kapat

16 OCAK 1997 PERSEMBE

Siyaset uğraşında "günahkarlık" oranı bilinebilir mi?

Ta çocukluğumdan bu yana Türkiye'de "dinin siyasete alet edilip edilmediği" tartışmaları sürüp gider.

TV programlarında Müslümanlığını sokak köftecilerinin mangal dumanı gibi buram buram tüttüren bir takım dindar siyasetçilerin yoğunlaşması, bu tartışmaları yine yangınlaştırdı.

Dindar siyasetçilerin yaptıkları açıklamalarla ayırımlar gayet basit. İslam'da cennete layık olmak için dünyadayken nasıl yaşanması gerektiğini şöyle bir mayonezledikten sonra, bu tür bir yaşama karşı çıkanları, cenneti hak etmeye uğraşanların önünü keserek günah işlemekle suçluyorlar. Kendilerine göre şu mantıksal mengeneyi kullanıyorlar.

- Müslümanım diyorsan böyle bir günah işleyemezsin.

* * *

Ancak iş bundan sonra çatallaşıyor.

İslam'da, "cennete layık olmak için dünyadayken nasıl yaşanması gerektiği" konusunda değnekçilik yapmaya kalkmış bir yığın insan var tarihte...

Bunlardan hangisinin şimdi cennette bulunduğu kanıtlanmadıkça, vaktiyle söyledikleriyle yaptıklarının da İslam'a uygun olup olmadığı kanıtlanamaz.

Örneğin Hz. Muhammet'in manevi vekilliği sayılan hilafet, ona layık olanlarca mı temsil edildi hep?

Muaviye, Hz. Muhammet'in güvendiği biriydi. Kuran-ı Kerim'in kaleme alınmasına da yardımcı olmuştu. İktidar hırsıyla Hz. Peygamber'in damadı Hz. Ali'ye etmediğini komadı.

Sıffin savaşında Kuran'ın sayfalarını mızrakların ucuna takarak, Ali'nin üstüne yürüyen Muaviye değil miydi?

Yedi yıl halifelik, yani İslam'ın manevi liderliğini yaptığı halde şimdi kendisi cennette midir, değil midir?

I. Selim, Mısır'da oturan son Abbasi halifesi III. Mütevekkil'den onun gönlünün rızasıyla mı alıp da geldi halifeliği İstanbul'a?

III. Mehmet İslam'ın halifesi değil miydi?

Ama on dokuz kardeşiyle oğlu şehzade Mahmut'u öldürmekten geri kalmadı. Tuttuğu oruçlar, kıldığı namazlar, işlediği cinayetlerin kefaretini ödemeye yetti mi? Şimdi cennette midir kendisi?

Nerede siyaset varsa, orada sevaptan çok günah vardır.

* * *

Dini siyasete alet edip etmemek... Yani insanlardaki ölüm korkusuyla cennete gitme tesellisini onlara egemen olmak için, kendilerine karşı kullanıp kullanmamak...

- Öldükten sonra cennete gitme çabalarınıza benim gibi katkıda bulunanları başınıza getiriniz. Bu çabaları engellemek isteyenleri kafir sayınız. Bir Müslüman önce İslam'a inanmışları benimser, kafirleri değil... v.s..

İnsanlarda ölüm bilinciyle ölüm korkusu bulunmasa, bu tür siyasal söylemlerin bir anlamı olur muydu?

Yani efendim siyasette başa geçme tezgahı, "cennete layık olup olmama" terazisini elinde tutuyormuş gibi görünme aktörlüğü üstüne kurulur muydu?

Siyasette başa geçmek için böyle bir tezgahı kullanmak, ancak bir tek koşulla geçerli olabilir. O da gelmiş geçmiş Hz. Peygamber vekillerinden, yani halifelerden hangilerinin cennete, hangilerinin cehenneme gitmiş olduğunu kanıtlayarak...

* * *

Bir de gerçek demokrasilerde "inanç özgürlüğü"nün "düşünce özgürlüğü"yle tokuşmaması sorunu var...

Bu konuyu rahmetli Turgut Bey'le konuşurken:

- İnanç sahibi olanlar çoğunlukta, düşünce sahibi olanlar azınlıkta, demişti...

İşte siyaset dalaşında, oruç, namaz ve iftar gösterilerinin orta oyununa dönme nedeni...

"Düşünce özgürlüğü" olmadan, salt inanç özgürlüğüyle "kazançlardaki haram" sorunu saptanabilir mi? Saptanabilir mi hangi safderunların ne kadar kazık yiyip yemediği?

İnanç, öldükten sonra cennete layık olma yöntemlerinden birini benimsemekse, düşünce özgürlüğü de "alçak olmadan, ahmak olmadan" yaşıyabilmenin haritasıdır.


© COPYRIGHT 1997 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır) YÖRE Elektronik Yayimcilik A.S.