatorluğu yönetimi, matbaa makinesini 300 yıl yasaklamanın bedelini çok ağır ödetti bizlere.. 1440'a doğru bulunan, 1470'lerde geliştirilen matbaa makinesi, Osmanlıya ancak 1726'da geldi.. Osmanlı'yı yönetenlerin bu korkak tutumunun bedelini bizler bugün hala ödemeye devam ediyoruz.. Hala okumuyoruz.. Hala bilgisiziz.. Ve üstelik okumamayı normal karşılayan insanların yaşadığı bir toplum.. Yani, okumamaktan utanmayan insanlar var hala.. Bakın, felsefe, şu sıralar her kesimin ağzında olan "etik" sözcüğünün, ekonomiden dine, insan davranışından düşünmeye, kadından globalleşmeye kadar, anlamını anlatan tek bilimdir.. Onun için "Akıl" diyen Descartes'ı okumadınızsa mutlaka okuyun.. Okudunuzsa tekrar karıştırın.. Felsefe konusundaki toplantılara katılın.. Kitap bulamıyorsanız, "Türkiye Felsefe Kurumu; P.K. 176 Yenişehir, 06442 Ankara" adresine yazın ve sorun.. Türkiye'nin ne kadar çok filozofu, ne kadar çok felsefeye ilgi duyan insanı olursa, Türkiye o kadar çabuk aydınlanacak, o kadar çabuk düşünmeyi öğrenecek ve o kadar çabuk sıçrayabilecektir.. Gelin bugün kendinize bir iyilik yapın; "Bir kişi hangi koşullarda aynı kişi olarak kalır?" sorusuna cevap arayın.. İçinizdeki filozofu uyandırın. |
|