![]() |
| 16 OCAK 1997 PERSEMBE |
![]() |
Bizler istediğimiz kadar feryat edelim, tepki gösterelim, laik cumhuriyetin temelinden sarsıldığını haykıralım. Türkiye'nin gerçekleri bambaşka. Ortada iki ayrı Türkiye var. Biri bizim olduğuna inandığımız ve bizim inançlarımıza göre yönetilmesini istediğimiz bir Türkiye. Laikliği en ince ayrıntısına kadar uygulayan, Atatürk ilkelerini bir anayasa gibi benimsemiş, siyasi, sosyal, ekonomik ve mantığı ile Batı dünyasına daha yakın ve açık, İslam dünyasına dost ancak mesafeli bir Türkiye. Diğer Türkiye ise, din unsurunu en ön plana alan, Müslüman ülkelere çok daha yakın ve Batı'yı sevmeyen, kendine özgü ekonomi ve siyasi görüşleri olan milyonların yaşadığı bir ülke. Açıkçası birbirimizi tanımıyoruz. Biz onları 70 yıldır görmezden geldik. Varlıklarını, sayılarının giderek arttığını dahi kabul etmedik. Hoşumuza gitmeyen her şeyi yasaklayarak ülkenin sahibi olacağımıza inandık. Paylaşmayı, diğerlerinin görüşlerini dinleyerek bir uzlaşıya varmayı veya onları ikna ederek ülkeyi birlikte yönetmeyi hiç denemedik. Her şeyin istediğimiz gibi yürüdüğünü sandık. Belirli sınırları aşmaya kalkanları "takunyalı" diye yıpratmaya kalkıştık. Sonra ne oldu? Bir gün uyandığımızda ne görelim... Takunyalılar neredeyse hepimizi teslim alma noktasına gelmişler. Şu sıralarda hayretler içinde Türkiye'yi keşfetmeye çalışıyoruz. Eğer haftalardan beri Fadime olayı ratingleri patlatıyorsa, işte bu şaşkınlıktan kaynaklanıyor. Halk öğrenmeye çalışıyor. Ekranlarda gördüğümüz insanları, giysilerine bakıp, sanki Mars'tan gelmişler gibi, kim olduklarını, görüşlerini çözmeye uğraşıyoruz. Tabii bu arada, hâlâ taş kafalı olanlarımız ya askere göz kırpıp darbe kışkırtıcılığı yapıyor veya "yasaklayın ekranları, susturun şu insanları, bu iş bitsin" diyorlar. Artık treni kaçırdıklarının farkında değiller. Hiç değilse şimdi uyanıp "Biz nerede hata ettik? Neyi düzeltelim ki, bir arada yaşayabilelim? Onları nasıl ikna edelim ki ülkenin parçalanmasını önleyebilelim?" deseler, ne güzel olacak. Ancak nafile, taş kafalılar gerçekleri göremeyecekler. En tehlikelisi de, bağnazlıklarından dolayı ülkenin geleceği ile de oynuyorlar...
Diğerleri bakarken Refah gol attı...
İki ayrı dünyadaki bu çelişki özellikle Fadime olayında daha da netleşti. Büyük kanallarda tarikatlar yerden yere vurulur, hırpalanırken, Refah, bizim tarafta çok tepki yaratan "tarikat liderlerine verdiği iftar yemeği ile" son derece önemli bir gol attı. Biz bu yayınların tarikatları gözden düşürdüğünü sanıyoruz. Evet, bizim cenahta gözden düşürdü ancak onların taraftarlarını hiç etkilemedi. Asıl etkileyen Erbakan'ın verdiği iftar yemeği oldu. Refah birdenbire önemli bir taktik zafer kazandı. Şimdiye kadar tarikatlar dünyası bölünmüştü. Her biri bir başka partinin şemsiyesinin altındaydılar ve kendi aralarında da sürtüşme halindeydiler. 1) En önemli çekişme ekonomik alanda görülüyordu. Kimi çok zenginleşiyor, diğeri aynı başarıyı gösteremediğinden dolayı tepki veriyordu. 2) Tarikatlar İslam'a göre "iyiler" ve "kötüler" diye bölünmüşler ve birbirlerini suçluyorlardı. Birbirlerini dini yanlış yorumlamakla, giysilerinden söylevlerine kadar farklılıklarıyla çatışıyorlardı. 3) Nihayet, liderleri arasında sürtüşme vardı. Tarikatlar eskiden daha çok ekonomik çıkarlarına göre parti tutarlardı. Muhalefetteki Refah onlar için pek cazip değildi. Aynı tip iftar davetlerine en kaba 10 tarikat lideri gelirdi. İşte Refah bu çıkmazdan kurtulabilmek için en önemli adımını, son iftar yemeğinde attı. Şansı da yaver gitti... Büyük tarikatların küçümsedikleri hatta eleştirdikleri Aczmendi liderinin başına gelenlerden sonra, tarikatların toplu bir taarruza uğramaları Refah'ın davetinin cazibesini arttırdı. Tarikatlara sahip çıkan parti izlenimini verdi. İktidarda olmasının da sağladığı avantaj sayesinde bu defa hemen hemen tüm tarikat liderlerini bir araya toplamayı başardı. Hatta, gelmek istemeyen daha doğrusu Erbakan ile özdeşleşmek istemeyenler dahi birer temsilci gönderdiler. Refah kadroları -biz istediğimiz kadar tepki gösterelim- son derece memnun. Tarikatların Erbakan ile yemek yemesi öyle bir görüntü verdi ki, Refah önemli bir oy anbarına ilk defa elini tam anlamıyla sokmuş oldu. Tansu Hanım Mesut Bey'e kızadursun... Ecevit ile Baykal kavga ededursunlar... Refah, önce siyasi birlikteliği sağlıyor, tarikatları kendi şemsiyesi altında topluyor. Ardından da bu tarikatların gerek duydukları ekonomik desteği verecek. Fadime dolaylı şekilde Refah'a çok yarar sağladı. Bizim medya üzerlerine gittikçe köşeye sıkışan tarikatlar da ister istemez Refah'ın kucağına daha çok düşeceklerdir. Gördüğünüz gibi, bizim dışımızdaki Türkiye'de bambaşka gelişmeler yaşanıyor. Artık gözümüzü kapatmayalım da bu gidişi değiştirmenin yollarını arayalım. Yoksa hiçbirimiz kazanamayacağız. |
|